Bir ülkenin askeri yoksa, eskiden savunmasız olduğu düşünülürdü. Oysa teknoloji gelişmesine rağmen hala insanlar asker olarak görevlendirilmeye devam ediliyor. Gelişen uygarlığa karşın hala bir şeyler öldürülüyor. Yani bir ülke asker yetiştirmiyorsa hala savunmasız olarak görülüyor. Benim ülkem hariç tabii… Ülkem neresi? Ben kimim? Ülkemin yeri hiçbir haritada yok. Benim adım da öyle… Madem öyle, varlığımı sizlere nasıl kanıtlayacağım? Aslında bir kanıta gerek görmeden; sadece anlatacağım. Adı önemli değil. Dilimin nasıl olduğu, topraklarımdaki iklim çeşitliliği… Hiçbiri önemli değil hepsini merak ediyor olsanız da. Yine de anlatacağım. Tüm ülkelerde yaşayan bir halkım var benim. Bir milletim… Benim milletim diğer ülkelerin içinde birer …
Kategori: Fantastik
21.03.2020
Gözler onundu, Eller onundu, Ayaklar, gövdeler, saçlar, onundu. Biz onunduk. ‘Biz’ diye bir şey yoktu, Sadece avunuyorduk. Onundu gökyüzü, Yıldızlar, ay onundu. Yeryüzü onundu, Solucanlar, köstebekler, karıncalar onundu. Ama o bizimdi. ‘Biz’ diye bir şey vardı. O sadece avunuyordu.
19.03.2020
Tutkusu olan insanları severim. Tutkusuz insanlar ruhsuz bedenlere benzerken tutkulu insanlar bir kamp ateşi gibidirler. Ruhları olan bedenlerden çok daha fazladırlar. O da öyleydi. Tutkuluydu benim gibi. Yani ondan benden daha tutkulu olduğunu düşündüğüm için hoşlanmamıştım. Tutkusuyla tutkum birbirlerine benzediği için hoşlanmıştım. Daha büyük bir kamp ateşi olabilmek için birleşmek istemiştim onunla. Yaşamayı bildiği, onu benim yaptığım gibi icra ettiği için sevmiştim onu. Tutkumu söndürmeye çalışmadığı için rahat etmiştim yanında. Değiştirmek istemeyeceğim biri olduğu için… Onunla birlikteyken tutkusuz insanlarla alay etmek istiyordum. Onları ısıtacak kadar yanlarında olmak, belki içlerindeki kıvılcımı büyütmek, belki de bedenlerini tekrar doğsunlar diye alaylarımızla yakmak için… …
11.03.2020
Yavru domuzcuk evinden kaçmıştı. Bir domuz çiftliğinden… Bir yerden kulaklarıyla topladığı bir umut kırıntısı uğruna bir yola çıkmıştı işte, bakalım ne olacaktı. Umutluydu domuz. Umut kırıntısı, bir domuzu kesmek üzere götüren bir insandan gelmişti. “Müslümanlar,” demişti adam burnundan küçümseyen bir havayla birlikte bir sümük parçacığı fırlatarak. “Bu güzelliklerin etini yemiyorlar…” Müslümanlar da onlar gibi insan olmalıydı. Nasıl anlayacağını bilmiyordu bir Müslüman gördüğünü; ama bir şekilde kırıntıları takip edecekti böyle. Ümit kırıntılarını… Galiba bulmuştu bir Müslüman. Ona ifadesiz gözlerle bakan birisini bulduğu için böyle düşünüyordu. Oysa sonradan birkaç cümleden seçebildiği kadarıyla bu adam Yahudiydi ve domuzlardan son derece nefret ediyordu. Yine …
07.03.2020
Zengindim. İstediğim her şeyi alabilirdim paramla. Yatırımlarım boldu. Bir iş de yapmıyordum. Sadece takılıyordum. Dünyayı gezmiyor, şiir yazmıyor, kitap okumuyor, spor yapmıyor, yüzmüyordum. Birisini sevip sevmediğimi bile bilmiyordum. Sevgi benim için hayatımdaki bir sürü muammadan biriydi. Aslında muamma bile değildi. Umursamayıp ‘muamma’ deyip geçiyordum her şeye… Ne yaptığımı bilmiyordum. Sabah kalkıyordum, bir şekilde akşam oluyordu ve tekrar sabah kalkıyordum. Uzun zamandır saatim yoktu. Yakın zamanda bir arkadaşım altın bir kurmalı saat almıştı; ama kurmayı çoğunlukla unuttuğum için güvenilir değildi kolumdaki zaman. O saati bana kimin aldığını bile hatırlamıyordum. Babamdan kalma paramın suyunu çekeceği, benim kendime geleceğim, hayatın anlamını falan arayacağım …
04.03.2020
Diş perisine inanmaması için hiçbir neden yok. Birkaç kere yastığının altına diş koyup yerine birkaç kuruş almışlığı var. Oysa bugün diş orada, yastığının altında durup duruyor. Peri bunlar, grev yapacak hâlleri yok. Akılları mı şaştı acaba? Karıştırdılar mı yatağını? Dişini falan mı kaçırdılar gözlerinden? Yani her çocuğun yastığına bakamıyorlar demek ki… Belki de burada çok çocuk var diye kaçtı gözlerinden. Annesiyle babası öldü öleli, o da yavaş yavaş erimekte dünya yüzünde sanki. Kimse onu onlar gibi sevmiyor ki. Her lafında ağzının içine bakmak şöyle dursun, artık yüzüne bile zar zor bakılıyor neredeyse. Diş perileri niye unutmasın ki?
26.02.2020
Çatı akıyor galiba ama… Su değil bu… Bu… Kakaolu süt… Yok artık… O mu yaptı yine? Böyle saçma ama komik, mucizevi ama kolay şeyleri ancak o yapabilir. O kim mi? O… Mail sapığım. Somut olan bir mail sapığı bu. Sadece yüzünü görmeyip sesini duymadığım. Hayatıma her yönüyle kendisini göstermeden; en azından o olduğunu bilmeden kendisini göstererek katılabilmiş bir zat. Erkek muhtemelen. Yaptığı bazı işler oldukça kuvvetli birisinin yapabileceği şeyler. Ya da arkası çok güçlü bir kadın. Ekibi olan bir adam… Biri işte… Bilgisayarımı açıp maillerime baktığımda göreceğim maili tahmin ediyorum. ‘En sevdiğin şeyi kafan havaya dikili içmeye çalışmanı görmek isterdim…’ …
13.02.2020
Bir leğen dolusu kıymayı yoğururken bir yandan da bir tiyatro sanatçısının seslendirdiği bir kitabı dinlemekteydi. Kırk dokuz yaşlarındaydı. Keldi, göbekliydi, bıyıklıydı, kalın kaşlıydı; ama ter kokmuyor, sigara içtiği için sesi çatallı çatallı çıkmıyor, en ufak fırsatta dedikodu edip el alemin kızlarına laf atmıyordu Köfteci Dayı. Bir köfte arabası işletir, iki-üç ayda bir yer değiştirirdi. Zabıtalar nedense ona pek ilişmezlerdi. Güzel yemeğin hikmetinden olabilirdi. Çok lezzetli olurdu yaptığı köfteler. Herkes ona ‘dayı’ dediğinden arabasına basitçe ‘Köfteci Dayı’ yazmıştı. Fazlasıyla basit; ama çekiciydi. Tanınabilmesi için böylesi yeterliydi. Köfte yaparken dinlese de satarken, müşteri gelmediğinde okurdu. Yüzlerce kitap okumuştu. Aynı zamanda binlerce kelime …
19.01.2020
Bebeğimizi seviyorduk; ama farklı olduğu için korkuyorduk ondan. Böylesine bir varlığı, yaratık demiyorum, nasıl olur da biz dünyaya getirebilirdik? Daha doğumunda küçücük bir bülbül girmişti hastaneye nasıl yapmışsa. Kimse de çıkartmamıştı. Bir zararı yoktu ki… Bir de bakmıştım ki omuz başımda şakıyor. Ben bağırıyorum o şakıyor. Sonra, hiç acı içinde değilmişim gibi susmuş onu dinliyorum. Kafası çıkar çıkmaz o da susmuştu. Bir sessizliktir olmuştu odada. Acımı unutmuştum. Bülbül de sesini. Onu bekliyorduk sanki. Hemşire onu eline alana kadar bülbül beklemiş, bebek alçak sesle ağlayınca o da yatıştırırcasına şakımaya devam etmişti. Sonra kediler, köpekler, sincaplar, kuşlar, kurbağalar… gelmişti yanına. Konuşmuştu onlarla. …
18.01.2020
Karanlığın ortasında iki eflatun ışıltı ilişti gözlerimi açtığım anda. Toprak bir zeminde, pürüzsüz bir kayayı yastık yaparak uyumuştum. Örtü niyetine de çocukluğundan beri üzerime örttüğüm battaniyeyi örtmüştüm. Nereye gidersem gideyim götürürdüm onu. O olmadan mümkün değil uyuyamıyordum çünkü. Canım sıkıldığında çadırsız kamplara giderdim ve gittiğim her defasında ruhen kendime gelmiş, bedenense şifayı kapmıştım. Hastalığım en fazla bir hafta sürdüğünden ve ruh sağlığıma uzun vadede iyi geldiğinden bu tür kamplara gitmeye devam etmiştim. Arayı git gide uzatarak… İlk defa böyle bir ışığa rastlamıştım. İki eflatun ışık… Eflatun göz olabilse, ancak iki gözün olabileceği kadar yakın ve tıpkı kedigil bir hayvanın gözünün …