31.*07.2025

Yaşamaktan, hissetmekten korkan insanların aşırı yapmacıklığıyla selam vermişti bana. Burnumu kıvırdım. Kocası da aynıydı. Ama tam tersi davranıyordu. Ağır abiler gibi, vakarla davrandığını zannederek. Gerçi o kabadayılar gibi değildi. Ya da kendilerini kuvvetli zanneden, gerçekten kuvvetli oldukları için bu zanları daha kökleşmiş olan insanlar gibi… O hep bilen, haklı olan, içinde müthiş bir potansiyel bulunan insanlar gibi yapan tiplerdendi. Bilmediği bir şey varsa susar, bilen birisi konuştuğunda o da biliyormuş gibi yapardı mesela. Yani bu çiftle pek bir işimin olmayacağı anlaşılmıştı. Hoş, benim kimseyle işim olmazdı. Ben de böyle bir tiptim işte. Fazla düşünüp incelemekten git gide mutsuzlaşmış olsa da …

Okumaya Devam Et

29.07.2025

Uzun, çok uzun bir zaman olmuştu görüşmeyeli. Onunla görüşmek istediğimden değil gerçi. Kazara karşılaşmasaydık o zehirli olduğunu yumuşacık, uysal bakışlarından asla anlayamayacağınız gözlerle zehirlenmek ister miydim sanıyorsunuz! Hayatımı mahvetmişti. Yavaş yavaş… Daha gerçekçi bir taraftan bakarsanız kendi hayatımı mahveden benim aptallığımdan başkası değildi. Ne de olsa kimse insana izin vermediğin bir şeyi uzun bir süre boyunca, hem de istikrarla yapamaz. “Görüşmeyeli nasılsın canım? Hayatında kayda değer gelişmeler oldu mu bakayım?” Hiçbir şey değişmemişti. Değişeceğini de beklediğim yoktu. Ama ne bileyim, hiç mi geceleri aklına gelmiyordum? Anlaşılır gibi değildi. Ben tanımadığım birisine kötü geçen günümden dolayı biraz sesimi yükseltsem içim sızlardı. …

Okumaya Devam Et

23.07.2025

Bir ara sokakta hançeresinin var gücüyle şarkı söylüyordu orta yaşlarını sürmekte olup pek yakışıklı sayılmayan adam. Sesi yaşının pürüzünü taşısa da inancının pürüzsüzlüğündeydi çoğu zaman. Bazı notalarda uhrevileşiyordu. Çöp kokan bir sokakta olduğunuzu tamamen unutuyordunuz onu dinlerken. Bazen de üç defa ölmüş kadar acı çekiyordunuz. Saçlarınız, bu şarkının biriktirdiği gamla, değirmende ağarmadığınızı kanıtlamak istercesine başınızda kıvranıyordu. Adamın bir dili yoktu. Sadece söylüyordu. Seslendirdiği her harf yaşamın kendisinden devşirilmişti. İcat edilmiş ya da öğrenilmiş bir dille ilgisi bile yoktu. Sonra emekleyerek; o çöp kokulu, sokağa yabancı olmayan özenle giydirilse de hırpani bir bebek gelip adamın ayakları önünde durdu. O da başladı …

Okumaya Devam Et

16.07.2025

Gecenin ortasında, ıssız parkın pürüzlü taşlarının üzerinde, çıplak ayak parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Kusmuklara basmamaya çalışıyordu. Ve cam kırıklarına. Ve sivri taşlara… Ayakkabılarını kaybedeli günler olmuştu. Kaybettiği bir sürü şey arasında onu en çok üzen şey de bu olmuştu. Oysa ben olsaydım ruhumun kaybına daha çok üzülürdüm. Belki de henüz onu kaybettiğini fark etmemişti. Parmak uçlarına basmaktan yorulduğundan tam bir köpeğin özenle oluşturduğu bir idrar birikintisinin üzerine indi topuğu. Ama daha fazla umursayacak hâli kalmamıştı. O da cam parçalarına ya da sadece sivri taşlara basmamaya özen göstermekle yetinir oldu. Adamı uzaktan görünce sevindi. Mutluluğunun sebebi o değildi. Gerçekten mutlu olduğu …

Okumaya Devam Et

13.07.2025

Gösteremediği sevginin ağırlığı bağlanmıştı ayaklarına sanki. İşte bu ağırlıkla yavaş yavaş yürüyordu. Yüzünde telaş vardı ama acele etse de adımlarını hızlandıramıyordu. İşte onun için çaresizlik de eklenmişti telaşa. Bir apartman kapısına dikilmişti gözleri. Adımları onu kapının önüne getirdiğinde bu kez gözleri belli bir zilin üzerine sabitlendi. Ama şaşkınlık da belirmişti yüzünde. Yüzü, ıslak bir bez konmadan dinlenmeye bırakılmış, acemi bir ev hanımının yoğurduğu kurumuş bir hamur gibi ifade değiştirmekte zorlanıyor, tüm ifadeler çizgilerinde kaybolmak bilmediğinden korku filmlerindeki palyaçolara benziyordu. Zilde beklediği ismi bulamamıştı anlaşılan. Diğer zillere baktı. Tanıdık bir tane vardı. Onun zilini çaldı ama umutsuzdu. Zilin sahibi o zaman …

Okumaya Devam Et

09.07.2025

Herkesin bana neden gaddar dediğini şimdi anlayabiliyorum. Ve ancak şimdi idrak edebiliyorum ne kadar acımasız olabildiğimi. Yok, kimseyi incittiğimden değil. İnsanlar da bunu biliyor. Karınca ve incitmek geçen o cümlede “bile” sözcüğü dahi yoktur benim lügatımda. Karıncayı da en az kendim kadar önemserim çünkü. Aklımın ve idrakimin yettiğince tabii. Ama şu yamyam katil kadar olmasa da ben de gaddarım gerçekten de. Yani öyleymişim, şimdi anlayabiliyorum. Ve aslında o yamyam katilin sadece olduğu kişiyi sergilediğini de anlamaya başlıyorum aynı anda. Evet, o kurgusal bir karakter ama yaşasaydı da pek bir şey değişmezdi. Yine de o öyle birisi olurdu işte. Gaddar, kan …

Okumaya Devam Et

26.06.2025

Etrafına baktı. Kimse yoktu. Bir gülümsemeyi onunla paylaşacak, kızdığı şeye onunla kızacak hiç kimse… Sonra hatıralarına daldı gözü. Birden bir çocuk peyda oldu. El ele tutuşup anımsamadığı bir sebepten mutlulukla zıpladıkları o çocuk. Şimdi ne yapıyordu? O da etrafına bakıyor muydu? Onun da etrafında kimse olmuyor muydu? Belki de çok mutluydu. Başarılıydı, derinden bağlı olduğu bir ailesi vardı. Ona ihtiyacı olmaması şöyle dursun, aklına bile gelmiyordu belki. Yine de kendisinin ona, ortak geçmişlerini tekrar anmaya ihtiyacı vardı. Onun için eline telefonunu alıp onu aradı. Rehberde numarası yoktu, buna gerek yoktu. “Naber?” diyerek açtı telefonu. Sanki beş dakika önce ayrılmıştık. “Kötü…” …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

20.06.2025

Atilla, Erzurum’lu bir araba tamircisiydi. O on dört yaşındayken ailecek İstanbul’a göç etmişlerdi. Gelir gelmez de kendi isteğiyle bir tamircinin yanına çırak olarak girmişti. Sonra Kalfa… On bir yıldır da usta… Karısı Hatice ile iki çocuktan sorumlu olmasa bu işi çoktan bırakırdı; ama üç kişinin sorumluluğu, boynunu büküp arabaların altına girmek zorunda bırakıyordu onu. Evlenmesini de anası istemişti zaten. Hatice’yi sevmişti; ama çocukları olunca onların da sorumluluğunu almak zor gelmişti Atilla’ya. Hem çocukları doğduktan sonra çok farklı bir kadın olmuştu karısı. Eskiden kendisinden araba tamir etmeyi öğretmesini bile isterken şimdi, tek işi gücü çocukları olmuştu. Aslında Hatice bir araba tamircisinin …

Okumaya Devam Et

19.06.2025

Yapacak bir işi yoktu. Çok sıkılıyordu. Onun için de her defasında birisini mercek altına alıyor, onu iyice inceliyor, çoğu zaman canından bezdirene kadar uğraşıyordu onunla. Sonra bir başkasına geçiyordu. Bu kez hedefi yan dükkanı bir parfümeri olarak kiralayan kadındı. Kendi hâlinde bir kadıncağızdı. Doldurma parfüm satar, kimseye bulaşmaz, etrafındaki muhabbete karışmazdı. Ama Sülük Salo’nun radarına takılmıştı bir kere. Kanı damak tadına uygun bulmadığı için kan emmezdi Salo. Ama tıpkı bir sülük gibi insanın canını emmeyi iyi bilirdi vesselam, çok iyi bilirdi. Bu kadıncağızın da canını emmeye başladı. Önce bir yer buldu, zayıf bir nokta. Kadın köpekleri sevmiyordu. Özellikle şu küçük, …

Okumaya Devam Et