21.05.2020

Telefonun sesi, koskocaman evde yankılandı. Pahalı bir telefon olduğunu belli etmek ister gibi tok bir sesi vardı. Telefonun çaldığını haber vermiyor, beyan ediyordu. Gidip telefonu açtı. ‘Alo,’ bile demeden; birkaç saniye durduktan sonra, ‘tamam…’ demekle yetinip telefonu ağır hareketlerle kapattı. Salonun karşısındaki mutfağa gidip; suyun diğer çeşmelerin borularından çok daha geniş bir oluktan aktığı musluğu açtı ve özgürce akan suyu bir süre izledi. Gittiği yerde böyle özgürce akan bir suyu bulamayacaktı. Sonra musluğu kapatıp; salona, yanmakta olan şöminenin önüne yürüdü. Gittiği yerle belki de tek ortak nokta bu şömineydi. Ortak noktaya en yakın şey… Yani, gittiği yerdeki taştan ocağın, tencerelerin, …

Okumaya Devam Et

20.05.2020

Uzak bir ülkenin ıssız bir adasında yaşayan küçük bir kız, oranın en ünlü Budha heykelinin bakımıyla görevlendirilmişti. Onun bulunduğu odanın köşesindeki bir hasır ve üzerindeki dikişsiz kumaştı tüm varlığı. Bu heykel, yağlanmazsa çatlayabilecek katman katman kabuktan yapılmıştı. Fazla yağlanınca da zayıflayıp çatlayacağından, ancak tam kararında yağlanması gerekiyordu. Tabii kızın elleriyle yaptığı özel bir yağla yağlanmalıydı. Üç yıldır hiçbir yerinde bir çatlak olmadan bakıyordu ona. Diğer insanların dokunmasını engelliyor, minyatür, ana bir aslan misali heykele kanat geriyordu. Oysa bir şeyler değişmekteydi. Her zamanki düzenle yağlamasına rağmen kurumaya başlamıştı heykel. Neredeyse çatlayacaktı ve eğer çatlarsa… yaşlı rahip onu öldürürdü. Aslında küçük kız …

Okumaya Devam Et

19.05.2020

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, ulu bir ağaç varmış. Çok büyükmüş bu ağaç; lakin ruhu çocukmuş. Hafifmiş aklı, uçucuymuş. Hareketli olmak istermiş. Bir parkta, kendisi gibi birkaç uzak ağaçla huzur içinde yaşarmış yaşamasına ama ruhu huzursuzmuş. Köklerindeki mantarları sayesinde diğer ağaçlarla konuşurmuş bazen. Parka uğrayan kuşlardan, insanlardan bahsederlermiş. Çiçeklerle de konuşurmuş, rüzgârla da… Özellikle karahindiba otunu pek severmiş ulu ağaç. Tohumlarının uçuşlarına pek imrenirmiş. İnsanların onları üfleyerek dilekler dilemesine o kadar çok imrenir, o kadar çok imrenirmiş ki, bir gün bunu karahindibaya da söylemiş. “Dostum karahindiba, uzun sohbetlerimiz hatırına, yapraklarımı sana doğru hışırdatsam da ben de bir tek …

Okumaya Devam Et

18.05.2020

Otuz yaşında bir ev kızıydı. Bir gün delirdi mi; ne oldu bilinmez, demirci olmaya karar verdi. Bahçesinde bir atölye yaptırdı. Biraz parası da vardı. Babası ölmüş, yaşlı annesiyle kalakalmışlardı. Karışanı yoktu. Bu işi öğrenmek için nice demir ustasına başvurduysa da herkes bir kadının demirci olmasının imkânsız olduğunu söylüyor, ona yardıma kimse yanaşmıyordu. Yıllar içinde, binbir emekle, atölyesinde kendisini eğitti ve usta bir demirci oldu. Oldu olmasına da sadece silah yapıyordu. Verilen hiçbir şeyi, bıçağı dahi onarmıyor, ancak sıfırdan bir bıçak ya da öldürmek için yapılacak bir şeyse kabul ediyordu. Yaptığı bıçaklar, çakılar, baltalar, şişler… çok beğeniliyordu. Hatta ona bir şeyler …

Okumaya Devam Et

17.05.2020

Kolumun sargısı açılıyor. Beklemiş, kanlı bir ayak gibi kokutuyor etrafı. Anti bakteriyel ilacın da katkısı var bu ayak kokusuna. Yaraya sert bir bezle bastırıyor. İfadesi yumuşak değil; sert olmasa da yumuşak değil. Keşke bunu yaparken hafifçe bile olsa gülümsese. Bağırıyorum. O kadar acımasa da bağırmak istiyorum. İnsan olduğumu kanıtlamak için. Umurunda bile değil oysa. Belki de; fazla umursuyor. Pansumanlar bitiyor, sargı açılıyor… Bir daha gidiyorum yanına, beni anımsamıyor. Hatırladığını belli etmiyor en azından. Sorsam mı? Buna değer mi? Beni önemsediğine dair en ufak bir işaret görmememe rağmen bu ne inat böyle anlamış değilim. Ne var ki, yine de ağzımı açıp …

Okumaya Devam Et

16.05.2020

Dirseklerine kadar kıvırdığı incecik olmasına rağmen son derece kaliteli gömleğinin yakasında parlayan göz kamaştırıcı broşu düzeltti. Bu broş onun anahtarı olacaktı hep istediği o özel kursa gidebilmesi için. ‘Kurs’ deyip geçmemek gerekiyordu. Söylenenlere bakılırsa, bir okulda öğrenilecek şeyler sadece komik kalırdı bu kursta öğrenilenlerle karşılaştırıldığında. İşte o da artık bu kursa gidecekti. Bunu hak etmişti. Bir sürü fedakârlıkta bulunmuştu bunun için. Bu gömlek ve aynı kumaştan yapılma pantolonu da üniformaydı. İşte o cam kapı… Broşunu kapının tokmağına dayadığı an basit bir tık sesiyle kapı açılarak ona geçit verdi. İçeride, kantinde pişen tost kokusu burnuna geldiği an yaptığı tüm fedakârlıklardan pişman …

Okumaya Devam Et

15.05.2020

O sesi o kadar çok seviyordu ki, pili bitmekte olan bir walkmande kalınlaşmasına dahi tahammül edemiyordu. Evet, o zamanlar walkmande kaset dinlenilen zamanlardı ve onun muhterem sesi muhterem bir kasete kaydedilmişti. Kasetin kabını kadife bir beze sarar, yastığının arkasında tutardı. Yıllar geçip CD dahi kullanılmaz olmuşken bile hâlâ o kasetten, devamlı şarj edilen pillerle dinlerdi onu. Her gün olmasa bile gün aşırı mutlaka açardı kasedin kabını. Yılların kadife bezi artık eskise de; onu bile değiştirmezdi. O gün, iki yaşındaki bebeğinin elinde gördü kıymetli kasetini. Şerit metrelerce uzamış, kaset sallandıkça uzamaya devam ederken; yüzündeki gülümsemeye paha biçilmeyen evladının gözlerine bakakaldı.

Okumaya Devam Et

14.05.2020

Birisinin sadece güzelliğini haykırmak mıdır aşk? Yoksa ona ulaşmak için harcadığın çabada mı gizlidir? Belki de ikisi ve hiçbiridir. İkisi ve hiçbiridir; çünkü aşk akışkan ve katıdır. Çünkü aşk biçim değiştirir. Görünür ve görünmezdir. Aşka ilişkin söylenecek sözcüklerin hepsi de çelişkili ve çelişkisizdir. İşte bakın, yine oldu. Belki de aşk, çelişki ve çelişkisizliğin arasındaki o kuvvet, o ivmedir. O enerjidir. Bunlar, o hayvanla karşılaştığım an aklıma gelmişti. Bir sokak köpeğiyle… Belki de; sokağa bırakılmış bir ev köpeğiydi; çünkü tertemiz ve mağrurdu. Tüyleri de bakımlıydı. Bu köpeğe bakmakla nasıl olmuştu da aklıma aşk gelmişti? Köpeğe aşık olacak halim yoktu tabii. Ben …

Okumaya Devam Et

13.05.2020

Döner bir bilgisayar sandalyesinde oturuyorum. Yapay derinin altında süngerimsi bir yapısı var. Onun altında da demir bir aksam. Yaslanan kısmının etrafı da demir ya da çelik, tam bilmiyorum. Plastik bir parçası yok gibi. Oldukça kaliteli bir sandalye bu. O zamanlar daha çocuğum ama hatırlayabiliyorum nasıl olduğunu. O zaman bile dikkat ederdim demek böyle şeylere. Başım dönene kadar sandalyede kalmaya kararlıyım. Başımın dönmesini sevmiyorum ama orada dönmek hoşuma gidiyor. Hem canımın sıkıntısını alıyor hem de çok rahat. Masadan yarım metre uzak. Masa üzerindeki bilgisayarın ekranı karanlık. Hayal gücümün önünde hiçbir engel yok. Bir yandan dönüyorum, diğer yandan da bir astronot olduğumu …

Okumaya Devam Et

12.05.2020

Bir deniz kızı oluşu dışında normal bir insandı Ritra. Evet, adı Ritra’ydı. Bildik isimlerden biri yazılıydı kimliğinde gerçi. Yine de o Ritra ismini kullanmayı tercih ediyordu. Bir anlamı yoktu. Google’a bakmak aklına geldiğinde, bir kargo şirketinin adı olduğunu görmesine rağmen fazla kurcalamamıştı. Balık kuyruğuna benzeyen bir kuyruğu olmamasına rağmen bir deniz kızı olduğunu bilirdi. Derisinin ışıltısı, yüzerken rahatlığı, suya olan reddedilemez ihtiyacı… Deniz dışında tek zaafı vardı. Ülkesini daha iyi bir ülke yapma arzusu… Bunun için denize kıyısı olmayan başkente gitmek zorunda kaldığı bir an gelmişti bugün. Öykü, bavullarını topladığı an başlamıştı. Tüm hikâyeler bir yolculukla başlardı ne de olsa. …

Okumaya Devam Et