15.06.2020

Nefessiz kalmıştı. Eşinin öldüğünü söylediklerinde ne yapacağını bilememişti. Profesyonel asker olan o değil miydi? Aniden ölmesi gereken… Yani en azından ölse kimse şaşmazdı. Bu işinin doğasıydı. Oysa bir öğretmen olan eşiydi ölen. Hem de ani bir kurşunla… Şaka gibi gelmişti ona duyduğunda. Kulaklarında en sevdiği takı olan, çocukken ona kendisinin hediye ettiği baykuşlu bir küpe vardı. Sol kulağındaki yamulmuştu. Sıyrılmış kulağından kanı temizlenerek teslim edilmişti ona. Kimseye aldırmadan kulağını deldirip kendisi takmıştı. Bir daha da göreve gitmemiş, emekliliğini istemişti. Artık alkolik bir adamdı. Rakıdan başkasını içmezdi önceleri ama şimdi köpek öldüren içiyordu. belki daha çabuk ölürdü. Daima beli ağrıyordu artık. …

Okumaya Devam Et

14.06.2020

Yağmur yağıyordu. Dışarda tek başına yürüyordu. Çok bildik bir sahneyi yaşamaktaydı. Filmlerde ve kitaplarda yaşanıp duran bir sahneydi bu. Gözyaşları yağmura karışmaktaydı. Neden ağladığı ise kendisi için dahi bir muamma idi. Polar hırkası sırılsıklamdı. Yağmuru açlıkla emmiş olmasına rağmen ıslaklık ona ulaşmamış, hırka daha doymamıştı. Nedenini bilmese de ağladıkça rahatlıyor, adeta içinden bir şeyler uzaklaşıyordu. O kadar çok ağlamıştı ki, birkaç damla gözyaşı yere düşmüştü. Belki de bir böceğin üstüne inmiş, böcek ise onu düşen on binlerce damladan biri zannetmişti. Bir yerlerde okuduğu gözyaşı şişelerinden bir tane olsaydı keşke yanında. Nadir olan gözyaşlarını biriktirebilmek için… Acaba hayatındaki gözyaşlarını toplasa bir …

Okumaya Devam Et

12.06.2020

Yaşadıkları topraklara sahip olan devletin tüm imkânlarını kaçak olarak kullanıyorlardı. Kendilerine Kunduzi diyorlardı. Onları bir araya toplayan üç kişiden biri olan adamın lakabıydı Kunduz. Lider ve bir nevi bu topluluğun fikir babası o olduğundan onun ismi konulmuştu. Bir de kunduzların yaptıklarını tam olarak uyguladıklarından… Bir kunduz nasıl baraj kurarsa onlar da kendilerine barınak kuruyor, tıpkı onlar gibi etraflarını kendilerine göre şekillendiriyorlardı. Aralarında işbirliği yapmışlardı bu üçlü, topluluklarını iyi yönetebilmek için. İsimleri yoktu. Sadece lakapları vardı. Kimlikleri bile yoktu ki… Ahmer, topluluklarındaki insanlardan sorumlu olan adamdı. İş bölümü, evlilikler, anlaşmazlıklar… Ahmer kızıl demekti. Et rengi… Kanı, eti, duygu ve heyecanı temsil …

Okumaya Devam Et

10.06.2020

Çiçeğin tohumunu bir vazoya koydu. Olduğu gibi ona verecekti. Altına ve üstüne ıslak pamuk koydu üstünü kapattı ve odasına götürdü. Odası güneşi epey görmekteydi. Masasının altına koyabilirdi on beş günlüğüne herhalde. Çiçekçinin söylediğine göre on beş gün karanlık ortamda kalması gerekiyordu bu tohumun layıkıyla çimlenmesi için. Sonra ise bol güneş… Diğer elinde iki poşetten büyük olanında vazoya koyacağı toprağı da getirmişti. Madem bir hediye verecekti, tam vermeliydi. Bir saksıyla vermek istememişti çünkü bu çiçek deliksiz bir saksıya ihtiyaç duymaktaydı. Bir de vazoyla vermek çok daha estetik olur diye düşünmüştü. Zaten bu vazo da biraz saksıya benziyordu ama üzerinde bir sürü …

Okumaya Devam Et

09.06.2020

Tüm gününü bilgisayar başında geçiren biri olarak; kuş sesi yerine fan sesiyle doluyor kulaklarım. Artık bu durumdan bıktım. Bu gidişe bir dur demek lazım ama emekli olmadan son bir şey bırakmalıyım dünyaya, tutar mı satar mı kaygısı olmadan. Bunu yapıyorum çünkü bir idealist olacak kadar zenginim artık. En azından rahat bir emeklilik için gereken birikimim var. Bir oyun tasarımcısı ve programcısıyım ben. Dünya çapındaki oyunların herhangi bir aşamasında mutlaka bir katkım olmuştur. Ne var ki bu kez tüm aşamalarını kendim yapacağım bir oyuna başlayacağım. Hem bir an önce bitsin istiyorum hem de kârı olmayan bir oyunda başka birisine vereceğim ücretle …

Okumaya Devam Et

08.06.2020

Kalabalık bir caddedeki göze çarpmayan bir mekânda, kaçak çaylarını yudumluyorlardı. İkisine de yabancı gelmiyordu çayın tadı. Oysa bir bakışta bile kalbur üstü denebilecek insanlardı. Hasır ve ahşaptan yapılmış taburelerin üstünde tuhaf görünüyorlardı. Tahtta oturmaya alışmış sırtlar bir tabure üstünde afallamaz mıydı? Taburelerin yabancılığını çayın aşinalığı telafi ediyordu. “Ne diyorsun kardeşim? Sonuçta çatışan çıkarlar söz konusu değil bu mevzuda… Yanılıyor muyum?” “Şimdilik bir şey yok; ama tabii henüz tüm incelemeler yapılmadı. Biliyorsun, biraz zaman alıyor böyle şeyler. Az sabır…” “… İçer miyiz?” “Yok, sağ ol… Ben şu dilekçeni götüreyim de… Bir ayrıntı falan atlamadın değil mi? İstihbarat nasıl olsa kontrol edecek …

Okumaya Devam Et

07.06.2020

Söylediğine göre fikirleri eskiden çok beğenilirmiş. Eskiden ne yaparsa yapsın güzel yaparmış. İlginç… Birkaç yıldır ise ne yapsa başarısız oluyormuş. Benden de buna bir çözüm istiyordu. Adımı birisinden duymuş. Söyledi de; hatırlamıyorum şimdi vallahi, ne söylesem yalan… Uyduruverdim bir şeyler. Karides kabuğu tozu, salyangoz sıvısı, kaktüs suyu, sarımsak yağı ve kaynamış su… bir iki dua okudum güya… Sonra… Şişeyi tam eline verirken; içimdeki tuhaf yaratık başını kaldırdı. Peşinden gelecek kelimeyi biliyordum da; sonrasını ben de bilmiyordum. Acaba ne uyduracaktı yine? “Yalnııız…” O kısa boynunu uzattı, şişeyi alan eli hafifçe titredi… Ona şişeyi vermeyeceğimden mi korkuyordu. Gereksiz bir korku… Yolunmak isteyen …

Okumaya Devam Et

06.06.2020

Hiçbir otun yetişmediği bir çölde nasıl oluyordu da bu ağaç yetişiyordu? Çöl müydü düş olan; yoksa bu ağaç mı? Mevzu bensem bir unsurun düş olması oldukça mümkündü. Ben hiçbir zaman emin olamazdım yaşadığım bir şeyin hangisinin düş, hangisinin gerçek olduğuna. Sebebi neydi bunun, bilmiyordum; ama etrafımda yaşadıklarımın hangisinin gerçek olduğunu hatırlatan arkadaşlarım oluyordu. Onların düş olup olmadığına da benim karar vermem gerekiyordu. Velhasıl işim zordu.

Okumaya Devam Et

05.06.2020

Bir ada vardı. Nerede olduğunu bilmiyorum. Kazara oraya götürülüp yine kazara yaşadığım yere geri bırakıldım çünkü. Söylediklerine göre, muhtemelen her kelimesi doğruydu, bir hapishaneden kaçan herkes buraya gelirdi. Nedenini bilmiyorum ama. Galiba sadece ben bir hapishaneden kaçmamıştım. Bir adam vardı… Çok güzel, çok çok güzel flüt çalardı. Uzunlu kısalı bir sürü flütü vardı. Bir kısmı kemikten, bir kısmı ahşaptandı. Galiba hepsini kendisi yapmıştı. Önemli değildi gerçi, çok güzel çalardı. Her şeyin sesini taklit edebilirdi. Gök gürültüsünün sesini bile taklit ettiğini işitmiştim… Bir kadın vardı. O da çok güzel masal anlatırdı. ‘Hamaklara!’ diye bağırırdı. İstediğinde çok gür çıkardı sesi. Herkes hamaklarına …

Okumaya Devam Et

04.06.2020

Kalem kaş, kiraz dudak, ok kirpik, gül yanak… Güzel bir kadından bahsederken hep böyle bahsedilir değil mi? Edebiyatımız böyle övgülerle doludur. Oysa güçlü adalelerden, kalın sesten, gür göğüs kıllarından neden bahsedilsin? Bir kadının değil aşık olduğu bir erkeği övmeye, aşık olmaya, vurulmaya bile izni var mıdır ki? Edebiyat da musiki de erkeğindir. Kim ne derse desin bu böyledir. Bir kadının çeyiz sandığı geçmişti de elime geçenlerde. Muhtemelen hiç evlenmemiş; ya da sevmediği bir adamla evlendirilmiş bir kadındı. Sandığın içi bir sürü nota kâğıdı, süslü bir kutunun içinde, kemikten baş paresi olan muntazam açılmış, kaliteli bir ney ve bir sürü şiir …

Okumaya Devam Et