Küçük bir elektronik orgu vardı çocuğun. Zaten pek fazla oyuncağı yoktu. Ayrılan anne ve babasının küçük oyalamaları sonucunda elde ettiği bir takım küçük plastik asker ve pilli, oyuncak bir orgdan ibaretti tüm varlığı. Bu askerlerin her birinin ayrı bir görevi vardı. Ellerinde tuttukları nesnelerden anlaşılıyordu bu. Biri telsizciyken diğeri ilkyardım çantasıyla tıbbi personel olduğunu belli ediyordu. Önceleri, çamaşır sepetine benzeyen kapaklı bir sepete sığarken; yavaş yavaş, bilinmeyen bir sebeple askerlerin sayısı artmıştı. bir yandan askerleriyle oynayıp diğer yandan oynadığı oyuna doğaçlama fon müzikler çalarken ihtiyacı olan askerleri düşünürdü. Bazen aklına bu takımın, yani ordunun, bir paraşütçüye ihtiyacı olduğu gelirdi orgunda …
Ay: Mayıs 2020
10.05.2020
Birbirlerini dinlemeyen, otomatik cümlelerle konuşan insanların arasında sivrilmemin, tuhaf karşılanmamın tek nedeni hiçbir şeye inanmadığımı, yani bir nihilist olduğumu söylemem olduğuna inanamıyorum bir türlü. Pek sivrildiğimi de söyleyemem; ama tuhaf karşılandığım doğru. Resmen insanlar beni bunu söylediğim için küçümsüyor yahu! İnanabiliyor musunuz? Oysa benim yaptığım tek şey, onları kendilerine yansıtmak. Nasıl olur da hiçbir şeye inanmam ben! Ben mi? Hani her sabah yediğim yumurtaların sarılarını kedilere afiyetle yemeleri için ikram eden ben… Hani tüm gün, köpek gibi çalıştıktan sonra akşamları köpekleri doyuran ben… Hafta sonlarında yaşlılarla saatlerce bulmaca çözen, defalarca dinlesem de; anılarını ayrıntılarıyla dinlemek isteyen, dişsiz gülümsemelerini çekip alıp …
09.05.2020
Dıştan küçücük görünüp içerisi göründüğünün iki misli büyük olan dükkânları bilir misiniz? İşte otuz beş-kırk yaşlarını süren, biraz tıknazca olan, dağınık bıyıklı, gür ve dağınık kaşlı adamın ayakkabıcı dükkânı da böyle bir mekândı. Tabelasında, karikatürize edilmiş bir ayakkabının alt tarafı ve altında bir konuşma balonunun içinde ‘tok’ yazılıydı. Dükkânın ismi buydu ama sadece bir isim değildi bu. Latif Bey’in, yaptığı işin felsefesinin tezahürüydü. Latif Bey sattığı ayakkabıların hepsini kendisi yapardı. Bir kalıba göre üretmezdi. Modelleri de bulunmazdı vitrinde. Yaptığı ayakkabıları pahalı satardı; ama o ayakkabı ömür boyu garantiliydi. Latif Bey onları ucuza onarır, gereğinde üzerinde değişiklikler yapardı. Kendilerine uyan, her …
08.05.2020
Baslar her yerde sanki. Durduğum yerde yürüyormuşum gibi geliyor. Dayandığım ahşap tabure zangırdayıp beni adeta ileri itiyor. Oturacak kadar güvende hissetmiyorum kendimi. Sanki müziğin sallamasıyla o uzun ince ayaklar kırılıverecek ve ben ters çevrilmiş bir kaplumbağadan beter bir şekilde düşüvereceğim olduğum yere. Daha kötüsü, kimse bunun farkına bile varmayacak, insanlar hiçbir şey olmamış gibi müzikle tepinmeye devam edecekler. Müzik kendisini tekrarlayacak, tekrarlayacak, tekrarlayacak. Zamanın farkına bile varamadan oracıkta, patlamış mısır kalıntıları, tuzlu fıstık kabukları ve yuvarlanmakta olan zavallı tek tük leblebilerin ortasında kalakalacağım. Tabii ne kadar temizleseler de asla çıkmayacak o mide bulandırıcı kusmuk kokusunun hemen dibinde… Burada ne işim …
07.05.2020
At dışkısının kokusunu yasemin çiçeği kokusuna benzetirdim çocukluğumdan beri… Doğruymuş. Bir molekülün oranı fark ediyormuş. Oran az olunca yasemin, çok olunca da dışkı olarak algılıyormuş burun. Molekülün adı da yazıyordu bir yerlerde de; kimin umurunda? Bugün yürürken çok iyi yetiştirilmiş bir yasemine rastladım. Bir bahçe duvarına sarılmıştı. Sanki yalnız, bağımsız, başına buyruk bir at geçmişti oradan. Bitki semirmiş, bir sürü çiçekle dolmuştu dalları. O molekülden fazlasıyla salgılamıştı çiçeklerin her biri. Çürümemişlerdi ama olgunlaşıp güçlenmişlerdi. Ben çok sevsem de insanlar güçlenmiş, semirmiş bir yaseminin kokusunu sevmeyebilirlerdi. Doğanın her türlü hâlini kabullenip sevmek herkese göre değildi. Bana bir atın o güzel kokusunu …
06.05.2020
Telefon çalıyor. Her defasında yaptığı gibi ekrana bakıyor, ismini göremediğim kişiye göre ayarladığı bir ses tonuna karar vermek için duraksayıp açıyor. “Efendim…” Ciddiyet ile samimiyet arası, orta karar bir ton bu. Muhtemelen pek görüşmediği birisi aramış. “… Tabii, tamamdır. … Ben ayarlarım. Nasıl? Dişi mi istiyorsunuz erkek mi? … Tamam, ne kadarlık olsun? … Peki…” Muhtemelen ürettiği kedilerden birisine talip olan biri aramış. “Buraya gelir misiniz? … Süper, ne zaman? … Okey… Sizin gibi birisinin evine geleceği için çok şanslı gerçekten… Görüşmek üzere.” Doğruydu, onun kedileri arasından ayrıldığı için şanslı bir yavru vardı ortada. Kedilerden nefret eden birinin nasıl olup …
05.05.2020
Sosis balonlardan bir şeyler yapıyor. Hepsini kendi soluğuyla şişirerek… Bir sürü çocuk var. Kıyafetleri çeşit çeşit. Yırtık pırtık olanı da var, pırıl pırıl olanı da… Ayırt edici hiçbir özelliği olmayıp öylece gözden silinenleri de var. Tek ortak noktaları gözlerinde. O çocukların gözlerine baktığınızda göreceğiniz şey bir eksikliğin oluşturduğu boşluk. Sanki bir şey varmış da düşüp kaybolmuş ya da sökülüp atılmış gibi bir boşluk bu. Tırtıklı bir boşluk… O balonları şişiren kadının da kızarmış yüzünü süsleyen gözlerinde mevcut aynısından. Belki onun için o kadar uğraşıyor. Biliyor çünkü. O balonla yapıp verdiği hiçbir şey atılmayacak. Sünüp buruş buruş olsa da; o tuhaf …
04.05.2020
Bir köpek yavrusunun sesini duyduğumda balkonumda oturmaktaydım. Geceydi, ortalık sessizdi, yavrunun sesi bir röntgen kâğıdı gibi şakırdayarak rahatsız etmişti kulaklarımı. Bu sesi duyduktan sonra yerimde hiçbir şey olmamış gibi oturmak yakışık almazdı. Ben de kalktım, giyindim ve aşağı indim. Köpek annesiz olmalıydı böyle bağırdığına göre. Onu buldum. Çok zayıftı. Eve çıkarttım ve biraz süte su katıp pipetle ağzına akıtmaya çalıştım. Sütü afiyetle içmeye başladı ve sonra uyuyuverdi. O kadar amaçsızdım ki, bir an acaba sadece bu an için mi doğup bu yaşa geldiğimi sorguladım. Bu yavruyu doyurabilmek için…
03.05.2020
Parka biraz yürüyüp kendisini arındırmak için gitmişti. Çocuk sesleri, martı sürüsünün sesine karışmış, bir araya geldiklerinde hangi sesin hangi canlıdan çıktığı belirsizleşmişti. Parkın görece sessiz bir köşesine gitmek için yürüdüğünde o çocuğu görmüştü. Oraya ne bir martı; ne de başka bir çocuk uğramıştı. Yetişkin bile yoktu. Sadece devasa bir döner kaydırağa tırmanmaya çalışan ufak tefek bir kız çocuğu ve o vardı. Hatta kendisini fazlalıkmış gibi hissetmişti bir an. Sonra çocuğa dalmıştı gözleri. Aklından içinde bulunduğu an uçup gitmişti yerini geçmişe bırakıp. Benzer bir kaydırağın tepesindeydi. Çocuğun yaptığı gibi yapmamış, normal yoldan yani merdivenden çıkmıştı. Bir adamdan duyduğuna göre, bir tür …
02.05.2020
Vücuduna çeşitli protezler takarak kendisini geliştirmeye çalışan bir gençle komşum vardı. Hemen karşı dairemde oturuyordu. Bazen benden ufak tefek bir şeyler istediği oluyordu. Ondan hiçbir şey istememiştim şu ana kadar. Bazen ihtiyacı olmamasına rağmen, sırf biriyle iletişim kurmuş olmak için bir şeyler istediğini düşünmeye başlamıştım. Devamlı vücudunda değişik eklentilerle karşılaşırdım ve yaptığı tüm geliştirmelerden haberdar ederdi beni. En komiği dudaklarına takma bıyık gibi taktığı ısı algılayıcısıydı. Mesela bir canlının ısısını büyütüp en iyi ısı algılayabilecek olan dudaklara ısı olarak iletmesini, hatta şekil olarak dudaklarla algılanacak hale getirilmiş bir durumda olan verilerin bulunduğunu söylemişti. Yani bir insansa söz konusu olan şey, …