17.05.2020

Kolumun sargısı açılıyor. Beklemiş, kanlı bir ayak gibi kokutuyor etrafı. Anti bakteriyel ilacın da katkısı var bu ayak kokusuna. Yaraya sert bir bezle bastırıyor. İfadesi yumuşak değil; sert olmasa da yumuşak değil. Keşke bunu yaparken hafifçe bile olsa gülümsese. Bağırıyorum. O kadar acımasa da bağırmak istiyorum. İnsan olduğumu kanıtlamak için. Umurunda bile değil oysa. Belki de; fazla umursuyor. Pansumanlar bitiyor, sargı açılıyor… Bir daha gidiyorum yanına, beni anımsamıyor. Hatırladığını belli etmiyor en azından. Sorsam mı? Buna değer mi? Beni önemsediğine dair en ufak bir işaret görmememe rağmen bu ne inat böyle anlamış değilim. Ne var ki, yine de ağzımı açıp …

Okumaya Devam Et

16.05.2020

Dirseklerine kadar kıvırdığı incecik olmasına rağmen son derece kaliteli gömleğinin yakasında parlayan göz kamaştırıcı broşu düzeltti. Bu broş onun anahtarı olacaktı hep istediği o özel kursa gidebilmesi için. ‘Kurs’ deyip geçmemek gerekiyordu. Söylenenlere bakılırsa, bir okulda öğrenilecek şeyler sadece komik kalırdı bu kursta öğrenilenlerle karşılaştırıldığında. İşte o da artık bu kursa gidecekti. Bunu hak etmişti. Bir sürü fedakârlıkta bulunmuştu bunun için. Bu gömlek ve aynı kumaştan yapılma pantolonu da üniformaydı. İşte o cam kapı… Broşunu kapının tokmağına dayadığı an basit bir tık sesiyle kapı açılarak ona geçit verdi. İçeride, kantinde pişen tost kokusu burnuna geldiği an yaptığı tüm fedakârlıklardan pişman …

Okumaya Devam Et

14.05.2020

Birisinin sadece güzelliğini haykırmak mıdır aşk? Yoksa ona ulaşmak için harcadığın çabada mı gizlidir? Belki de ikisi ve hiçbiridir. İkisi ve hiçbiridir; çünkü aşk akışkan ve katıdır. Çünkü aşk biçim değiştirir. Görünür ve görünmezdir. Aşka ilişkin söylenecek sözcüklerin hepsi de çelişkili ve çelişkisizdir. İşte bakın, yine oldu. Belki de aşk, çelişki ve çelişkisizliğin arasındaki o kuvvet, o ivmedir. O enerjidir. Bunlar, o hayvanla karşılaştığım an aklıma gelmişti. Bir sokak köpeğiyle… Belki de; sokağa bırakılmış bir ev köpeğiydi; çünkü tertemiz ve mağrurdu. Tüyleri de bakımlıydı. Bu köpeğe bakmakla nasıl olmuştu da aklıma aşk gelmişti? Köpeğe aşık olacak halim yoktu tabii. Ben …

Okumaya Devam Et

10.05.2020

Birbirlerini dinlemeyen, otomatik cümlelerle konuşan insanların arasında sivrilmemin, tuhaf karşılanmamın tek nedeni hiçbir şeye inanmadığımı, yani bir nihilist olduğumu söylemem olduğuna inanamıyorum bir türlü. Pek sivrildiğimi de söyleyemem; ama tuhaf karşılandığım doğru. Resmen insanlar beni bunu söylediğim için küçümsüyor yahu! İnanabiliyor musunuz? Oysa benim yaptığım tek şey, onları kendilerine yansıtmak. Nasıl olur da hiçbir şeye inanmam ben! Ben mi? Hani her sabah yediğim yumurtaların sarılarını kedilere afiyetle yemeleri için ikram eden ben… Hani tüm gün, köpek gibi çalıştıktan sonra akşamları köpekleri doyuran ben… Hafta sonlarında yaşlılarla saatlerce bulmaca çözen, defalarca dinlesem de; anılarını ayrıntılarıyla dinlemek isteyen, dişsiz gülümsemelerini çekip alıp …

Okumaya Devam Et

09.05.2020

Dıştan küçücük görünüp içerisi göründüğünün iki misli büyük olan dükkânları bilir misiniz? İşte otuz beş-kırk yaşlarını süren, biraz tıknazca olan, dağınık bıyıklı, gür ve dağınık kaşlı adamın ayakkabıcı dükkânı da böyle bir mekândı. Tabelasında, karikatürize edilmiş bir ayakkabının alt tarafı ve altında bir konuşma balonunun içinde ‘tok’ yazılıydı. Dükkânın ismi buydu ama sadece bir isim değildi bu. Latif Bey’in, yaptığı işin felsefesinin tezahürüydü. Latif Bey sattığı ayakkabıların hepsini kendisi yapardı. Bir kalıba göre üretmezdi. Modelleri de bulunmazdı vitrinde. Yaptığı ayakkabıları pahalı satardı; ama o ayakkabı ömür boyu garantiliydi. Latif Bey onları ucuza onarır, gereğinde üzerinde değişiklikler yapardı. Kendilerine uyan, her …

Okumaya Devam Et

08.05.2020

Baslar her yerde sanki. Durduğum yerde yürüyormuşum gibi geliyor. Dayandığım ahşap tabure zangırdayıp beni adeta ileri itiyor. Oturacak kadar güvende hissetmiyorum kendimi. Sanki müziğin sallamasıyla o uzun ince ayaklar kırılıverecek ve ben ters çevrilmiş bir kaplumbağadan beter bir şekilde düşüvereceğim olduğum yere. Daha kötüsü, kimse bunun farkına bile varmayacak, insanlar hiçbir şey olmamış gibi müzikle tepinmeye devam edecekler. Müzik kendisini tekrarlayacak, tekrarlayacak, tekrarlayacak. Zamanın farkına bile varamadan oracıkta, patlamış mısır kalıntıları, tuzlu fıstık kabukları ve yuvarlanmakta olan zavallı tek tük leblebilerin ortasında kalakalacağım. Tabii ne kadar temizleseler de asla çıkmayacak o mide bulandırıcı kusmuk kokusunun hemen dibinde… Burada ne işim …

Okumaya Devam Et

07.05.2020

At dışkısının kokusunu yasemin çiçeği kokusuna benzetirdim çocukluğumdan beri… Doğruymuş. Bir molekülün oranı fark ediyormuş. Oran az olunca yasemin, çok olunca da dışkı olarak algılıyormuş burun. Molekülün adı da yazıyordu bir yerlerde de; kimin umurunda? Bugün yürürken çok iyi yetiştirilmiş bir yasemine rastladım. Bir bahçe duvarına sarılmıştı. Sanki yalnız, bağımsız, başına buyruk bir at geçmişti oradan. Bitki semirmiş, bir sürü çiçekle dolmuştu dalları. O molekülden fazlasıyla salgılamıştı çiçeklerin her biri. Çürümemişlerdi ama olgunlaşıp güçlenmişlerdi. Ben çok sevsem de insanlar güçlenmiş, semirmiş bir yaseminin kokusunu sevmeyebilirlerdi. Doğanın her türlü hâlini kabullenip sevmek herkese göre değildi. Bana bir atın o güzel kokusunu …

Okumaya Devam Et

06.05.2020

Telefon çalıyor. Her defasında yaptığı gibi ekrana bakıyor, ismini göremediğim kişiye göre ayarladığı bir ses tonuna karar vermek için duraksayıp açıyor. “Efendim…” Ciddiyet ile samimiyet arası, orta karar bir ton bu. Muhtemelen pek görüşmediği birisi aramış. “… Tabii, tamamdır. … Ben ayarlarım. Nasıl? Dişi mi istiyorsunuz erkek mi? … Tamam, ne kadarlık olsun? … Peki…” Muhtemelen ürettiği kedilerden birisine talip olan biri aramış. “Buraya gelir misiniz? … Süper, ne zaman? … Okey… Sizin gibi birisinin evine geleceği için çok şanslı gerçekten… Görüşmek üzere.” Doğruydu, onun kedileri arasından ayrıldığı için şanslı bir yavru vardı ortada. Kedilerden nefret eden birinin nasıl olup …

Okumaya Devam Et

05.05.2020

Sosis balonlardan bir şeyler yapıyor. Hepsini kendi soluğuyla şişirerek… Bir sürü çocuk var. Kıyafetleri çeşit çeşit. Yırtık pırtık olanı da var, pırıl pırıl olanı da… Ayırt edici hiçbir özelliği olmayıp öylece gözden silinenleri de var. Tek ortak noktaları gözlerinde. O çocukların gözlerine baktığınızda göreceğiniz şey bir eksikliğin oluşturduğu boşluk. Sanki bir şey varmış da düşüp kaybolmuş ya da sökülüp atılmış gibi bir boşluk bu. Tırtıklı bir boşluk… O balonları şişiren kadının da kızarmış yüzünü süsleyen gözlerinde mevcut aynısından. Belki onun için o kadar uğraşıyor. Biliyor çünkü. O balonla yapıp verdiği hiçbir şey atılmayacak. Sünüp buruş buruş olsa da; o tuhaf …

Okumaya Devam Et

04.05.2020

Bir köpek yavrusunun sesini duyduğumda balkonumda oturmaktaydım. Geceydi, ortalık sessizdi, yavrunun sesi bir röntgen kâğıdı gibi şakırdayarak rahatsız etmişti kulaklarımı. Bu sesi duyduktan sonra yerimde hiçbir şey olmamış gibi oturmak yakışık almazdı. Ben de kalktım, giyindim ve aşağı indim. Köpek annesiz olmalıydı böyle bağırdığına göre. Onu buldum. Çok zayıftı. Eve çıkarttım ve biraz süte su katıp pipetle ağzına akıtmaya çalıştım. Sütü afiyetle içmeye başladı ve sonra uyuyuverdi. O kadar amaçsızdım ki, bir an acaba sadece bu an için mi doğup bu yaşa geldiğimi sorguladım. Bu yavruyu doyurabilmek için…

Okumaya Devam Et