AHHH! Yarım saate kalmadan öleceğim. ölürken çok büyük ihtimalle birisini öldürerek hem de… Üçüncü sıradayım. Benden önce iki tanesi ölecek. Büyük bir gürültü eşliğinde… Ben de… Gürültüyle öleceğim. Tıpkı benden öncekiler ve sonrakiler gibi… Bizim yazgımız bu. Gürültüyle ölmek… Tek tesellim, ölmeden önce uçuyor olmak. Döne döne uçmak… Devasa bir mutluluk olsa gerek uçarak ölmek. öğrensem de açıklayamayacağım; zira bir salise sonra ölmüş olacağım. Ve öldürmüş… Herkes bizden nefret ediyor. Bizi kullansalar da bizleri kendileri yaratıp amaçlarına göre yönlendirseler de bize “Kör” diyorlar. “Kör bir kurşun…” Oysa herkes biliyor, hepimiz biliyoruz bizleri yönlendirenlerin, gezi gözü ve arpacığı aynı hizaya getirenlerin …
Ay: Şubat 2018
07.02.2018
Kalabalıkta fokurtu sesleri duyulmuyordu. O, yine de elleriyle marpucu kavrayarak sipsiyi dudaklarının arasına alıp derin bir nefes çekti. Fokurtunun titreşimi bile mesdolması için yeterliydi. Bir elini marpuçtan çekerek kendi yapımı olan bir tozu saf suya karıştırmasıyla oluşturduğu bir çözeltiye uzattı. Bu çözelti suya atıldığı an çözülüyor, görünemez, koklanamaz ve tadılamaz hale geliyordu. Bu çözeltiyi bu şekilde tasarlamasının nedeni tüm içecekler arasından sadece suyun tadını beğenmesiydi. Çözeltiyi yudumladıktan sonra yüzünde garip bir gülümseme belirdi. Hayatta ihtiyaç duyacağı her şey bunlardan ibaretti işte. Kalabalık, tütününden marpucuna kadar kendi imal ettiği, çekildiğinde fokurtusunun titreşimini hissedebileceği bir nargile ve yudumlamakta olduğu çözelti… Kontrolünde olmayan …
06.02.2018
Evinde, yatağının altında bir tabut bulunduruyordu. Kendi elleriyle yapmıştı. çam ağacından yapıp baş hizasına reçine koymuştu koklayacakmış gibi. Tabutu henüz bitirmişti. Fazla dozu öldürecek olan bir ilaç almıştı. Ne de olsa eczacıydı. Bu işleri iyi bilirdi. Yattığı odanın zeminini kazdı. Çukura tabutu yerleştirip bir düzenek kurdu. Düzeneğe göre tabutun kapağı kapanır kapanmaz kazmak için çıkarıp yığdığı taşlar çukuru geri kapatacaktı. Soyundu, yıkandı ve çırılçıplak tabuta girdi. Kimden çekinecekti ki… İlacı aldı ve suyla içti. Bardağı tabutun yanına koydu. Bir bardak eksilmişse ne olurdu… Kapağı kapattı. Bir gürültü ve ardından kimsenin duyamayacağı bir sessizlik… Böylece öldü kimsenin hatırlayamayacağı yitik bir ruh.
05.02.2018
Bir parktaydı. Çocuk parklarında genelde olan havada ellerinle yürümeni sağlayan çoklu barfikslere benzeyen yolun başında, demir merdivenlerden çıkmaktaydı. Heyecanlıydı. Ne zamandır oraya gitmemişti. Acaba bir değişiklik var mıydı? Onu özlemişler miydi? Merdivenler, normal den çok daha fazlaydı. Zaten bu da normal bir el yolu değildi. Adını bilmese de elleriyle yürüdüğü için el yolu diyordu buna. Gerçi sadece elleriyle yürümeyecekti ama bunun amacı buydu nihayetinde. Merdivenlerden çıktı. Üç çubuğu elleriyle geçti ve şimdi… Bu işin en zor anına gelmişti. Barfiks çeker gibi yapıp kendisini demirlere çekecek, ayaklarını demire koyup el yolunun üstüne çıkacaktı. Neredeyse her hafta yaptığı bir şeydi bu. Çok …
04.02.2018
“Bir taşla iki kuş vurmak…” Bu deyim her söylendiğinde, “Bir tasla iki kişi doyurmak,” olarak çeviriveririm içimden. Rahmetli dedem öyle yapardı. Ağzından hiç kötü laf çıkmamıştı. “Ağzınızdaki tükürüğe bile dikkat edin,” derdi hep. Kızdığında bile öyle bir kızardı ki… İnsanı suçluluğa sürüklemeden kendi doğrusuna doğru sürerdi. Altınıza tekerlekli bir kızak çekerdi ve bir de bakardınız ki istediği, size anlatmak istediği yerdesiniz. Baktınız onunla aynı fikirde değilsiniz, o zaman gerçek düşüncelerinizi söylemeniz için altınızdaki tekerlekli şeyin kumandasını size verirdi ve siz, rahatlıkla gitmek istediğiniz yere, kendi doğrunuza doğru giderdiniz. Sonra da o alırdı kumandayı… Bir de bakmışsınız hiç tartışmamışsınız bile. Sadece …
03.02.2018
Demir bir kapı… Som demir olmalı. Kolsuz, tokmaksız… Peki bu neden benim rüyalarıma giriyor? Her gün. Kazayla uyukladığımda bile, zihnimin kapalı olduğunu sezer sezmez; bir hırsız gibi, haylaz bir çocuk fırsatçılığıyla giriveriyor rüyama. Ne istiyor benden bu kapı? Ne zaman açılacak? Açılması için ne yapmam gerekecek? Rüyama her girişinde, yeterince büyük ve güçlü bir mıknatısın bu kapıyı açıp açamayacağını sorarım kendime. Tokmak yok, kilit yok… Ya vurmam, ya da bir mıknatısla çekmem gerek açılması için. Ya da beklemem… İşte en zoru da bu. Beklemek… Beklerken ne yapılır ki? Rüyaları gözetip aynı düz, pas kırmızısı şeye mi bakacağım? Acaba paslanmasını mı …
02.02.2018
Çaresiz hissediyordum. Kararsız, yorgun… Umutsuz hissediyordum. Yenilmiş, yalnız… Kendimi yenilemek, buna bir son vermek için ne yapacağımı bilmiyordum. Ne yapabileceğimi bilmemeye bir son vermek istiyordum. Bunun için bir şey yapamayınca ben de hiçbir şey yapmamayı seçmiştim. Hiçbir şey hissetmemeyi… Bunun için de beynimi uyuşturan şeyler kullanıyordum ama bu şeyler ruhumu uyuşturamıyordu ve ben acı çekmeye devam ediyordum. Acı çekmemek için yapmam gerekeni bilseydim! Keşke bilebilseydim! Şu masallardaki ak sakallı adamın gelip; bana: “Eğer kurtulmak istiyorsan Kaf Dağı’na gitmeli ve …” demesi, benden imkansız birtakım şeyler istemesi için neler vermezdim! Masallar kolaydı. Bir yol vardı, çizilmişti yani. Yapman gereken şey çizilmiş …
01.02.2018
Hani vardır ya; biraz çılgın, gözlüklü, unutkan, dağınık bilim insanları. Profesör kılıklı tipler… İşte onlardan birisiyim. Her şeyle ilgilenmeyi kendime görev edinmiş bulunmaktayım. Leonardo benim rol modelim.. O benim kahramanım, yol göstericim. Şimdilerde bir projeyle uğraşıyorum. Aslında bir tür simya ama bu öyle felsefe taşı gibi bir şeyle uğraşmak gibi bir şey değil. Altın artık değerini kaybetti. Tamam, elbette değerli; ama benim derdim o değil. Hedefim çok daha büyük benim… Ben düşünce gücüyle şekillenen bir madde yapmak istiyorum. Bir nevi kök hücre gibi. İstediğin dokuyu o hücrelerden oluşturuyorsun ya, işte o tür bir madde yapmayı planlıyorum. Aslında sadece düşünmüyorum, tasarlayıp …