Yeşil gözlerindeki ışığın sönmesinden korkmasam, onu öldürürdüm. Evet, benim kocamdı, onu her yönüyle sevmem, iyi günde de; kötü günde de yanında olmam, onu bırakmak dahi istememem gerekiyordu ama evlendiğimden beri sadece gözlerini sevebilmiştim. Geri kalanı işe yaramazdı. Aslına bakarsanız o adam gözleri dışında evlat olsa sevilmezdi. Allahtan ondan bir evladım da olmamıştı. Ne olacak, görücü usulü bir evlilikten benim de kısmetime böyle bir şey çıkmıştı işte. Bir kere kötü kokuyordu. İkincisi konuşmasını, oturup kalkmasını bilmez, olur olmadık yerde olur olmadık şeyler söylemek konusunda hayrete şayan bir başarı gösterirdi. Dağınıktı, pisti, sevgisizdi. Hiçbir şeyi sevdiğini görmemiştim. Arabası dışında… Ama… Ailesinde kimsede …
Kategori: Beklenmedik
12.07.2018
Bir köpek yavrusunun inleyişini duyduğunda dahi onu hatırlıyordu. Aslına bakarsanız çok doğaldı bu tür bir sesi duyduğunda onu hatırlamak; çünkü hatırladığı, doğurduktan birkaç gün sonra öldürdüğü bebeğiydi. Kendi elleriyle öldürdüğü… Neden öldürmüştü kendi bebeğini vicdan azabından delireceğini bile bile? Çünkü varlığı kendi varlığını tüketecekti. Anlamıştı bunu ve bununla baş edemeyip öldürmüştü onu bir an bile düşünmeksizin. Gece rüyalarında, gündüz hayallerinde onu görse de tuhaf bir şekilde, hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilmiş, ta derinliklerinde ferah kalabilmişti. Yıllar geçmişti ve eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir bebeği dünyaya getirmemek konusunda bir adım dahi geri atmamış ama vicdan azabıyla kıvranmış, bir taraftan da ferah …
11.07.2018
Bir yüze, bir bedene bürünmek mümkün olabilseydi… Yani istediğimiz bir yüz ve bedene… Ben en akılda kalmaz olanına bürünmek isterdim. Her şeyim silik olsun dilerdim. İnsanlar beni fikirlerimle kafalarına alabilirlerse, işte ancak o zaman görünür olabilmek için. Tıpkı bir hayalet gibi.., hayal edebildiklerinde görünmek isterdim. Gerçek olan beni zihinlerinde canlandırabildiklerinde. Eksikliklerim ve fazlalıklarımla. Eksikliklerimi gidermek, fazlalıklarımdan alabilmek için… Kül Kedisi masalındaki peri, keşke bana uğrasaydı. İşte o zaman ondan gece yarısına kadar bu şekilde silik olmayı dilerdim herhalde. O zaman camdan bir ayakkabı düşürmeme gerek kalmazdı. Eğer beni görürse… Yeterdi işte… Gerçi, ben bir erkek olduğum için… Ne fark eder …
10.07.2018
Asasını elinde öylece tutuyordu. Zaten hayatı boyunca böyle yapmamış mıydı? Ortalarda dolaşıp asa sallamaktan başka ne yapmıştı ki! Kendi içinde bile var olmayan, ya da kıl payı olabilen bir güçle bir sürü şey yapıp sırf böyle bir güce hükmettiği için kendisini üstün saymamış mıydı? Üstelik sadece istediği şeyi içinden geçirmesi yetmişti. Hiçbir bedel ödememişti bunun için. Bedel ödememek miydi onu üstün yapan? Ne yaparsa yapsın bedel ödememek… Peki ya asası kırılsa? Başka bir asa da yaptıramayacak olsa… Ya da; tümden gitse içindeki o şey… O zaman ne yapardı bu hayatta? Altı yüz yaşında olmasına rağmen ne öğrenmişti? Asası olmadan ne …
07.07.2018
Bir oyuncakçıdan oğluna bir silah almıştı. Silahı eline alan çocuğun ilk işi onu vurmak olmuştu. Oyuncakçı hile yapmıştı.
28.06.2018
Tekerlekler yolda yağ gibi kayarken daha önce hiç duymadığı bir parçayı dinlemekteydi. Bu küçük mp3 çaları yolun kenarında bulmuştu. Bisikletinin pedallarını çevirirken müzik dinlemeyi çok severdi ve kendi parçalarından sıkıldığı an böyle bir mp3 çalar bulmak ona göre mucizenin ta kendisiydi. Cihazı açtığında dinlediği müzik hiçbir şeye benzemediğinden, önce onun elektronik müzik olduğunu düşündü; ama değildi işte. Müziğin sesini sanki başka bir organıyla almaktaydı. O kadar farklı, duyular arası bir şeydi. Bir anda, elindeki mp3 çalar değişip bir direksiyona dönüştü. onunsa yapması gereken tek şey direksiyonu çevirmekti. On ya da on beş dakikalık bir zaman zarfından sonra müzik bitti. Müzik …
25.06.2018
Herkes birbirinin üstüne yığılmış, görevini yapma telaşına düşmüştü. Bir tek yer ve binlerce insan vardı. Bunun için kuyruk ölümüne uzundu. Zemin, insanlar kuyruktaki yerlerini bırakamayacaklarından dışkıyla kaplanmıştı. Sıralarını savan insanlar da zemini temizlemekle uğraşıyordu. İnsanlar liderlerini seçiyordu. Eskisi gibi bölgesel değildi. Artık politikacılar çok daha dürüsttü. Mühürde mürekkep bile yoktu. Kağıtlara yazık olmasın diye hiçbir kağıt da yoktu ortada zaten. Mühür bir tür bilgisayar faresi, kağıt da basit bir el terminaliydi. Henüz on sekizine girmiş genç, terminal ekranındaki isimlere baktı. Bu isimlerden hiçbirini tanımıyordu ama fotoğrafik hafızası tüm isimleri anında zihnine kopyalamıştı. İçlerinden rastgele birisine mührü basıp seçim sonuçlarını beklemeye …
21.06.2018
Aslında batıl inançları yoktu ve bu tür şeyleri küçümserdi. Ne var ki, vücudunun hiçbir parçasını ortalığa bırakmaz, kestiği tırnakları ve dökülen saçlarını bile yakardı. Kazayla damlayan bir damla kanını bile yanında taşıdığı ağır bir dezenfektanla yıkardı. Tuvalete gittiğinde tuvaleti aynı dezenfektanla yıkamayı ihmal etmezdi. Kazayla düşürdüğü bir yara kabuğunun bile izini sürerdi. Saçlarının yere dökülmemesi için perukla gezerdi. Neredeyse dökülen derisinin hesabını soracaktı havadan. İşte o kadar düşkündü vücut parçalarına. Ama… Bazen bilerek ve isteyerek verirdi insanlara bir tel saçını. öyle büyük bir şey verir gibi değil… İçinin ısındığı bir insanın omuz başına usulcacık iliştiriverirdi mesela. Çok büyük bir şeyi, …
18.06.2018
Hiçbir şeyi eksik olmayan bir siteydi burası. Alışveriş merkezleri, parkları, galerisi, Tiyatro ve sineması, Spor salonu, hatta bir ikinci el pazarı bile olan… “İkinci el pazarı” deniyordu; çünkü kimsenin dili “bit pazarı” demeye varmıyordu. İşte bunun için bir sitede birleşmişti bu insanlar. Hiçbir yerleri hiçbir şeye varmadığı için. Onları oluşturan tüm hücrelerin ulaşımda problemleri olduğu için… Sadece kendileri olduğunu düşündükleri şeye varabildikleri için tıkmışlardı kendilerini bir kutuya. Varmak kolay olduğu, az gidip uz gitmek istemedikleri, böylece bir arpa olsun yol kat edemediklerini kendilerine itiraf edemedikleri için… Bense, kazayla girmiştim aralarına. Bu şekilde giren ama onlarda kaybolmayan tek kişi olmalıydım herhalde. …
16.06.2018
Bir kuyudan bakraçla su çekiyordum. Çıkrığın kolunu çevirdiğimde bakracın olağan üstü ağır olduğunu keşfetmiştim. Nitekim, bakracın içine girmiş bir kurbağa gördüm. Halinden son derece memnundu kurbağa. Kuyuya atlaması için bakracı ters çevirdiysem de; bakracın içinde kalmak için son gücüyle gayret etmekteydi. Çaresiz, içinde o olduğu halde bakracı çektim ve bakraç yere değer değmez kurbağa omzuma fırlayıvermişti bile. Aklıma şu meşhur kurbağa prens masalı gelmişti. Biraz iğrenme, biraz da merakla, neden merak ettiğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu, kurbağayı bir kayaya doğru fırlattım. Evet, masaldaki gibi bir duvara fırlatmamıştım; ama sonuç olarak fırlatmıştım işte ve karşıma yakışıklı bir adam çıksa …