24.04.2020

Saçlarımdan üç tel koparıp birbirine sürtüyorum. Masallarda vardır ya, peri kızı ona yardım eden delikanlıya üç tel saçını koparıp verir ve ‘Bana ihtiyacın olunca bunları birbirine sür, anında gelirim…’ der ve ortadan kayboluverir. İşte ben de kendi saçlarımı kendim koparıp kendime veriyorum. Güzel oluyor. Birbirine sürtüyorum ve… bir ışık çıkıveriyor. Bir de bakıyorum bembeyaz oluyor her taraf. Şaşıyorum bu işe tabii. Nasıl şaşmayayım! Benim bu yahu. Benim saçlarım, onları birbirine sürten de kendi ellerim. Sonra… Küçük bir cüce beliriyor ellerimde, saç tellerim yok oluyor. Kımıl kımıl bir cüce bu, incecik sesiyle “Naber?” diyor bana. “Canım sıkılıyor,” diyorum. …

Okumaya Devam Et

23.04.2020

Her tarafı aynı olan, dümdüz bir meydandaydım. Hiçbir şey yoktu etrafımda. Yürüdükçe yürüyor; fakat hiçbir şeyin değişmesini sağlayamıyordum arşınladığım kilometrelerce mesafeyle. Bir hedef görünmüyor, işitilmiyordu. Yeknesaklığa alışmak kolay görünse de kazın ayağı öyle değildi. O boşlukta düşünecek bir şey bile gelmiyordu insanın aklına. Çağrışım zincirini inşa edecek bir tek halka bile görünmüyordu. Öyle ki, bir tek kaldırım taşı bile farklı değildi diğerlerinden. Hepsi, kalıptan çıkmışçasına, ki öyle olmuştu, aynıydı. Bir yerde böyle bir cehennem tasavvuru vardı. Galiba bir kitapta. Doğruydu… Gerçekten cehennem azabı ancak böyle olurdu. Ateş renkliydi, acı da… Tenin kızılı da acıydı işte. Renksizlik kötüydü sadece. Acı sayesinde …

Okumaya Devam Et

14.04.2020

Küçük bir şaşkınlık çığlığı… Çığlıkla ani soluk alma karışımı bir şey işte. Onu duyar duymaz arkama dönüyorum; çünkü ses arkamdan geliyor. Bir kadın bu, bana bakıyor. Şaşkın… Neden? O zaman görüyorum onu. Kuyruğumu… Benim bir kuyruğum var. On dakika öncesine kadar yoktu oysa. Ne kadar kabarık! Ne kadar da sağlıklı! Tıpkı saçlarım gibi. Saçlarımı hiç boyamam ben. Ne gerek var ki. Cinsi iyidir. Hafif kırlaşmaya başladı; ama boyamayacağım ne olursa olsun. Bir kadın, genç bir kadın beyaz saçlarla dolaşmamalıdır ama ben yine de boyamayacağım. Kuyruğumun tüyleri kapkara… Kuzguni kara hem de… Sevdim onu biliyor musunuz? Aldırmayacağım…

Okumaya Devam Et

11.04.2020

Bu öykü iki öyküden oluşan bir serinin ikinci bölümüdür. İlk bölümünü okumak için buyurun. Sana bunları tek gözlü odamın karanlığında yazıyorum. Güneş görmeyen bir odada yaşamanın değerinin anlaşılması ne kadar olasıysa bunları sana anlatabilmek o kadar imkânsız. Güneş görse de görmese de zevk almayacaksam neden güneş gören bir odaya dünyanın parasını vereyim? “Oda” diyorum ama bu bir ev. Tek odalık olsa da… Evi az bir parayla satın aldım. Tek varlığım bu ev ve içindekiler. İçinde, bir bilgisayar, bir ocak, çamaşır makinesi, hem yatak hem koltuk olarak kullandığım bir minder ve iki battaniye var. Kış olunca ikisini üst üste örtüyorum üstüme, …

Okumaya Devam Et

08.04.2020

Karyolasından çıkmak için elini insan kemiklerinden yapılmış korkuluklara götürdü, onlardan destek alıp üzerinden atlayarak çıktı. Kapısının tokmağı da kemiklerden yapılmıştı. İdam edilmesine karar verip infazı kendi elleriyle uyguladığı insanların kemikleriydi bunlar. Onlarla yaşayarak onları unutmamayı, kararlarının bedelini ödemeyi düşünmüştü böyle yaparken. Başlarda işe yaramıştı da… ama şimdi kemikler gözünde onlara tutunup destek alacak kadar sıradanlaşmıştı. Evet, insanları infaz etmek kirli bir iş olduğundan böyle bir şey yapmadan defalarca düşünüyordu ama o kemikler gözünde materyalden ileri gitmiyordu artık. Başka bir şey yapmalıydı. Yine de; ne yaparsa yapsın biliyordu ki, liderliği bırakmadığı taktirde hiçbir şey değişmeyecek, eninde sonunda ona da alışacaktı. O …

Okumaya Devam Et

06.04.2020

Kapımın önüne şangırtıyla bir şey atılmıştı gecenin yarısında. Bu sese uyanmayanın uykusuna şaşardım. Acaba hırsızın teki kilidi mi açmaya çalışıyordu? Kilitlememiştim ki, kolayca açabilirdi. Kapım çelik bile değildi. Hem bir hırsız bu kadar gürültü yapamazdı. Pijamalarımla, sopa ya da silah almadan dış kapıyı açtım. Bez bir torbanın içine konulmuş, büyük bir kısmı, yani direği torbadan çıkmış bir tabela vardı eşiğin önünde. Tabelanın ne işi vardı burada, zaten hiçbir fikrim yoktu da bez torba üzerinde ne yazıldığını gizlediğinden meraktan elime aldım. Sanki kararmış gümüştendi. İçeriye girdim, bez çantayı sıyırdım ve tabeladaki yazıya baktım. ‘0’ Sadece sıfır rakamı yazıyordu. Nedense müstakil bir …

Okumaya Devam Et

31.03.2020

Bir varmış bir yokmuş… Ormanın birinde, sümüklü bir sırtlan yaşarmış. Ne yapmış yapmış, ormanın kralı oluvermiş. O kral olduktan sonra orman sakinleri bir de bakmışlar, yavaş yavaş tüylerinden olup hafiften hafiften kel kalıyorlar. Bazı ak sakallı hayvanlar maden olan yerde ot bitmediğini söyleyerek teselli ediyorlarmış bizimkileri; ama bu gidişe bir dur denemiyormuş bir türlü. Ne yaparlarsa yapsınlar git gide kelleşiyorlarmış zavallı hayvancıklar. Oysa Sümüklü Sırtlan’ın mübarek tüyleri gürleştikçe gürleşiyor, gövdesi gürbüzleştikçe gürbüzleşiyormuş. Yıllar, yıllar geçmiş. Bir gün, ansızın bazı hayvanlarda ölümcül çıbanlar da çıkmaya başlamış vücutlarının muhtelif yerlerinde. Bu çıbanlar o kadar çok can almış ki, en son, Sümüklü Sırtlan …

Okumaya Devam Et

30.03.2020

Birinci Bölüm İkinci Bölüm Uçuyorlar ama üç kertenkele onu ne kadar süreliğine uçurabilecek bilmiyor. Hükümetin sonsuz gücüyle nasıl mücadele edebilecekler, en ufak bir fikri yok. Ne yapacaklarını, ne istediklerini bile bilmiyor. Kertenkeleleri değiştirmelerini istemediğini biliyor en azından. Buna emin; ama bunu nasıl yapacaklar ki? Onlara isimler vermek istiyor, nedenini bilmese de bu çok önemli. Kırmızıya Sanat ismini veriyor. Beyaz’a Şefkat… Yeşil olana Tabiat… Griye ise… Çok düşünüyor; ama bir isim aklına gelmiyor. Sonra Adalet ismini uygun görüyor ona da. Ardından, bu isimleri onlara yüksek sesle söylüyor. Böyle yapmak daha mantıklı geliyor nedense. Bunu yapar yapmaz, o küçücük kertenkeleler büyüyüp devasa …

Okumaya Devam Et

29.03.2020

Birinci Bölüm Üçüncü Bölüm Binanın tanıdık kokusunu aldığı an gözleri doluyor. Kolay mı, tam altı yıldır çalışıyor burada. Ejder kertenkeleleri daha genç; ama onlardan önce bir sürü kertenkele gelip geçmişti. Yani ilk denemede böyle kusursuz yaratıklar olmadı tabii. Bu kertenkelelere isim koyması yasak olduğundan o da renkleriyle düşündü hep onları. Kazayla açık eder diye içinden bile isim koymadı. Yine de gri çok başkaydı onun için. Belki de raporlarında bir şekilde belli etmişti ve bunun için kovmuşlardı onu. Mecbur kalıp alsalar da ne yapacakları belli değildi ki… Sadece veda edebilmesi için birkaç dakikalığına geri çağırmış olabilirlerdi. Grinin haykırışlarını kapının arkasından duyuyor. …

Okumaya Devam Et

26.03.2020

Yıllar, yıllar önceydi. Dünyanın kurtarılmaya ihtiyacı vardı ve tek kurtuluş onun sihirli elleriydi. Evet, bir adam değildi o. Evet, bir ‘kahraman’ da denemezdi ona. Yine de; sadece onun ellerinde şekillenen bir kurabiye hamuruyla ve yaptıklarını sadece o yediğinde kurtulabilmişti kocaman dünya. Dünyanın ihtiyacı olan ne varsa, küresel ısınmayı engelleyen, havayı temizleyen bir ağaç; ya da plastikleri toplayıp yiyen bir kurtçuk sürüsü yapıyordu yine kendi elleriyle yaptığı kurabiye hamurundan. Ya da poğaça… Fark etmiyordu. Bazen virüsleri toplayıp çeken bir elektrik süpürgesi yapıyordu; bazense ekonomimizi destekleyen bir sürü para… Hepsini yiyordu ve dünya düzeliyordu. Havadan para geliyordu bankalara; ya da denizdeki plastikler …

Okumaya Devam Et