03.05.2020

Parka biraz yürüyüp kendisini arındırmak için gitmişti. Çocuk sesleri, martı sürüsünün sesine karışmış, bir araya geldiklerinde hangi sesin hangi canlıdan çıktığı belirsizleşmişti. Parkın görece sessiz bir köşesine gitmek için yürüdüğünde o çocuğu görmüştü. Oraya ne bir martı; ne de başka bir çocuk uğramıştı. Yetişkin bile yoktu. Sadece devasa bir döner kaydırağa tırmanmaya çalışan ufak tefek bir kız çocuğu ve o vardı. Hatta kendisini fazlalıkmış gibi hissetmişti bir an. Sonra çocuğa dalmıştı gözleri. Aklından içinde bulunduğu an uçup gitmişti yerini geçmişe bırakıp. Benzer bir kaydırağın tepesindeydi. Çocuğun yaptığı gibi yapmamış, normal yoldan yani merdivenden çıkmıştı. Bir adamdan duyduğuna göre, bir tür …

Okumaya Devam Et

02.05.2020

Vücuduna çeşitli protezler takarak kendisini geliştirmeye çalışan bir gençle komşum vardı. Hemen karşı dairemde oturuyordu. Bazen benden ufak tefek bir şeyler istediği oluyordu. Ondan hiçbir şey istememiştim şu ana kadar. Bazen ihtiyacı olmamasına rağmen, sırf biriyle iletişim kurmuş olmak için bir şeyler istediğini düşünmeye başlamıştım. Devamlı vücudunda değişik eklentilerle karşılaşırdım ve yaptığı tüm geliştirmelerden haberdar ederdi beni. En komiği dudaklarına takma bıyık gibi taktığı ısı algılayıcısıydı. Mesela bir canlının ısısını büyütüp en iyi ısı algılayabilecek olan dudaklara ısı olarak iletmesini, hatta şekil olarak dudaklarla algılanacak hale getirilmiş bir durumda olan verilerin bulunduğunu söylemişti. Yani bir insansa söz konusu olan şey, …

Okumaya Devam Et

01.05.2020

Üç yumurta kırmıştım. Genelde çatalla çırpılır; ama ben tatlı kaşığıyla çırpardım. Biraz kaya tuzunu yumurta kasesine döktükten sonra çırpmaya başladım. Ondan bir başka şey yapacaktım. Önce tereyağını tavada kızdıracak, sıvı yumurtayı da üzerine dökecektim. Sonra da ne çok katı ne de sıvı bir şey çıkacaktı ortaya ve ben onu afiyetle yiyecektim. Tıpkı ona yaptığım gibi. Önce bana açılmasını, derdini ve sevinçlerini anlatmasını sağlamıştım. Yani kabuklarından ayırmıştım onu. Kalsiyumla güçlendirmişken kendisini, ben onu savunmasızlaştırmıştım. Sonra beyazıyla sarısını, o kadar zorlukla ayrılan o iki renkli gövdesini, ruhunu ve bedenini birbirine katmış, tabiri caizse tarumar etmiştim. Hatta başkalarıyla karıştırmıştım onu. Zihnimdeki diğerleriyle karıştırmış, …

Okumaya Devam Et

30.04.2020

Ayak parmaklarımdan birisi kopmuştu. Bir kazaydı; ama sanki kendi isteğimle olmuş gibi parmağımı bana vermelerini söyleyip onu etlerinden ayırmış, iki boğumun kemiğinden iki zar oymuştum. Altılı, küçük zarlar… Bir karar veremediğimde o zarları atıp çeşitli koşullar belirleyerek; zarlar hangi koşula uyarsa ona göre veriyordum kararımı. Kendi vücudumdan çıkma bir şeye göre… Ama bir gün kaybettim onları. Muhtemelen birisi çaldı benden. Onlara verdiğim değeri bilen birisi… Zaten birisi biliyordu bunu. Bir tek kişi… Kayboldukları gün o da kaybolmuştu çünkü. İşte o günden sonra, hayatımı parmak kemiklerinden yaptığım zarları aramaya vakfettim. Onlar sadece parmak kemiklerim değildi. Onlar irademi oluşturuyordu. Onlara yüklemiştim karar …

Okumaya Devam Et

29.04.2020

Yerden bana gülümsüyor. Bir mask… Neden yerde acaba? Alsam mı? Çok yakışıklı bir adamın yüzü… Bebek yüzlü değil; ama karakterli bir yüz bu. Anlamlı bir ifadesi var. Sanki ‘Sana anlatacaklarımdan ben de emin değilim; ama bunları düşünmek, ölçüp tartmak hoşuma gidiyor,’ der gibi. Bana ne anlatacak acaba? Alsam mı yerden? Alacağım… Alıyorum… … Aldım. Maskın altında bir kaplumbağa varmış. Neden oraya girmiş ki? Bana ne canım. Sert deriden yapılmış maskı alıp yürüyorum. Bana anlatacağı şeyleri dinlemek istiyorum eve götürdükten sonra. Konuşacak, biliyorum. Evdeyim. Kapıyı açmak için anahtarı ararken ayağımın arkasına bir şey çarpıyor. Bir kaplumbağa… O kaplumbağa mı? Eğiliyorum, sanki …

Okumaya Devam Et

28.04.2020

Ukala bir kadındı ama umurumda değildi. Aslında belki de umurumdaydı. Onu bunun için seviyor olabilirdim. Ukalalığı yakışıyordu. Belki de ukala oluşunun farkında olmaması bunun ona yakışmasına sebep oluyordu. Herkesin akıllı olması gerektiğini düşünüyordu bana göre. Yani herhangi bir şeyi düşünmemenin nasıl olabileceğine akıl erdiremediği için insanlara kızıyordu ve böyle yapınca insanlar onu ukala zannediyorlardı. Onun yanında oldukça mütevazı sayılmak bana iyi geliyordu. İnsanlara karşı iyi polis-kötü polis oyunu oynuyorduk sanki. Yine de yargılanması bazen sinirlerimi bozuyordu. Hak etmiyordu çünkü. Ben de fazlasıyla empatik bir adamdım. Yakışıyorduk birbirimize bana kalırsa; ama aramızdaki şeyin adı yoktu. O koymamıza izin vermiyordu. Bir çiçekle …

Okumaya Devam Et

27.04.2020

Sokaklar… Sokaklar insan yapımı olsa da güzel. Gerçi onları güzelleştiren insan yapımı olmaları değil. Tepede güneşin parlaması, rüzgarın hafifçe üflemesi bazen. Bazen sertleşmesi. Yağmurun yağması ve karın atıştırması. Nereden çıktı bu sokak güzellemesi değil mi? Belki sokakta onu görmüş olmamdır bunun sebebi. Saf bir çocuk… Ne tuhaf, adını bile bilmiyorum. Hoş pek önemi yok bunun ama… Önemli olan şey onunla karşılaşmış olmamız ve onun benden bir et dürüm istemiş olması. Benim de onun isteğini yerine getirip; kendim de çok sevdiğim bir yerden uzun bir et dürüm almış olmam. Mayonezli istemişti dürümü. Mayonezden nefret etsem de aldım. Beni ilgilendirmez gerçi, yiyen …

Okumaya Devam Et

24.04.2020

Saçlarımdan üç tel koparıp birbirine sürtüyorum. Masallarda vardır ya, peri kızı ona yardım eden delikanlıya üç tel saçını koparıp verir ve ‘Bana ihtiyacın olunca bunları birbirine sür, anında gelirim…’ der ve ortadan kayboluverir. İşte ben de kendi saçlarımı kendim koparıp kendime veriyorum. Güzel oluyor. Birbirine sürtüyorum ve… bir ışık çıkıveriyor. Bir de bakıyorum bembeyaz oluyor her taraf. Şaşıyorum bu işe tabii. Nasıl şaşmayayım! Benim bu yahu. Benim saçlarım, onları birbirine sürten de kendi ellerim. Sonra… Küçük bir cüce beliriyor ellerimde, saç tellerim yok oluyor. Kımıl kımıl bir cüce bu, incecik sesiyle “Naber?” diyor bana. “Canım sıkılıyor,” diyorum. …

Okumaya Devam Et

23.04.2020

Her tarafı aynı olan, dümdüz bir meydandaydım. Hiçbir şey yoktu etrafımda. Yürüdükçe yürüyor; fakat hiçbir şeyin değişmesini sağlayamıyordum arşınladığım kilometrelerce mesafeyle. Bir hedef görünmüyor, işitilmiyordu. Yeknesaklığa alışmak kolay görünse de kazın ayağı öyle değildi. O boşlukta düşünecek bir şey bile gelmiyordu insanın aklına. Çağrışım zincirini inşa edecek bir tek halka bile görünmüyordu. Öyle ki, bir tek kaldırım taşı bile farklı değildi diğerlerinden. Hepsi, kalıptan çıkmışçasına, ki öyle olmuştu, aynıydı. Bir yerde böyle bir cehennem tasavvuru vardı. Galiba bir kitapta. Doğruydu… Gerçekten cehennem azabı ancak böyle olurdu. Ateş renkliydi, acı da… Tenin kızılı da acıydı işte. Renksizlik kötüydü sadece. Acı sayesinde …

Okumaya Devam Et

22.04.2020

Başkaları için utanmaktan bıktım! Neden herhangi bir insan evladı için utanabildiğime hayret ediyorum. Ben niye utanıyorum? Mantıklı bir insanın asla yapmayacağı bir şey bu. Aslında ben de mantığımı kullanmayı bilen birisi olarak böyle bir şeyden neden ıstırap çekebildiğimi anlayamıyorum bir türlü. Yani neden savunduğumla yaşadığım bir olmuyor, idrak edebilsem muhtemelen çözerim sorunu; ama olmuyor işte, kendimi bir türlü anlayamıyorum. Başkasının bana yaptığı bir şey yüzünden ben niye utanıyorum yahu! Bu nasıl bir psikolojidir? İşte bakın, yine utanç içindeyim ve benimle hiç alakası olmayan bir konudan ötürü böyle hissediyorum. İntikam için küçülen arkadaşım yüzünden. Tamam, o benim arkadaşım ama benden ayrı …

Okumaya Devam Et