Yaşadıkları topraklara sahip olan devletin tüm imkânlarını kaçak olarak kullanıyorlardı. Kendilerine Kunduzi diyorlardı. Onları bir araya toplayan üç kişiden biri olan adamın lakabıydı Kunduz. Lider ve bir nevi bu topluluğun fikir babası o olduğundan onun ismi konulmuştu. Bir de kunduzların yaptıklarını tam olarak uyguladıklarından… Bir kunduz nasıl baraj kurarsa onlar da kendilerine barınak kuruyor, tıpkı onlar gibi etraflarını kendilerine göre şekillendiriyorlardı. Aralarında işbirliği yapmışlardı bu üçlü, topluluklarını iyi yönetebilmek için. İsimleri yoktu. Sadece lakapları vardı. Kimlikleri bile yoktu ki… Ahmer, topluluklarındaki insanlardan sorumlu olan adamdı. İş bölümü, evlilikler, anlaşmazlıklar… Ahmer kızıl demekti. Et rengi… Kanı, eti, duygu ve heyecanı temsil …
Etiket: #hikaye
11.06.2020
Hizmetlileri çağırmak için kullanılan türden tiz ve talepkâr bir sesi bulunan bir çanı vardı. Bazen bomboş ve küçücük, damı akan kulübesinde onu sallar ve birilerinin gelip ona hizmet ettiğini hayal ederdi. Bu saçma sapan çana hiç de azımsanmayacak bir para vermişti. Açlıktan ağzının koktuğu bir zamanda hem de. Kendi aç karnını doyurmaktansa birilerine emir vermek için kullanacağı, karın doyurmayan bir nesne aldığı için mi bu kadar açtı acaba? Bir gün, yine açlıktan karnı guruldarken; hayallerini doyurmak için çanı çalmaya başladığı bir an, gerçekten bir adam beliriverdi karşısında. Önce zihnindeki hizmetçilerin görüntüsünden görmemişti adamı. Gördüğünde de bir an hiçbir şey söyleyemedi. …
10.06.2020
Çiçeğin tohumunu bir vazoya koydu. Olduğu gibi ona verecekti. Altına ve üstüne ıslak pamuk koydu üstünü kapattı ve odasına götürdü. Odası güneşi epey görmekteydi. Masasının altına koyabilirdi on beş günlüğüne herhalde. Çiçekçinin söylediğine göre on beş gün karanlık ortamda kalması gerekiyordu bu tohumun layıkıyla çimlenmesi için. Sonra ise bol güneş… Diğer elinde iki poşetten büyük olanında vazoya koyacağı toprağı da getirmişti. Madem bir hediye verecekti, tam vermeliydi. Bir saksıyla vermek istememişti çünkü bu çiçek deliksiz bir saksıya ihtiyaç duymaktaydı. Bir de vazoyla vermek çok daha estetik olur diye düşünmüştü. Zaten bu vazo da biraz saksıya benziyordu ama üzerinde bir sürü …
09.06.2020
Tüm gününü bilgisayar başında geçiren biri olarak; kuş sesi yerine fan sesiyle doluyor kulaklarım. Artık bu durumdan bıktım. Bu gidişe bir dur demek lazım ama emekli olmadan son bir şey bırakmalıyım dünyaya, tutar mı satar mı kaygısı olmadan. Bunu yapıyorum çünkü bir idealist olacak kadar zenginim artık. En azından rahat bir emeklilik için gereken birikimim var. Bir oyun tasarımcısı ve programcısıyım ben. Dünya çapındaki oyunların herhangi bir aşamasında mutlaka bir katkım olmuştur. Ne var ki bu kez tüm aşamalarını kendim yapacağım bir oyuna başlayacağım. Hem bir an önce bitsin istiyorum hem de kârı olmayan bir oyunda başka birisine vereceğim ücretle …
08.06.2020
Kalabalık bir caddedeki göze çarpmayan bir mekânda, kaçak çaylarını yudumluyorlardı. İkisine de yabancı gelmiyordu çayın tadı. Oysa bir bakışta bile kalbur üstü denebilecek insanlardı. Hasır ve ahşaptan yapılmış taburelerin üstünde tuhaf görünüyorlardı. Tahtta oturmaya alışmış sırtlar bir tabure üstünde afallamaz mıydı? Taburelerin yabancılığını çayın aşinalığı telafi ediyordu. “Ne diyorsun kardeşim? Sonuçta çatışan çıkarlar söz konusu değil bu mevzuda… Yanılıyor muyum?” “Şimdilik bir şey yok; ama tabii henüz tüm incelemeler yapılmadı. Biliyorsun, biraz zaman alıyor böyle şeyler. Az sabır…” “… İçer miyiz?” “Yok, sağ ol… Ben şu dilekçeni götüreyim de… Bir ayrıntı falan atlamadın değil mi? İstihbarat nasıl olsa kontrol edecek …
06.06.2020
Hiçbir otun yetişmediği bir çölde nasıl oluyordu da bu ağaç yetişiyordu? Çöl müydü düş olan; yoksa bu ağaç mı? Mevzu bensem bir unsurun düş olması oldukça mümkündü. Ben hiçbir zaman emin olamazdım yaşadığım bir şeyin hangisinin düş, hangisinin gerçek olduğuna. Sebebi neydi bunun, bilmiyordum; ama etrafımda yaşadıklarımın hangisinin gerçek olduğunu hatırlatan arkadaşlarım oluyordu. Onların düş olup olmadığına da benim karar vermem gerekiyordu. Velhasıl işim zordu.
04.06.2020
Kalem kaş, kiraz dudak, ok kirpik, gül yanak… Güzel bir kadından bahsederken hep böyle bahsedilir değil mi? Edebiyatımız böyle övgülerle doludur. Oysa güçlü adalelerden, kalın sesten, gür göğüs kıllarından neden bahsedilsin? Bir kadının değil aşık olduğu bir erkeği övmeye, aşık olmaya, vurulmaya bile izni var mıdır ki? Edebiyat da musiki de erkeğindir. Kim ne derse desin bu böyledir. Bir kadının çeyiz sandığı geçmişti de elime geçenlerde. Muhtemelen hiç evlenmemiş; ya da sevmediği bir adamla evlendirilmiş bir kadındı. Sandığın içi bir sürü nota kâğıdı, süslü bir kutunun içinde, kemikten baş paresi olan muntazam açılmış, kaliteli bir ney ve bir sürü şiir …
03.06.2020
Aramıza bir şehrin girmesi hiç önemli değildi benim için. Onu seviyordum. Zaten arada kaçamaklar yapıyorduk birbirimizi görmek için. Uçağın varlığına müteşekkirdik. Bazen ani sürprizler yapardık birbirimize. Bu böyle yıllarca sürdüğünde, anladık ki, biz uzakta bir sevgilimizin var oluş fikrini sevmiştik ve böyle devam etmeyi düşünmekteydik. Hiç yakınlığı, yakın olmayı özlemiyor muyduk? Birbirimize hiç ihanet etmiş miydik? Kavuşmayı hayal etmiyor muyduk; yoksa ediyor gibi mi yapıyorduk? Bu soruların yanıtını bilsem de bilmesem de aslında onları öğrenmekten çok onları sormak önemli olduğundan, böylece bırakmayı tercih ediyorduk. Ben bile, onun bana ihanet edip etmediğini merak etmemiştim. Etmiyorum çünkü. Bir gemici gibi her sahilde …
31.05.2020
Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …
30.05.2020
Paslı bir bisikleti vardı. Arka tarafındaki metal kısma bir kasa şerbet dolu şişe bağlar, onları belli mekânlara giderek satardı. Şerbetleri kendi elleriyle yapardı. Reyhan, demirhindi, kızılcık şerbetlerinin yanı sıra kendi tarifleri de mevcuttu. Her gün bir kasayı çoğunlukla aynı insanlara satardı. Ben de o insanlardan biriydim ve her defasında bisikletin gidonunda asılı olan boş kaplumbağa kabuğunun neden orada olduğunu merak ederdim. Eğer o bir süs ise, tuhaf bir süsleme anlayışı vardı bu adamın. Yok değilse de; neden oradaydı? Cesaret edip sormalıydım bir gün bu bağanın hikmetini. Sormalıydım sormasına da adamın gözlerinde beni bunu sormaktan alıkoyan tuhaf bakışlar vardı. Aslında korkunç …