Onunla bir anlaşma yapmıştım. Sonuçlarını çoktan tahmin etsem de içimdeki kaşındıran umut beni bu şekilde davranmaya itmişti. Kutsal kitaplardaki Tanrı şeytanla anlaşırken böyle mi düşünmüştü? O da benim gibi içten içe umutsuz muydu? Ve anlaşmayı yaptığım varlık, şeytan gibi kendisinden emin miydi? Eh, aksi için hiçbir sebep yokken onu suçlayamazdım. Dünyaya geldiğinde onu benden başka kimse görmemişti. Gerçi kolaycacık gözle görülebilir bir formda da sayılmazdı. Ben bile yemek üzere olduğum bitkinin üzerinde olduğundan onu tesadüfen fark edebilmiştim. İnsanlardan çok daha akıllı olduğum, zevklerimin onlardan katbekat gelişmiş olduğu bir gerçek olsa da türdeşlerimin beslenme alışkanlıklarına uymaktan başka bir şey yapmayı artık …
Kategori: Beklenmedik
09.05.2025
Açım. Param var ama paramı verip yemek almaya kalksam bana yemek satmazlar, biliyorum. Yemek almak için birkaç kilometre yürümem gerekecek ama hiç hâlim yok. Dinlenmek için şuracığa otursam olmaz. Çok tehlikeli. Hareket etmek en iyisi. Hareketli olursam bir de sessiz ve kimselere görünmemeye çalışarak yürürsem atlatırım belki. Ama hiç gücüm yok ki. Buraya gelmesem her şey çok daha kolay olurdu. Ama işim burada. Tabii ki dehlizlerde, kimsenin beni göremeyeceği bir yerde. Yani varlığımın beklendiği bir yerde çalışıyorum ama işime gidip gelmek o kadar zor ki… Keşke tünel kazsalar. Seçim vaatlerinde o da var. Belki bu kadar korkmadan işten eve gidebileceğim …
06.05.2025
Kendisinin ne kadar muhteşem olduğunu duymak isterdi. Bunu her hâlinden anlayabilirdiniz. Öyle iyi bir gözlemci olmanıza gerek yoktu yani. Bu da onu itici bir insan yapıyordu. Oysa iyi bir insandı. Gerçekten öyleydi. Sadece… Sinir bozucuydu işte. Yanındaki masada, onunla aynı işi yapan, sözde iş arkadaşının kendisini sevmediğini biliyor, her sabah onu sevmeyen birisiyle çalışma fikrinden nefret ediyordu. Kalkar kalkmaz içindeki umutsuzluk da uyanıyordu. Sonra, birlikte mutfağa gidiyorlar, göz göze gelmeden kahvaltı hazırlayıp dünden hazırladığı yemeği öğle için paketliyorlardı. Yani o bunları yaparken umutsuzluğu da arkasında, tam dibinde duruyor, geriye doğru attığı her adımda ona çarpmamak için gövdesini kısmasına sebep oluyordu. …
05.05.2025
“Bir şeylerden bıkmış bu kadın. Yaşamaktan falan değil, başka bir şeylerden besbelli.” Annem onu ilk gördüğünün akşamı böyle demişti. Sonra susmuştu. Birkaç zaman sonra: “Oğlum… Bu kadınla bir yuva kuramazsın sen. Yanlış anlama, kötü bir insan değil ama sen onunla yapamazsın işte, anlarım ben.” “Neden anne? Nesi var kızcağızın?” “Tamam da o bir kızcağız değil ki yavrum. Yaşı küçük ama o gözleri… Senin gibi mutlu bir insanı ağırlaştırır böyleleri. Elinde değildir yani, kötülüğünden değil.” “Ama ben seviyorum be ana.” “Sev oğlum, sev de ömür geçirmek başka işte. Bir gün ansızın çekip giderse ne yapacaksın?” “Niye çekip gitsin ki?” “Gider oğlum …
30.04.2025
“Sizi değiştiren insanları sevin,” derdi arkadaşımın babası. Bazen bize kitap verirdi, sonra da birlikte haklarında konuşurduk. Oğlu, daima itiraz etmeye hazır; “Sevmek keyfi değildir ki baba,” demişti bir defasında. “Yanlış,” demişti Hasan amca, oolanca güveniyle. “Aşık olmak keyfi değildir. Sevmek, bilinçli bir iştir.” Kitaptaki karakterler kötüyse, yani biz öyle düşünüyorsak, hasan amca hemen onun karakteri değiştirip değiştirmediğini sorgulardı. Ve elbette, değiştirdiği ortaya çıkardı. Yoksa yazar onu oraya neden yerleştirecekti ki, öyle derdi Hasan amca. Oradan taşınırken hasan amcaya onu sevdiğimi söyledim. Elimde yerde bulduğum bir tohum vardı. Ne çıkacağını bilmiyordum. “Seni seviyorum çünkü beni değiştirdin Hasan amca,” dedim o tohumu …
29.04.2025
Orada oturmuş meditasyon yapıyordu. Boynunda da sembolü altın bir kolye vardı. Bir burç sembolü olan altın bir kolye ucunu taşıyan, kalın ve altın bir zinciri olan bir kolye. İnsanın gözü takılıyordu ister istemez. Bir anda, koskocaman bir sıcak hava balonundan taşarcasına bir öfke doldu göğsüme. Taşacak bir yeri yoktu burnumdan başka. Ağzım kapalıydı, açarsam bağıracaktım. Hiçbir şey düşünmüyor muydu gerçekten? Gerçekten mi! Yani şimdi o meditasyon yapıyordu ha! Öyle mi! Her şeyi vardı. Buna rağmen, yüzündeki huzur kapanan gözkapaklarının arkasında yanan gözlerinin aç ışığı, hâlâ doymadığını açıkça gösteriyordu. Ağzımı açmadım. Keşke açsaydım… Çünkü onun yerine ellerimdi harekete geçen. Bir elimle …
28.04.2025
Daha küçücük bir çocukken, okula başladığım ilk gün annem beni kenara çekmiş ve hayatımın dersini vermişti. “Oğlum, belki bu söylediklerimi anlamak için yaşın küçük ama ben yine de söyleyeceğim. İnsanların sana söyledikleri söylemek istediklerinden farklı olacak. Bu fark bazen çok büyük olacak, bazen de çok küçük. Ama hep önemli olacak. Sen onları çok iyi dinlersen bu farkı anlayabileceksin. Onları çok iyi dinle, olur mu tosunum?” Çok zayıf bir çocuk olsam da annem bana hep “Tosunum” derdi. Hayatım boyunca zayıftım ama annem hayatı boyunca bana hep “Tosunum,” dedi. Önemli bir şeyi şefkatle söylemek istediğinde böyle derdi. O daima şefkatliydi. Evet, o …
21.04.2025
Denize adım attığımda ayaklarımda hiçbir şey yoktu. Küçük kaya parçalarından kopmuş, epey büyük çakıl taşı parçaları diyebileceğim taşlar tabanlarımı ağrıtıyorlardı. Acıtmıyorlardı, acı kadar acil bir şey değildi bu, ağrıydı. Hani kas ve kemikleri rahatsız etmekle yetinip kan çıkartmayan ve yanık olmayan türden… Burnumdan derin bir nefes aldım. Deniz tüm ciddiyetini takınmıştı yine. Bunu kokusundan anlıyordum, nasıl olduğunu sormayın. Hoş deniz çoğu zaman ciddiydi. Bazen, çok nadiren muzipliğini takındığı oluyordu gerçi. Mayomun üzerindeki giysilerimi sıyırıp denize adım atmadan birkaç dakika önce bir barın yanından geçerken ona rastlamıştım. Tek başına içiyordu. Votka, sek votka… İçkiye epey dayanıklı olsa da burası Rusya değildi, …
14.04.2025
İnsan ne zaman çok sevdiği birisinden uzaklaşır? Ya da neden? Artık onu sevmediğinden mi? Yok… Bu kadar basit değildir, hayat hiç böyle zannedildiği kadar kolay olmamıştır. İstisnalarla dolu bir kaostur hayat. Formüller ve kuramlar sadece süstür. Görünen kısmıdır. Formalitedir. Bunları düşünüp kendimce bir sürü aforizma üretirken yürümekteydim. İsabetli-isabetsiz aforizmalar üretmemin sebebi kaybolmamdı. Hayatın anlamını kaybetmiş, el yordamıyla bulmaya çalışıyordum. Belki hayata bir anlam bulmak gereksizdi ama kendimi kapıda kalmış, anahtar arayan, o anahtarı bulup içeri girmezsem soğuktan donup ölecek bir kaybeden gibi hissediyordum. Bir şey bulmalıydım, herhangi bir şey… Uzun bir yürüyüşten geri, evime dönüyordum. Elimi cebime attım. Anahtarım oradaydı. …
25.03.2025
Kendisine bir örümcek ağı örüyordu… Evet, o bir örümcek değildi. Senin benim gibi bir insandı. Yine de bir ağ örüyordu. Bu ağa bir örümcek ağı da denemezdi. Çünkü daha önce de dediğim gibi o bir örümcek değildi. Ama insan ağı da denemezdi çünkü insanlar ağ öremezdi. Gelgelelim o bir ağ örmekteydi. Saçları normal değildi. Şeffaf bir ağ kafasından, adeta terliyor, sonra o, bu teri, uzatıp bu iş iççin özel olarak şekillendirdiği tırnaklarıyla örüyordu. Bu ağı salgılamayı başlatma işlemini yarı yarıya düşünceleriyle kontrol ettiğini söyleyebiliriz. Tıpkı boşaltım işlemi yapar gibi… Yani ağ terlemiyor da ağ boşaltıyordu aslında. Neyse ne, sonuç olarak …