11.08.2018

Yürüyüş yapmayı çok sevdiğinden herhangi bir yer tercih etmeksizin yürürdü. O gün de kayalık bir anda yürümeyi ve yer yer tırmanış yapmayı tercih etmişti. Parası yoktu ama her şeyi basitleştirirdi o. Otostop yaparak ilerler ve çoğu yerde de yürürdü. Böylece hem ilerleyebiliyor hem de değişik yerlerde yürüyüş yapabiliyordu. O gün de her zamanki gibi, dikkatli ve keşfedip öğrenmeye hazır gözlerle etrafına bakarken yüksek bir kayanın tepesine kondurulmuş, o ana kadar hiç görmediği denli devasa bir kuş yuvası gördü. Hemen tırmanmaya başladı. Her ne kadar parası olmasa da tüm teçhizatı yerindeydi. Yuvaya ulaştığında, yuvanın kenarında, dokunduğun an ölecek kadar ölüme yaklaşmasına …

Okumaya Devam Et

09.08.2018

Pek yakışıklı sayılmayan bir adamdan dans daveti almış olmak, hele bu adam pek güzel kokmuyorsa… oldukça rahatsız edici bir deneyim olabilir. Evet, epey önyargılı ve şekilci bir düşünce olduğunu biliyorum. Önce yakışıklı olmadığını, yani sayılmadığını söylüyorum; sonra da pis koktuğunu ekliyorum. Gerçekten de leş gibi kokuyordu ama emin olun, Eros’un kendisi gelse, böylesine pis kokan birisinin dans davetini kabul etmemi sağlayamazdı. Neden önce yakışıklı sayılmadığını söylüyorum? Reddetmek için en sağlam neden sayacağını biliyorum çoğunuzun bunu. Davetini kabul etmesem de ondan kurtulamamıştım. Bir öküzün misksiz, sadece dışkı gibi koktuğunu düşünün. Gerçi zaten iğdiş edildiğinden misk kokmaz bir öküz… İşte öyle kokuyordu. …

Okumaya Devam Et

08.08.2018

Hiç kimse onun gibi yemek yapamazdı. Bu kadar iddialı bir cümle sarf etmemin nedeni, yemeği onun kadar ciddiye alan birisinin varlığına inanmayışımdı. Aslında bazen ona bile inanamıyordum. Yemek yapmayı öylesine ciddiye alırdı ki, bir şey doğrarken tahta ve plastik gibi lifli ya da zarar verici partikülleri olan malzemeler değil de obsidyen gibi taşlardan plakalar kullanırdı mesela. Kullanacağı blenderların ya da çok amaçlı mutfak robotlarının uçlarını kendi yapar, yaptığı malzemeleri çok iyi seçerdi. Yapacağı her yemeğe özel uçları kullanırdı. Bunu bile önemserdi. Nihayetinde her uç, her zaman yıkandığından buna gerek olmaz diye düşünebilirdi. Hatta böyle düşünmesi en uygun olanıydı çünkü bu …

Okumaya Devam Et

02.08.2018

Dinozor Nuro, yani namı diğer Nurullah ile üniversite hazırlıkta tanışmıştık. O yaşta apak kesilmiş saçları, hâlâ orolet içip her fırsatta tavla atması, bir de her nedense her fırsatta dinozorları yok eden göktaşından dem vurması yüzünden ona her anlamıyla dinozor derdik. Hatta çoğu zaman Dino Nuro. Tavlada mars olduğunda cankuntaran efekti gibi yapardık. “Di-no-nu-ro-di-no-nu-ro-di-no-nu-ro….” Küplere binerdi bizim Dino o zaman. Hey gidi Nuro hey… Çaydı kahveydi asla ağzına koymamıştı, koymazdı… Varsa yoksa oraletti onun için içecek namına. Ya da çok çok nadiren gazoz. Takıntılıydı. Eskiye takıntılıydı kardeşimiz. Tarih okuması hiçbirimizi şaşırtmamıştı o yüzden. Nuro’muzun elinden her türlü tamirat işi de gelirdi. …

Okumaya Devam Et

27.07.2018

Bir zamanlar, şansa çok fazla inanan bir adam varmış. Adama herkes Ali Baba dermiş. Bu adamın, eti kemiği bir, cılız mı cılız bir atı varmış. Atın cılız olmasının nedeni, Ali Baba’nın ona sadece dört yapraklı yonca, o da bulursa, yedirmesiymiş. Onun dışında sadece su içebiliyormuş hayvan. Zaten nasıl olup da ölmediğine herkes şaşıyormuş. Ali Baba dışında… Ali Baba’nın kendisi de nasıl olduğunu kimsenin bilmediği bir şekilde çok dinç kalıp hiç yaşlanmıyormuş. Böyle böyle, atı da kendisi de bu zamanlara kadar yaşlanmadan ama deri kemik bir, üflesen yıkılacak halde olsalar da gelmişler. Ali Baba’nın dediğine göre yüzyıllar boyunca yaşamış ikisi de… …

Okumaya Devam Et

23.07.2018

Gergin bir telden ne kadar farklı ses çıkabilir ki? Telli çalgıların çok sesli olmasının nedeni en az iki telli olması. Ağız kopuzunda tek tel var; ama onun da kenarlarında telden biraz kalın olsa da tele çarpıp titremesini sağlayacak iki parça var. Yani bir telden bir tek ses çıkar ve o tel bir çalgıyı oluşturamaz… Ne var ki, ben rüyalarımda bir tek telden istediğimi çalabileceğim bir çalgı olarak yararlanmaktaydım. Bir tek, incecik telden… Dümdüz, en ufak bir pürüzü ya da fazlalığı bulunmayan, yaklaşık otuz santim uzunluğunda bir telden… Hafif paslı görünen ama pas kokmayan bir telden… Arkadaşımla konuşarak yürürken; tam söylediğim …

Okumaya Devam Et

22.07.2018

Küçük bir köpek yavrusunun viyaklamalarını duyduğunda, otobüsten henüz inmişti. Evine doğru yürüyecek yaklaşık yirmi dakikalık yolu kalmıştı. İki elinde de yaptığı alışverişten aldıkları bulunmasına rağmen sese yöneldi. Yavru bir köpek, bir ağacın altında öylece kıvrılmış inliyordu. Elinde torbalar vardı. Köpeğe yardım edemezdi. Etmedi. Ölüme yaklaşmışken; belki de bir saat sonra ölecekken; hayatını bir film şeridiymiş gibi zihninde çevirirken; tam o sahnede hayıflandı. Keşke elinde torbaları varken sese doğru gitmeseydi.

Okumaya Devam Et

18.07.2018

Sana yalancılardan ne kadar nefret ettiğimi söylemeyeceğim. Onları sevmediğimi bile duymayacaksın benden. Sana, yalan söylemenin kötülüklerinden de bahsetmeyeceğim. Yalan söylemenin ne denli özgürleştirici olduğundan ve insanda yarattığı mutluluktan bahsedeceğim. Bunu kullanmanın inceliklerinden dem vuracağım. Ama her şeyden önce ‘yalan’ sözcüğünü ağzında defalarca yuvarla. O yavanlıktan kurtar onu. Utancından arındır. O katmanı em ve tükür. Geriye kalan katmanı ağzında çevirdiğinde, yani kelimenin tadı değiştiğinde bana haber ver. … Tamam mıyız? Değişti değil mi tadı? Biraz görkemli bir tat var şu an ağzında değil mi? Dur! sakın biraz daha emme. Eğer devam edersen, ağzında çevirip durursan bu görkemli lezzet alışkanlık haline gelir …

Okumaya Devam Et

16.07.2018

Son gülen olmak, son sözü söylemek, son anına kadar … yapmak, ya da olmak… Son… Son… Son… ah! Bu insanlar bilmez midir ki, ilkin olmadığı yerde son da olmaz. Bilmezler mi ki, zaman sadece saatlerdedir… Güneş, ay ya da gezegenlerde bile değildir zaman. Onlar bile bilir, söndükleri an yanacaklarını ve bu anın hiç kadar az bir an olduğunu ve her şeyin hep böyle olmaya devam ettiğini… “Hiç” ile, hiçlikle aramızda bir kıl payı mesafe olduğunu ve her defasında, yani hiçbir defasında o mesafenin aşılmayacağını; ama aşılmadığında bile hiçin, hiçliğin bize şah damarımızdan da yakın olduğunu. Bunları düşünürken; son yudumumu da …

Okumaya Devam Et

15.07.2018

Avcundaki çizgileri kadına gösterdiğinde, geleceğinin o kadın tarafından okunacağını umuyordu. Hiç yoktan onun bir çift palavra atabileceğini… Kadının, ona saçma gelen işaretler yapmak suretiyle dilsiz olduğunu belirtmesini değil… Oysa elini alıp baktığında konuşmaması hiç tuhaf gelmemişti ona. Kuzu kuzu elini uzatıp geleceğini ona teslim etmekte beis görmemişti. İyi olmuştu… Gelecek de ancak dilsizlere emanet edilmeliydi zaten.

Okumaya Devam Et