17.01.2020

Stephen King’in Çılgınlığın Ötesi… Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı… Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi… Bu kitapları okuduktan sonra devamlı portre ağırlıklı sergilere gider olmuştum. Aptallıktı, biliyordum; ama umut etmekten bir türlü kendimi alamıyordum. Bir portrenin canlanmasını umuyordum. Canlanıp benimle konuşmasını. Eğer yağlı boyadan yapılmışsa hafif keskin, baş ağrıtan bir ses tonu, sulu boyaysa belli belirsiz, buğulu, hatta cinsiyetsiz bir sesi, yok karakalemse sesinin tonunun ayağı yere basan, son derece tok olduğunu hayal ediyordum ister istemez. Tablolara sık sık dokunduğum için görevliler tarafından uyarılmaktan bıkmıştım ama kendimi zapt edemiyordum. Sanki dokunmazsam canlı olup olmadığına emin olamayacaktım. Onun için çerçeveli tablolardan hiç …

Okumaya Devam Et

12.01.2020

Düşünüyordum. Bilmek istiyordum… Kim olduğumu, ne istediğimi… Boşluktaydım çünkü. Yaptığım hiçbir şey anlaşılmıyordu. Ben de kimseyi anlayamıyordum. Bir şey dendiğinde amacını sorguluyordum; çünkü kafam karışıyordu mesela. Bunun bir tek sebebi vardı. Kendimi tanımakta zorlanıyordum; çünkü, belki de bundan korkuyordum. İstemesem de; cesur olmak istesem de; içten içe korkuyordum işte. Kendime devamlı yalanlar söylüyordum. Bunları düşünürken; adeta dilek kapıları açıldı ve önüme beyaz bir şey düştü. Sonra daha beyaz bir şey… bir kağıt süzüldü avcuma. Sanki hava elime tutuşturmak suretiyle ikram etmişti bu kağıdı bana okumam için. Kağıtta benim resmim vardı. Daha doğrusu bir tür karikatür. Karikatürde ben eğilip beyaz bir …

Okumaya Devam Et

11.01.2020

Bir ergen bile olduğu anlaşılamayan, sessiz bir kızdı. Çocukken de bir çocuk olduğu anlaşılamamıştı. Ergenlerin hep söylediğini o yaşamıştı. Onu gerçekten kimse anlayamamıştı. Herkesin en iyi arkadaşı, can yoldaşı olabilirdi. Yani kim derdini anlatmayan, her şeye razı olan, her an orada bulunan birisiyle arkadaş olmazdı ki? Yanında hiç kimse olmadığında, yani serbest bırakıldığında, kulaklığını kulağına takar, bir noktaya bakıp öylece, saatlerce kalırdı. Bir gün yatarken kulaklığıyla uyuyakalmıştı. Anneannesi, bir odalık bir evde ikisi kalıyorlardı, yattığı kanepeye yaklaştı ve sonunda, kulaklığın birisini çıkartıp kendi kulağına taktı. Oydu! Torunuydu! Kim derdi ki bu kadar güzel bir sesi olacağını bu kızın… Bir melek …

Okumaya Devam Et

06.01.2020

Biyolojik bir topunuzun olduğunu düşünsenize. Yani canlı bir top. Oyunlarda kendisiyle oynanmayı sevecek, bunun için yaratıldığını düşünecek ve yuvarlandıkça, sektikçe mutlu olacak bir top. Bir nevi yemek yemek gibi olacak onun için zıplamak. Bir nevi kinetik enerjiyle doyacak işte. Hatta daha ileri gidelim… Bu top takım tutacak. Eğer birden fazla olursa bazıları centiltop olacak ve tuttuğu takıma kazandırmaya çalışmayacak. Bazıları da; bizimki gibi, şike yapacak… Bir gıdım daha ileri gidelim haydi… Bu top birisine aşık olacak. O hangi takımdaysa ona kazandıracak. Diğer arkadaşlarıyla arasındaki hatır-gönül ilişkilerini kullanacak onun için. Bu topun laftan anlamayan bir yüreği olacak yani. Hata yapacak onun …

Okumaya Devam Et

04.01.2020

“Bu karanfilli sigarayı nereden buldunuz?? Bunu hiç görmemiştim. Tütün de kokmuyor bu sanki.” “Tabii tütün kokmayacak! Bu sigara tütünsüz. Yandıktan sonra yararlı olan tek şey var bu sigarada. Oksijenin sevip kayırdığı tek şey… Ama önce… Ateş alabilir miyim evladım? Çakmağımı unutmuşum da…” “Tabii teyzeciğim, buyurun, ben yakayım.” “Yak evladım yak, yakarken içine çekmeyi unutma! Gör bak, sen de tazeleneceksin.” “Gerçekten de öyle…” “İşte bu sigara sayesinde tam iki yüz yıl yaşadım ben. Tıpkı bir karga gibi… Evet, karganın tersine ağardım; ama yaşadım. Gerçi aslında kargalar iki yüz yıl yaşamazlar ya, herkes öyle bilir nedense. Ben de alıştım böyle söylemeye.” “Siz …

Okumaya Devam Et

01.01.2020

Bavul niyetine bir dağcı çantası alıp; kimseye söylemeden çıktım. Telefonumdan hattımı çıkarttım. Onu almamayı gözüm yemezdi; ama kimsenin bana ulaşamaması için hattımı değiştirebilirdim pekâlâ. Hiç kullanmadığım bir servisten almıştım. Kontörlü diyorlardı eskiden bu tür hatlara. Otuz lira yeterdi. İnternet için kullanacaktım çoğunu muhtemelen kablosuz bağ olmadığında. Dağcı çantama birkaç kat iç çamaşırı, banyo malzemelerim, bilgisayarım ve üç kat giysi sığmıştı. Yer bile kalmıştı ama yeterdi bu kadar. Cüzdanımda da pasaportum vardı. Hesabımdaki tüm parayı dolara çevirdim. Uçak bileti satan bir yere gidip herhangi bir ülkeye bilet aramaya koyuldum. Vizesiz bir ülke olmalıydı. Küçücük bir broşür çarptı gözüme onlarca broşür arasından. …

Okumaya Devam Et

24.12.2019

Meşhur salonundan adımımı atmayı sabırsızlıkla bekliyordum. Bir punduna getirip torunuyla arkadaş olmuş, kendimi onun evine davet ettirmiştim. O mütevazı görünüşlü ama efsanevi salonuna… Helacı Dede’nin efsanevi salonu… Biraz tuhaf geldiğini biliyorum; ama adam tuvaletçilik yapıyordu bir dinlenme tesisinde. Böyle olsa da o salonun mesleğiyle hiçbir ilgisi yoktu. Evindeki salondan bahsediyorduk. Bir televizyon falan bulunmayan, normalde de çok sıradan sayılmayan bir salondu burası. Salonu destansılaştıran şey vitrinindekilerdi. Bir şamdan, yakışıklı olsa da epey yaşlı bir adamın heykeli ve bir kristal küre. Helacı Dede o heykelin bir Zeus Heykeli olduğunu söylüyordu. Sakalları yıldırımı andırıyordu, bence gayet olasıydı. Bir de suratında çapkın bir …

Okumaya Devam Et

22.12.2019

‘Hayatımızdaki Handikaplar Festivali! Yılın ilk gününde yapılan bu festivale herkes davetlidir. Herkes hayatında aştığı bir engeli, maddi ya da manevi, temsil eden bir nesne getirecek, semt ve şehir meydanlarına bunlar yığılıp önce üzerlerinden atlanıp; sonra da yakılacaktır…’ Yıl iki bin iki yüz seksen yedi idi ve böyle bir festival yapılıyordu ülke genelinde. Tevekkeli değil çağ yuvarlak demişti ünlü bir bilge. İlkel çağlarda yapılan hasat festivallerinden hiçbir farkı yoktu bu festivalin. Sadece Handikap Festivali olmuştu adı. Türkçe bile değildi bu isim. Yine de babasının malı gibi sahiplenmişti halk onu. Tuhaftır, git gide daha az şey yakılır olmuştu. Öyle ki, bir yıl …

Okumaya Devam Et

21.12.2019

Ertesi gün hiç tanımadığı bir yere gidecekti. Eve girerken ayakkabılarını çıkartması gerekecekti doğal olarak. Yine aynı şey… Herkes çoraplarını görecekti. Rahatlıkla bir yere gidip çorap alabilirdi; ama o çoraplardan başkasını giymeyi tercih etmiyordu. Alışmıştı onlara. Genelde çoraplarını başka birileri görmesi gerekmiyordu; ama bu kez biraz tuhaf bir şey olacaktı. Daha önce birkaç kere olduğu gibi. Çorapları organikti. Onları kendi yapmıştı. Dışarıdan, yüzlerce ince yılanın ya da solucanın ayaklarını sarıp birbirleriyle kaynaşmış olduğu bir görüntü sergiliyorlardı. Bu da insanlara dehşetengiz geliyordu. Oysa o biyolojik dengeleyici bir çorap tasarlamıştı. Yılan ya da solucan değildi onlar. Sadece o tür şeylere benzeyip ayaklarının sinirlerine …

Okumaya Devam Et

19.12.2019

Küçücük, incecik bir flüt çalıyordu. Apartmanının bahçesinden geliyordu sanki ses. Bu sadece bir tahmindi ama. Kimin çaldığını bilmiyordu. Sanki iki tane flüt çalınıyordu bazen. Ya da o kadar ustaca çalıyordu, o kadar kıvraktı ki, iki kişinin çaldığını düşündürüyordu insana. Flütü dinlediğinde gözüne yeşil geliyordu. Yeşilin her tonu… Flütü çalan kişinin tarzına göre, yeşilin tonu da değişiyordu. Picolo flüt olabilirdi çalan. Ya da uzak doğunun onlarca flütünden biri. Uzaklık sesi tahmin edilmez hale getiriyordu. Günün her zamanında çalabiliyordu kim çalıyorsa. Bazen korkuyordu. Ya onun işte olduğu bir saatte çalarsa;? Ya o günlük yeşili göremezse? Bir gün gece çok geç vakit marketten …

Okumaya Devam Et