06.09.2018

Kendi ellerimle yaptığım hindistan cevizli çikolatamı yerken onu düşünüyordum. Tuhaf kişiliğini, dolayısıyla da tuhaf amaçlarını… Astronomi okumasına rağmen, belki de bunun için zamana, zaman kavramına takmıştı. ‘Hora Usta’nın Yeri’ adlı dükkanında, bizzat ürettiği, oradan buradan bulduğu, tasarlayıp bir yerlere ürettirdiği binbir çeşit, vintage, retro, zaman ötesi… her zamana göre ürünler satardı. Bir antikacı dükkanı demek buradan beklentileri değiştireceğinden, burayı zaman temalı bir dükkan şeklinde tanımlamayı uygun bulduğunu söylerdi her fırsatta. Yaptığı bu iş, sattığı bu şeyler, okuduğu ve okumakta olduğu branşla pek ilgisi yokmuş gibi görünse de burası, onun hayallerindeki sahip olacağı şeyin küçük bir simülasyonuydu bir nevi. Zamanlar arası …

Okumaya Devam Et

30.08.2018

Bir yılbaşıydı. Gece yarısından önce uyuyakalmıştım. Hem yılbaşlarını önemsemezdim hem de çok yorgun hissediyordum. Üstelik hava buz gibiydi ve en iyi yorganın altında uyuyarak ısınıyordum. Aniden, ter içinde uyandım. Yorgana sarılmış, terliyordum. Kulağımın dibinde de bir sivrisinek vızıldıyordu. Bu soğukta… İyi de; soğuk değildi ki hava! Tuhaf bir evde uyanmıştım. Kıyafetlerim ve sarındığım yorganım dışında her şey farklıydı. Yatakta bile değildim. Yerde uzanmaktaydım. Parke zeminde… Mutfakta… Yanımda küçük bir çocuk, çok tanıdık geliyordu, durmakta ve beni seyretmekteydi. Onun ablası olduğunu tahmin ettiğim genç bir kız da ekmek yapmaya çalışıyor olmalıydı. Epey büyük bir topak hamuru yoğurmaktaydı çünkü. Sonunda çocuğu tanımıştım. …

Okumaya Devam Et

24.08.2018

Köy köy, şehir şehir, ülke ülke gezen bir masalcıyım ben. Aslında sadece bir masalcı değilim, bir anlatıcıyım. Bir anlatıcı olmakla da kalmıyorum… bir…. aynalı temaşacıyım desem tuhaf gelecek ama öyleyim. Temaşa eder, temaşa ettiklerimi yansıtırım öylece. Ben yokumdur. Cinsiyetsiz bir sesim, şarabı da ayranı da ne bileyim, tekilayı da içtiğimde aynı tepkiyi veren bir vücudum, şiire de kavgaya da sevişmeye de aynı tepkiyi veren bir ruhum vardır. İşte ben buyumdur. Bir ben var mı; ona bile emin değilimdir hatta. Ben yeryüzüymüşüm, yok yok, havaymışım gibi gelir hep. Hani hava sesi ve ışığı iletir ya, işte ben de insanlara temaşa ettiklerimi …

Okumaya Devam Et

16.08.2018

Doğadaki tüm sesleri toparlayıp bir synthesizerde notalara indirgeyip hepsini bir orkestraymışçasına aynı kompozisyonda birleştirmekti en büyük hayali. Aslında, doğada bulunan ilginç ya da güzel olduğunu düşündüğü tüm sesleri demek daha mantıklı olacaktı. Bir mısır tarlası atmosferinden okyanusa, acıkmış bir köpek yavrusunun sesinden ince bir sacın üzerinde kızaran etin cızırtısına kadar her şey… Tam yirmi sekiz yıl boyunca ses topladı. O sesleri notalara bölüp elektronik hâle getirdi. Hem de doğallıklarından hiçbir şey kaybettirmeden… Sonra… Onları bir kompozisyonda birleştirmeye başladı. Ama olmuyordu… Birbirlerine karışıyordu tüm sesler ve gürültüye dönüşüyordu onca emek. Bunun üzerine, sevdiği tüm sesleri uyum içinde değil de; bir hikayeye …

Okumaya Devam Et

14.08.2018

Denizin üstünde türlü türlü kuşun uçması onu hep meraklandırmıştı. O ki, sular aşmıştı amacı için ama havayı hep merak etmişti. Keşke havada da uçabilseydi. Oralara da çıkıp oraları da fethedebilseydi. Herkes tarafından biliniyordu gittiği yol. Hatta, bir gün bir insan, derisinin altına azıcık acıtan bir şey bile yerleştirmişti. Gerçi acı geçtikten sonra bitmez tükenmez bir farkındalığın kaşıntısı olmuştu ama. Yani izlendiğini biliyordu somon A341. Evet, numarasını bile biliyordu. Nereden bildiğini bilmiyordu. Hatta, nasıl öleceğini de biliyordu. Bir ayının midesinde, ona uykularında eşlik etmek için, yani onun iyi bir uyku çekebilmesi için ölecekti. Ayılar hakkında da bir sürü şey biliyordu. Mesela, …

Okumaya Devam Et

11.08.2018

Yürüyüş yapmayı çok sevdiğinden herhangi bir yer tercih etmeksizin yürürdü. O gün de kayalık bir anda yürümeyi ve yer yer tırmanış yapmayı tercih etmişti. Parası yoktu ama her şeyi basitleştirirdi o. Otostop yaparak ilerler ve çoğu yerde de yürürdü. Böylece hem ilerleyebiliyor hem de değişik yerlerde yürüyüş yapabiliyordu. O gün de her zamanki gibi, dikkatli ve keşfedip öğrenmeye hazır gözlerle etrafına bakarken yüksek bir kayanın tepesine kondurulmuş, o ana kadar hiç görmediği denli devasa bir kuş yuvası gördü. Hemen tırmanmaya başladı. Her ne kadar parası olmasa da tüm teçhizatı yerindeydi. Yuvaya ulaştığında, yuvanın kenarında, dokunduğun an ölecek kadar ölüme yaklaşmasına …

Okumaya Devam Et

24.07.2018

Bir trambolinde zıplamak… Hiçbir şey onu o kadar mutlu etmezdi. Sanki bedenini bir yere emanet edip ruhuyla sonsuz görünen bir seyahate çıkardı tramboline bindiğinde. Zaten her inişinde bir de bakardı ki bedenindeki gözleri ıpıslak… Üstelik kontrollüydü de. Olimpiyatlara girse derece alırdı. Ne önemi vardı ki bu tür şeylerin? Onca tek önemli şeyler trambolin ve kendisinin bir arada oluşu, bedenin emanet edilmesi, sonra da emanetin geri alınmasıydı. Bir gün, trambolinde fazlaca kaldı ve ruhu bedenini unuttu. İşte o gün, bedeninin de tramboline resmen buyur edildiği tek gün oldu. Ve son…

Okumaya Devam Et

12.07.2018

Bir köpek yavrusunun inleyişini duyduğunda dahi onu hatırlıyordu. Aslına bakarsanız çok doğaldı bu tür bir sesi duyduğunda onu hatırlamak; çünkü hatırladığı, doğurduktan birkaç gün sonra öldürdüğü bebeğiydi. Kendi elleriyle öldürdüğü… Neden öldürmüştü kendi bebeğini vicdan azabından delireceğini bile bile? Çünkü varlığı kendi varlığını tüketecekti. Anlamıştı bunu ve bununla baş edemeyip öldürmüştü onu bir an bile düşünmeksizin. Gece rüyalarında, gündüz hayallerinde onu görse de tuhaf bir şekilde, hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilmiş, ta derinliklerinde ferah kalabilmişti. Yıllar geçmişti ve eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir bebeği dünyaya getirmemek konusunda bir adım dahi geri atmamış ama vicdan azabıyla kıvranmış, bir taraftan da ferah …

Okumaya Devam Et

10.07.2018

Asasını elinde öylece tutuyordu. Zaten hayatı boyunca böyle yapmamış mıydı? Ortalarda dolaşıp asa sallamaktan başka ne yapmıştı ki! Kendi içinde bile var olmayan, ya da kıl payı olabilen bir güçle bir sürü şey yapıp sırf böyle bir güce hükmettiği için kendisini üstün saymamış mıydı? Üstelik sadece istediği şeyi içinden geçirmesi yetmişti. Hiçbir bedel ödememişti bunun için. Bedel ödememek miydi onu üstün yapan? Ne yaparsa yapsın bedel ödememek… Peki ya asası kırılsa? Başka bir asa da yaptıramayacak olsa… Ya da; tümden gitse içindeki o şey… O zaman ne yapardı bu hayatta? Altı yüz yaşında olmasına rağmen ne öğrenmişti? Asası olmadan ne …

Okumaya Devam Et