Son Yazılar

02.03.2026

Bana bir şey sormuştu. Onu hatırladığım ilk andan bahsediyorum. Ne sorduğunu net hatırlayamıyorum ne yazık. En başından anlatayım: Bir toplantı masasında oturuyorduk. O benim sol çaprazımdaydı. Toplantının içeriğini de tam hatırlamıyorum. Galiba yaptığımız sözleşmenin bir maddesi üzerinde konuşmak için gelmiştim. Onların şirketine avukat olarak gitmiştim. Daha yeni başlamıştım ama birkaç kere görüşmüşlüğümüz olmalıydı. Daha önce varlığını fark etmesem de oradaydı. Sonra bana bir şey sormuştu. Galiba bu konuda ne kadar çalıştığımı anladığını not olarak düşen bir soruydu. Yani o soruyu sorduktan sonra aynı tarafta olduğumuzu hissetmiştim. Normalde karşı tarafta olduğumuzdan değil. Tüm insanlara karşı ikimiz kabilinden. Soru önemli değildi zaten, …

Okumaya Devam Et

01.03.2026

Yolunu kaybeden geyik katı nesnelerin içinden geçtiğini bilmeden yola çıktı. Küçük bir evde yaşayan ve o sırada epey pahalı v lezzetli bir kutu bisküviyi bitmesinden korkarak yemekte olan bir kadının önünde belirdi. Kutunun içindekilerin kokularını epey beğendiğinden, bir lokmada gövdesine indiren geyiği, yanındaki kocaman kolonya bidonunu sıkarak kovmaya çalışan kadın etkisiz kaldı. Geyik, kolonyanın kokusunu epey beğenmişti. Onu da mideye indirmek istedi. Ancak burnu ve ağzı şişeye gömüldü. Çünkü şişe yiyeceği bir şey değildi. Kadın kalıtsal bir çareyle ayağından terliğini çıkarıp geyiğe atsa da geyiğin içinden geçen terlik, epey pahalı bir kurt heykelinin düşürerek kırılması üzerine insana melodik gelen bir …

Okumaya Devam Et

25.02.2026

Canı sıkılıyordu. Babası yeni boşanmasına rağmen annesi olmayan bir kadının evine götürmüştü onu ve kendisiyle zerrece ilgilenmiyorlardı. Bilgisayarun önüne geçip kapalı olan bilgisayarın klavyesine rastgele basmaya başladı. Kızgındı. Ve önünde, klavyenin tam arkasında bir bardak belirdi. Bardağın içinde pembiş bir sıvı vardı. Bu bardağı babasına ikram ettti. Bardak güzel kokuyordu. Babası önce kadına bir yudum ikram etti ve kendisi de bir yudum aldı. Babası ve kadın bardaktan aldıkları yudumla bir anda tüm ilgilerini ona veren iki rahatsız edici insana dönüşmüşlerdi. Çocuk bu değişimi klavyenin gerçekleştirdiğini bildiği ve bundan memnun olmadığı için klavyenin tuşlarına tekrar bastı ve iki tuşa bastığı için …

Okumaya Devam Et

01.01.2026

Yorgundu. Uyuyacak hâli bile yoktu. Üstelik durumu da uyumak için pek müsait sayılmazdı. Buna rağmen vücudu alacağını azar azar, ufak miktarlarda şekerlemelerle alıyordu. Kağıt uykuları bozdurmak için bakkal ona bozuk para yerine şekerleme veriyordu. Ama onlar şekerleme gibi değil de demir ağırlıklar gibi düşüyordu bedenine birer birer. Uyumanın bile acı vereceği bir tür yorgunluğu daha önce yaşamış mıydı, hatırlayamıyordu. Şekerlemeleri bozdururken uyandığı anlarda kendi lisanını duyuyordu. Her şeyden çok sevse de acı bir gerçeği haber veren lisanını… Ve onu duymak kendisine acı geliyor, onu yabancılıyordu. Artık yabancı bir şey ona daha tanıdık gelir olmuştu. Kendisine, benliğine, diline… ihanet mi ediyordu? …

Okumaya Devam Et

09.12.2025

Tek başıma bir kafede oturuyorum. Uzun boylu, ince ve yaptığı işe alışmış garson yanıma gelip ne istediğimi soruyor. İstemese de bana tepeden bakacak kadar uzun. Kafamı kaldırıp yüzüne bakıyorum. Gözleri ilgisiz. Onun için sadece bir müşteriyim. Farklı hiçbir tarafım yok. Ona hiçbir şeyin fark etmediğini söyleyemeyeceğime göre, menüden rastgele bir şey seçmeliyim. Konuşmama bile gerek yok, işaret etmem kâfi. Okumam için fazlasıyla yetecek kadar büyük harflere görmeden bakıyorum. Ve rastgele bir satıra, sanki o tabağa dokunur gibi dokunuyorum. Belki de bardağa. İşaret ettiğim şeyin menünün hangi bölümünde olduğuna bile bakmadım ki. Oysa on yedi gün önce olsa bu kafede garsona …

Okumaya Devam Et

23.09.22025

Korkarım her an kendisinden çıkıp başka bir yere gidiverecek. Başka birisinin benliğine. Ya da bir hayvanın… Bitkinin de olabilir… Aslında bunu yapıyor bazen. Bir şey, onu kafasının üstünden çekiveriyor. Bir şey değil, bir tür eğilim. Evet, elinde değil bu, yaradılış meselesi. Boş bulunuverdiği an… Hop! Bir de bakmış kendisini bırakıvermiş. Daha doğrusu, kendisini bırakıp tıpkı hercai bir kelebek gibi başka bir şeyin ruhunun, tabiri caizse omzuna konuvermiş. Biraz kalsa onunla bir olacak. Ruh bile anlamayacak sonradan eklendiğini. Kötü bir alışkanlık bu, tekrarlamamalı. Ama elinde değil işte, ne yapabilir ki. O kendisinden gittiği zaman vücudu onu beklemiyor öyle. Nasıl yapabiliyorsa orada …

Okumaya Devam Et

22.09.2025

Çok yüksek bir tepedeki bir mağara girişinden giriyor ve sonra çıktığı kadar inmek zorunda kalıyordu. Çünkü mağaranın başka bir girişi yoktu ve olamazdı. O dağ denebilecek kadar yüksek tepeye tek başına tam bir günde çıkıyordu. Sonra oracıkta, mağaranın girişinde, o soğuk ve rutubetin içinde uyumak zorunda kalıyordu. Her defasında sabah tüm vücudu kaskatı oluyordu. Sonra aşağı inmeye başlıyordu. Bu da tam iki gününü alıyordu. Ve önce soyunuyor, sonra da o gölet… Çantasında getirdiği balık yağından ve pek çok bitkiden devşirerek yaptığı, onu ısıtıp ıslanmamasını sağlayan yağı vücuduna bir güzel sürüyordu. ardından boyunu ancak geçen suya dalıveriyordu. Ve dibe dalıyor, o …

Okumaya Devam Et

12.09.2025

Elinde incecik bir dal. Sanki görünmez, uzak ama yakın bir ağacın bir dalının ucundaki en taze sürgün. Oysa ağaç yok, ağaç görünmüyor. Dal, mis gibi yeşil kokuyor. En ucunda, minicik iki yaprak filiz vermiş. Bu dal bu canı nereden buluyor? En ufak bir fikri olmasa da parmakları arasında ancak kendisini gösterebilecek kadar küçük olan bu dala güveniyor. Onunla uçuyor. Onu iki elinin baş ve işaret parmaklarına almış, sol eli üstte, sağ elinden en fazla iki santim üsttedir herhâlde. Dal o kadar küçük ki… Hava incecik ama yoğun. Dala destek verip ağırlığını taşıyacak kadar. Güneş üzerine sarı ve kenarları yapay kürklü, …

Okumaya Devam Et

08.09.2025

Bir sürü insanın gelip geçtiği bir sokakta, yüksek bir binanın dibinde, olduğundan çok daha küçük görünerek dikiliyor. Omuzları düşük olsa da başı havada. Burun kanatları açık, bir koku arıyor. Bulamayacağını bilse de aramaktan vazgeçmemek kendisine çektirdiği en büyük işkence olsa gerek. Pes etmiş, Hep olduğu gibi… Kimsenin duyamayacağı, incecik bir uluma koyuveriyor havaya. Yanından geçen bir yabancı o tiz, umutsuz ulumayı duyuyor ve ona deli olduğunu düşünerek bakıyor. Oysa onun umursadığı yok. Bir yabancıyı neden umursasın ki? Yine de yoldaşsız geçen onca yıldan sonra, artık alıştığını umsa da bir yoldaş bulamamak fazlasıyla umurunda. Her şeye rağmen ve nasıl oluyorsa mutlu. …

Okumaya Devam Et

26.08.2025

İş çıkışı. Önce eve gidip üzerini değiştirecek. Belki de değiştirmez. Ama arkadaşına vereceği hediyeyi unuttuğu için gitmek zorunda. Birkaç saat sonra işine yakın bir yerde bir kafede görüşecekler. Keşke unutmasaydı. Bir yerlerde aylak aylak gezerdi ne güzel. Ama şimdi iki kere işten eve evden işe gitmiş olacak. O sıkıcı şeyleri günde iki kere yapmak mı… Bir hediyelik eşya dükkanına gitse? Olmaz. Evinde fazlalık iki şey var. Başkaları kendisine hediye olarak vermiş. Ama hiç düşünülmeden verildiği için başkasına verilmek üzere bir kenara koyuldular.. Arkadaşı da o hediyelerden birisini verenlerden. Hangisini vermişti? Hatırlamıyor. Belki de iyi olur onun verdiği şeyin yine kendisine …

Okumaya Devam Et