Bir çayırda sakin sakin otlarken görmüştüm onu. Mis gibi kokuyordu. Daha önce öyle bir şey görmemiştim. Sanki bir varlığı yoktu, nurdandı sanki. Daha önce öyle bir yaratık görmediğim için telefonumla fotoğrafını çekmek ve görselini aramak niyetiyle yanına yaklaştım, sakince bana baktı. Resmen poz bile verdi inanabiliyor musunuz? Hiçbir eşleşme bulunamamıştı. Gerçekten eşsiz bir yaratık olmalıydı. Heyecanlandım; ama bir şey keşfettiğim için değil. Ya başkaları onu rahatsız ederse diye. Yanına gittim, bir hayvan gibi kokmuyordu. Çok farklı kokuyordu. Yasemin çiçeği gibi mesela… Ona tam olarak benzemese de; o karakterde bir koku olduğunu söyleyebilirdim. Boynuzuna dokundum, yumuşacıktı. Kavga etmek ya da kendisini …
Kategori: Fantastik
29.06.2020
Kalktığında bir yılanı omuzlarına dolanmışken buldu. Aklına hemen sosyal medyada çok dolaşan, yılanın sahibini yemek için etrafına dolandığı safsatası geldi. Elbette buna inanmıyordu ama bu yılanın onun evinde, onun yatağında ne işi vardı? Onu neden sokmamıştı? Zehirli miydi? Başı tam kulağının hizasında olduğu için kolayca duyuyordu tıslamasını. Yatıştırırcasına tıslıyordu. Yavaş yavaş, bu tıslamaya gizlenmiş sözcükleri seçebildi. “Saklanma…” Diyordu yılan. “Saklanma… Sakın saklanma… Sırları severler; ama çözmeyi sevmezler. Tembeldir onlar. Sen saklanma…”
27.06.2020
Bir fakültenin bahçesinde, kuytu bir yerde saçlarını taramaktaydı. Morali o kadar bozuktu ki, normalde insan içinde yapmayacağı bir şeyi, koskoca fakültenin bahçesinde yapıyor olması dahi bunun göstergesiydi. Tarağı şimşirdendi. Hafif sivri uçları başına masaj yapıyor, onu sakinleştiriyordu. O kadar üzgündü, o kadar yılmıştı ki, bu ülkede asla barınamayacağını düşünmekteydi. Hatta bu dünyada bile yerinin olmadığına inancı tamdı. Bir kadın olarak ne yaparsa yapsın yetmiyordu. En kötüsü, kendisine olan inancı gitgide azalıyordu; çünkü öyle yetiştirilmişti. Bu dünyada altyapıdan bile fazla önemliydi özgüvenin varlığı ya da yokluğu. Elinde tarak, bambaşka bir yerde olmasının şaşkınlığı… Buraya nasıl gelmişti? Bir an önce fakülte bahçesindeyken… …
19.06.2020
Yaşlı olsam da sokaklarda yaşayan bir köpeğe göre son derece genç göründüğümü söyleyebilirim. Bunun nedeni biraz kendi seçimlerim, biraz genetik mirasım, biraz da şansım… İnşaatta çalışanların, hamalların ve buna benzeyen teriyle hayatta kalan insanların ellerini yaladığımdan da olabilir. Yapabildiğim kadarıyla kuşları ve sağlıklı hayvanları öldürerek yaşadığımdan da… Biliyorum, şimdi kesin soracaksınız kendi kendinize. El yalamakla, hayvan öldürmekle genç görünmenin nasıl bir ilişkisi var? Tuz dostlarım… Cevap tuz… İnsanlar bizleri akıllarıyla evcilleştirdiklerini zannederler. Onların ellerini yalamamız bir nevi yaltaklanmanın, sevginin gereğidir onlara göre. Bu şekilde inanmak isterler. Oysa asıl sebep tuzdur… Gerçek, sağlıklı tuz… Bizler terlemeyiz. Kendi terimizi yalayamayız böylece. Ya …
11.06.2020
Hizmetlileri çağırmak için kullanılan türden tiz ve talepkâr bir sesi bulunan bir çanı vardı. Bazen bomboş ve küçücük, damı akan kulübesinde onu sallar ve birilerinin gelip ona hizmet ettiğini hayal ederdi. Bu saçma sapan çana hiç de azımsanmayacak bir para vermişti. Açlıktan ağzının koktuğu bir zamanda hem de. Kendi aç karnını doyurmaktansa birilerine emir vermek için kullanacağı, karın doyurmayan bir nesne aldığı için mi bu kadar açtı acaba? Bir gün, yine açlıktan karnı guruldarken; hayallerini doyurmak için çanı çalmaya başladığı bir an, gerçekten bir adam beliriverdi karşısında. Önce zihnindeki hizmetçilerin görüntüsünden görmemişti adamı. Gördüğünde de bir an hiçbir şey söyleyemedi. …
07.06.2020
Söylediğine göre fikirleri eskiden çok beğenilirmiş. Eskiden ne yaparsa yapsın güzel yaparmış. İlginç… Birkaç yıldır ise ne yapsa başarısız oluyormuş. Benden de buna bir çözüm istiyordu. Adımı birisinden duymuş. Söyledi de; hatırlamıyorum şimdi vallahi, ne söylesem yalan… Uyduruverdim bir şeyler. Karides kabuğu tozu, salyangoz sıvısı, kaktüs suyu, sarımsak yağı ve kaynamış su… bir iki dua okudum güya… Sonra… Şişeyi tam eline verirken; içimdeki tuhaf yaratık başını kaldırdı. Peşinden gelecek kelimeyi biliyordum da; sonrasını ben de bilmiyordum. Acaba ne uyduracaktı yine? “Yalnııız…” O kısa boynunu uzattı, şişeyi alan eli hafifçe titredi… Ona şişeyi vermeyeceğimden mi korkuyordu. Gereksiz bir korku… Yolunmak isteyen …
06.06.2020
Hiçbir otun yetişmediği bir çölde nasıl oluyordu da bu ağaç yetişiyordu? Çöl müydü düş olan; yoksa bu ağaç mı? Mevzu bensem bir unsurun düş olması oldukça mümkündü. Ben hiçbir zaman emin olamazdım yaşadığım bir şeyin hangisinin düş, hangisinin gerçek olduğuna. Sebebi neydi bunun, bilmiyordum; ama etrafımda yaşadıklarımın hangisinin gerçek olduğunu hatırlatan arkadaşlarım oluyordu. Onların düş olup olmadığına da benim karar vermem gerekiyordu. Velhasıl işim zordu.
05.06.2020
Bir ada vardı. Nerede olduğunu bilmiyorum. Kazara oraya götürülüp yine kazara yaşadığım yere geri bırakıldım çünkü. Söylediklerine göre, muhtemelen her kelimesi doğruydu, bir hapishaneden kaçan herkes buraya gelirdi. Nedenini bilmiyorum ama. Galiba sadece ben bir hapishaneden kaçmamıştım. Bir adam vardı… Çok güzel, çok çok güzel flüt çalardı. Uzunlu kısalı bir sürü flütü vardı. Bir kısmı kemikten, bir kısmı ahşaptandı. Galiba hepsini kendisi yapmıştı. Önemli değildi gerçi, çok güzel çalardı. Her şeyin sesini taklit edebilirdi. Gök gürültüsünün sesini bile taklit ettiğini işitmiştim… Bir kadın vardı. O da çok güzel masal anlatırdı. ‘Hamaklara!’ diye bağırırdı. İstediğinde çok gür çıkardı sesi. Herkes hamaklarına …
02.06.2020
Fark edileceğimi tahmin bile edemezdim. Bir tek mısra dahi yazamamış biri tarafından hem de… Ben! Yılların şair hırsızı… ‘Bir zaman gezgini ve şair hırsızı,’ desem daha uygun bir tabir olabilir ama tabii bunu desem de kimse anlayamayacak ne demek istediğimi. Aslında ben şiir hırsızlığı yapmam. Tastamam dediğim gibi ben bir şair hırsızıyım. Vererek çalarım yani. Yöntemlerimi paylaşamam tabii; ama yaptığım şu: Önce ünlü olma potansiyeli yüksek bir şair bulurum. Sonra o zamana gider, tam bir kitap çıkaracağı ya da birisine bir defterini falan vereceği zaman, hemen bir şiirimi onun el yazısını da taklit ederek şiirlerinin arasına sıkıştırıveririm. Çoğunlukla hatırlamadıklarını zannederler …
31.05.2020
Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …