03.06.2020

Aramıza bir şehrin girmesi hiç önemli değildi benim için. Onu seviyordum. Zaten arada kaçamaklar yapıyorduk birbirimizi görmek için. Uçağın varlığına müteşekkirdik. Bazen ani sürprizler yapardık birbirimize. Bu böyle yıllarca sürdüğünde, anladık ki, biz uzakta bir sevgilimizin var oluş fikrini sevmiştik ve böyle devam etmeyi düşünmekteydik. Hiç yakınlığı, yakın olmayı özlemiyor muyduk? Birbirimize hiç ihanet etmiş miydik? Kavuşmayı hayal etmiyor muyduk; yoksa ediyor gibi mi yapıyorduk? Bu soruların yanıtını bilsem de bilmesem de aslında onları öğrenmekten çok onları sormak önemli olduğundan, böylece bırakmayı tercih ediyorduk. Ben bile, onun bana ihanet edip etmediğini merak etmemiştim. Etmiyorum çünkü. Bir gemici gibi her sahilde …

Okumaya Devam Et

02.06.2020

Fark edileceğimi tahmin bile edemezdim. Bir tek mısra dahi yazamamış biri tarafından hem de… Ben! Yılların şair hırsızı… ‘Bir zaman gezgini ve şair hırsızı,’ desem daha uygun bir tabir olabilir ama tabii bunu desem de kimse anlayamayacak ne demek istediğimi. Aslında ben şiir hırsızlığı yapmam. Tastamam dediğim gibi ben bir şair hırsızıyım. Vererek çalarım yani. Yöntemlerimi paylaşamam tabii; ama yaptığım şu: Önce ünlü olma potansiyeli yüksek bir şair bulurum. Sonra o zamana gider, tam bir kitap çıkaracağı ya da birisine bir defterini falan vereceği zaman, hemen bir şiirimi onun el yazısını da taklit ederek şiirlerinin arasına sıkıştırıveririm. Çoğunlukla hatırlamadıklarını zannederler …

Okumaya Devam Et

31.05.2020

Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …

Okumaya Devam Et

30.05.2020

Paslı bir bisikleti vardı. Arka tarafındaki metal kısma bir kasa şerbet dolu şişe bağlar, onları belli mekânlara giderek satardı. Şerbetleri kendi elleriyle yapardı. Reyhan, demirhindi, kızılcık şerbetlerinin yanı sıra kendi tarifleri de mevcuttu. Her gün bir kasayı çoğunlukla aynı insanlara satardı. Ben de o insanlardan biriydim ve her defasında bisikletin gidonunda asılı olan boş kaplumbağa kabuğunun neden orada olduğunu merak ederdim. Eğer o bir süs ise, tuhaf bir süsleme anlayışı vardı bu adamın. Yok değilse de; neden oradaydı? Cesaret edip sormalıydım bir gün bu bağanın hikmetini. Sormalıydım sormasına da adamın gözlerinde beni bunu sormaktan alıkoyan tuhaf bakışlar vardı. Aslında korkunç …

Okumaya Devam Et

29.05.2020

İyi bir kimya mühendisi adayı olduğumu söylerdi hocalarım. Oysa şimdi, kozmetik ürünler yapan bir fabrikanın araştırma geliştirme bölümündeyim. Eften püften bir sürü ürün geliştirmek için. Ne yapayım, ancak burada iş bulabildim bu yolsuzlukta. Kadınlara, adamlara, hatta çocuklara, olduklarından farklı bir görünüm, koku ve doku verebilmek için uğraşıyorum. Temizlik sadece küçük bir detay. İnsanların asıl istedikleri olduklarından farklı olmak sadece. Ama çok güzel bir sürpriz hazırladım onlara. Erkekler için baharatlı bir tıraş losyonu, kadınlar için ise bordo bir ruj… Bu ürünleri kullandıklarında çok rahatlayacaklar, eminim buna. Ağızlarından yalan çıkmayacak. yani nasıl uyguladıkları önemli değil aslında. Ruj ya da oje olması, tıraş …

Okumaya Devam Et

27.05.2020

Gündüzleri tüm gün yumurta topukları ve kehribar tesbihi ile boy gösterirdi Ekber Baba. Zenginden alır, fakire aynen verirdi. Kendisi de pek mütevazı bir evde yaşardı. Mahallenin tenha kısmında, boş bir arazinin yanındaki tek evde… Rivayete göre o boş arazi de onundu da meçhul bir sebeple orayı boş tutmak istiyordu. Tabii bunu söyleyen kimsenin elinde bir delil yoktu. Laf aramızda, bu rivayet doğruydu. Hatta Ekber Baba evine kimseleri almaz, diğer kabadayıların aksine tüm işini gündüz hallederdi. Gece tüm yetkiyi sağ kolu Kerim’e vermişti ama gece pek iş çıkmamasını sağlardı. Bunun bir tek sebebi vardı. Acuze Nene derler büyücü bir kadının yaptığı …

Okumaya Devam Et

26.05.2020

Uyandığımda yastığımın üzerinde, yüzümle mesafeli bir konumda durup o kırmızı gözleriyle bana bakıyordu. Gözlerimin ta içine… Küçücüktü, tüyleri ince, temiz ve gürdü. Kuyruğu da ince ve kısaydı. Hafifçe cikliyordu. Yani ciklemekle viyaklamak arası bir sesle mırıldanıyordu. Çok iyi anlamasam da galiba bir deney faresiydi. Normal şartlarda farelerden pek hoşlanmazdım. En azından kâğıt üstünde böyleydi. Bir fareyle daha önce karşılaşmadığımdan bunu şimdiye kadar test edememiştim. Elimi ona doğru uzattığımda kaçmamıştı. Oysa bildiğim kadarıyla fareler epeyce korkak yaratıklardı. Yanımda uyuyan birisine ‘günaydın’ der gibi okşadım onu. Selamlamak istermiş gibi elime doğru sokulup cikledi. Kahvaltı ederken; misafirlere vermek üzere dolapta tuttuğum peynirden çıkardım, …

Okumaya Devam Et

25.05.2020

Mikolog olduğunu söyleyen bir adam vardı. Mantarlar hakkında eğitim alıp bir mantar uzmanı olduğunu iddia ediyordu. Tamam da neden buracıkta, bir pazarda tezgâh açmıştı? Bu sattığı mantar değildi ki. Merak ettiğimden sormak için yanına yaklaştım. Dediğine göre, o sadece bir mikolog değildi. Botanik ve kimya ile de uğraşıyordu. Yaptığı tozu tüm bilgi birikimi ve deneyimleriyle geliştirmişti söylediğine göre. Bu toz ilaç değildi. Onun için bir firmaya götüremez ya da bu şekilde test ettirmekle uğraşamazdı. Bunun için kimse ona şans vermezdi. Bizler, eğer istersek deneyebilirdik. Bu tozdan bir çay kaşığı alan insan, ölen insanlarla iletişim kurabilirdi. Sadece ölenlerle değil. Farklı boyutlardaki …

Okumaya Devam Et

22.05.2020

Rahatın gerçekten battığı nadir insanlardandı. Kendisine işkence etmek gibi bir niyeti yoktu. Nefret de etmiyordu varlığından. Sadece rahattan rahatsızlığa geçme hâlini sevmiyordu. O alışma anı zor geliyordu ona. Bu konuda verdiği bir tek ödün vardı. Yumuşak bir battaniyesi vardı kendisine kullanmak için izin verdiği, hatta bunun için can attığı. O sokaklarda yaşayan küçük bir çocukken başka bir çocuk vermişti kendisine battaniyeyi. O zamanlar maviydi, şimdiyse rengi belli değildi. Galiba griye çalıyordu; ama kesin bir şey söylenemezdi tabii. Eskimişti ne de olsa. Çocuk, annelerinin kardeşiyle kendisine aynı renkte iki battaniye aldıklarını; fakat kardeşinin öldüğünü söylemişti. Onun için vermişti ona bu battaniyeyi. …

Okumaya Devam Et

21.05.2020

Telefonun sesi, koskocaman evde yankılandı. Pahalı bir telefon olduğunu belli etmek ister gibi tok bir sesi vardı. Telefonun çaldığını haber vermiyor, beyan ediyordu. Gidip telefonu açtı. ‘Alo,’ bile demeden; birkaç saniye durduktan sonra, ‘tamam…’ demekle yetinip telefonu ağır hareketlerle kapattı. Salonun karşısındaki mutfağa gidip; suyun diğer çeşmelerin borularından çok daha geniş bir oluktan aktığı musluğu açtı ve özgürce akan suyu bir süre izledi. Gittiği yerde böyle özgürce akan bir suyu bulamayacaktı. Sonra musluğu kapatıp; salona, yanmakta olan şöminenin önüne yürüdü. Gittiği yerle belki de tek ortak nokta bu şömineydi. Ortak noktaya en yakın şey… Yani, gittiği yerdeki taştan ocağın, tencerelerin, …

Okumaya Devam Et