Piyanomun karşısındayım. Yepyeni bir şey çalmak istiyorum. Bir beste değil, doğaçlama bir şey… Yalnızca bir defa çalınacak bir şey. Çalıyorum… Bazen uyumsuz oluyor çaldığım notalar ama durmuyorum. Önümde bir sürü koku molekülü var ve ben riske girip sadece bir kere yapabileceğim bir parfüm yapmaya soyunuyorum. Yavaş yavaş tabii. Bir defada olmaz parfümler çoğu zaman. Hiç ölçmeden koyuyorum malzemeleri. Az miktarlarda ve içgüdülerime uyarak… Bir tencerenin başındayım. Bir arada tatmadığım şeyleri, bir araya gelince lezzetli olacağını düşündüğüm gibi birleştirerek isimsiz, bir defalık bir yemek yapıyorum. Bir vazoya bir sürü ot koyup bir aranjman yapıyorum. Bir defalığına tabii. Elime bir kömür kalem …
Etiket: #isimsizhikayeler
25.04.2020
Yerde öylece duruyor. İnanamıyorum… Böyle bir şeyi nasıl atmışlar yolun kenarına? Çocukken benim de bunun gibi oyuncak bir atım vardı. Belki aynı kalıptan çıkmıştır ikisi de… Tüylü bir attı bunun gibi; ama onun kuyruğu kırılmıştı. Nasıl kırılmasın ki, onunla yatar, onunla kalkardım yıllardır. Babam onu yapıştırdığında kahramanım oluvermişti. Yanına yaklaşıyorum. İlk aldığım zamana gidiveriyorum. Bir hediyelik eşya dükkânında görmüştüm. İlk defa bir şeyi bu kadar yoğun olarak arzulamıştım. Alsam mı acaba? Bu yaşta mı? Hemen onu yerden alıp koşmaya başlıyorum. Baştan sona dokunuyorum. Kuyruğunda bir kırıklık var. Sanki sonradan yapıştırılmış. Aynı benimkinde olduğu gibi. Onu başka bir çocuğa bana sormadan …
24.04.2020
Saçlarımdan üç tel koparıp birbirine sürtüyorum. Masallarda vardır ya, peri kızı ona yardım eden delikanlıya üç tel saçını koparıp verir ve ‘Bana ihtiyacın olunca bunları birbirine sür, anında gelirim…’ der ve ortadan kayboluverir. İşte ben de kendi saçlarımı kendim koparıp kendime veriyorum. Güzel oluyor. Birbirine sürtüyorum ve… bir ışık çıkıveriyor. Bir de bakıyorum bembeyaz oluyor her taraf. Şaşıyorum bu işe tabii. Nasıl şaşmayayım! Benim bu yahu. Benim saçlarım, onları birbirine sürten de kendi ellerim. Sonra… Küçük bir cüce beliriyor ellerimde, saç tellerim yok oluyor. Kımıl kımıl bir cüce bu, incecik sesiyle “Naber?” diyor bana. “Canım sıkılıyor,” diyorum. …
23.04.2020
Her tarafı aynı olan, dümdüz bir meydandaydım. Hiçbir şey yoktu etrafımda. Yürüdükçe yürüyor; fakat hiçbir şeyin değişmesini sağlayamıyordum arşınladığım kilometrelerce mesafeyle. Bir hedef görünmüyor, işitilmiyordu. Yeknesaklığa alışmak kolay görünse de kazın ayağı öyle değildi. O boşlukta düşünecek bir şey bile gelmiyordu insanın aklına. Çağrışım zincirini inşa edecek bir tek halka bile görünmüyordu. Öyle ki, bir tek kaldırım taşı bile farklı değildi diğerlerinden. Hepsi, kalıptan çıkmışçasına, ki öyle olmuştu, aynıydı. Bir yerde böyle bir cehennem tasavvuru vardı. Galiba bir kitapta. Doğruydu… Gerçekten cehennem azabı ancak böyle olurdu. Ateş renkliydi, acı da… Tenin kızılı da acıydı işte. Renksizlik kötüydü sadece. Acı sayesinde …
21.04.2020
Hafif bir serinlik var sokakta; ama önümdeki duvarla yanlarımdaki apartman duvarları yüzünden bu harikulade havadan aldığım zevki eksik tadabildiğimi hissediyorum. Ne yazık ki burada onu beklemeye mecburum. Bu çıkmaz sokakta… Önümdeki duvarın nereye ait olduğunu bilmiyorum ama oldukça eski bir binanın parçası olsa gerek; çünkü duvarları oluşturan taşların araları bayağı ayrılmış, üflesem birbirlerinden vazgeçecek sanki her biri. Hatta aralarında otlar büyümüş, kökleri de duvar taşlarının arasına nifak sokmaya çoktan başlamış, o eriten asitlerini salmadalar şimdi. Hatta şu aralar yapıyorlardır muhtemelen, ben onlara bakarken… Utanmadan… Duvardan biraz daha uzaklaşıp bekleyişime devam ediyorum çaresiz. Bana bir şey verecek. Çok önemli olduğunu söyledi. …
20.04.2020
Kitapları almıştım. Üç imzalı kitap. Dünyanın parasını vermiştim bunlara. Bir sürü, bir sürü para… Oysa içeriklerini biliyordum. Alacağımı çoktan almıştım onlardan. Zaten bunları kendime almıyordum. Bir arkadaşım için sipariş olarak alıyordum sadece. Verdiğim para da bana ait değildi hem. Ben böyle şeylere bir kuruş vermezdim. Arkadaşım satıcıyla anlaşmış, almak da bana düşmüştü. Yazarının imzasını taşımak dışında hiçbir önemi olmayan üç kitabın yerine bir düzine kitap alabilecekken… Altı bile çizili değildi bunların. Sadece yazarı imzalamıştı. İmzalarken yazdığı isimleri tanımıyorlardır bile belki. İmzalaması için önüne sürülmüştür ve onlar da… Ben de kitap imzalamıştım ve saçma bulmuştum bu işi. İmzalamam gerektiği için imzalamış …
19.04.2020
Halı sahayla falan işimiz yoktu bizim. Ha, önce biz kimiz, ondan bahsedeyim değil mi? Kurduğum bir okul ve okulun idaresi, başta bahsettiğimiz bizi oluşturuyor. Dediğim gibi, halı sahayla zerre işimiz yoktu bizim. Spor aletleriyle de… Biz doğada spor yapılması gerektiğini savunan ve programı bu şekilde ayarlayan bir okulduk. Tırmanıcılık, mağaracılık, engelli koşu, yerleştirme engeller değil gerçek engeller olacaktı, binicilik, yüzme, denizde yüzülecek, manejde değil doğada at binilecekti, bahçecilik, teori kadar pratik de yapılacaktı… İşte böyle etkinliklerimiz olacaktı. Laboratuvarlarımız deney malzemeleri kokacak, mini patlamalarla ödümüzü koparacaktı. Sabun, kostikle değil külle, kendi ellerimizle yapılacaktı. Temizlikçi olmayacak, kirlettiklerimizi temizleyecek öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz bulunacaktı …
18.04.2020
Karar veremeyen insanlardan oldum olası hoşlanmamışımdır. Dahası onlara güvenememişimdir bir türlü. Karar vermek harekete geçmeyi kolaylaştırır ya, dolayısıyla karar veremeyen insan görece daha az harekeetlidir. Böyle bir insan da basitçe, kısırdır. En çok sevdiğim insanın karar vermek konusunda sorunları olması kaderin bir cilvesi olsa gerek. Kararsızlıklarına alışmış olsam da malum, sevgi her şey değil, güven de gerekiyor ve ona güvenemiyor olmak da büyük bir sorun oluşturuyor bünyemde. Zaman geçiyor ve ona daha çok bağlanıyorum; ama güvenmek… güvenemiyorum bir türlü ve böyle giderse güvenemeyeceğimi, seve seve, istemeye istemeye ayrılmayı talep edip onu terk edeceğimi biliyorum. Bilmek şöyle dursun, ertesi gün böyle …
17.04.2020
‘Çocukluğumdan itibaren kararlıydım, yazar olacaktım.’ Yok öyle bir şey aslında. Çocukluğumda hâkim olmak istiyordum ben. Önce avukat tabii mecburen… Öylesine yazıyordum bazen. Sonra büyüdüm. Hâkim falan olamadım. Avukat bile olamadım ki hâkim olayım. ‘Ama yazdım, yazdım, yazdım!’ Hadi oradan. Hiç de öyle olmadı. Yazmak istedikçe yazamadım. Öööylece kaldım. Yazdığım her cümle çıktığı zaman kendimi bir halt sanıyordum çünkü. Yazmanın zor zanaat, yazarlığın insan üstü bir şey olduğunu falan düşünüyor, her sözcüğümde kendimi zirveye biraz daha yaklaşmış hissediyordum. Yazdığım her şeyi özgün, başkasının akıl edemeyeceği şeyler zannediyordum. Büyük cümleler kuruyor, yazdıklarıma tapıyordum. Her sözcüğümün önemli olduğunu düşünüyor, yaratma eyleminin çok çok …