Kadınların, erkeklerin ve çocukların geldiği bir kuaför burası. Ben… Ben bir bilim insanıyım. Genetikçi… Ama kimse bilmiyor bunu. Onlar beni geveze bir kuaför zannediyorlar. Bir sürü personelim var. Bazen erkeklerin bakımlarını yaparım, bazen kadınların bazen de çocukların… Neredeyse her müşteriyle konuşmuşumdur. İlk gelen herkese ilk ben bakarım. İşçilerim bunu ne kadar önemsediğimi bilirler. Bu arada tıpta, ihtisas alanı olarak da psikiyatride ikinci diplomamı aldım. İki yıl da Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri okudum. Elim zaten böyle şeylere yatkındır, oldum mu sana bir kuaför… Sonra da bir proje dahilinde bir dükkanım oldu, boş verin ayrıntısını. Sonra ünlendikçe ünlendim. Ve şimdi, binlerce …
Kategori: Fantastik
11.06.2023
Özgürlüğün tadına varan bir tohumsun. Kendini, ne olacağını belirlemen için bir fırsat verilmiş sana. Tam şimdi. İstediğini olabilirsin. Hiçbir şey bile… Evet, hiçbir şey olmamayı da seçebilirsin. Bunu yapma özgürlüğün var! Düşünebiliyor musun! Sen… Ne olmak istiyorsun? Bir çift vakumlu antene benzeyen uzantı ve plazmadan oluşan bir merkezden ibaret olmayı seçtin. Evet bunu yaptın? Neden? Fark etmeyi ve değişebilir olmayı istedin çünkü. Fark ettiğin şeye göre değişebilmeyi…
06.06.2023
Dişlerindeki tüplerin içinde zevk taşıyan bir yılan üretmeyi planlıyordu. Kesinlikle zehir ya da daha fazlasının istenmesine meydan verecek türde bir uyuşturucu değil… Bir anlık bir zevk işte. İnsana bir defa yetecek bir şey. Aşı gibi… Bir daha aldığında hiçbir şey hissedemeyeceğin için bir daha isteyemeyeceğin bir tür zevk… Zordu. Tanımlaması bile zordu ama yapmıştı. Öyle bir yılan üretebilmişti. İstediğim gibi, bir insan sadece bir defa o zevki hissedebiliyor, bir defadan sonra yılan ne kadar da ısırsa sadece dişlerinin tenini delmesini ve bir sıvı zerk edilmesini hissediyordu o kadar. Sonra, çiftleşme mevsimi geldiğinde yılan yok oldu ve birkaç gün sonra geri …
25.05.2023
“Habil’in Kanı ha? Bu bitki her yerde bulunmaz kızım. Bulmak hiç kolay değildir. Çok büyük bir dağın zirvesinde, büyük bir kayanın altında bulmuştum bir zamanlar. Belki hâlâ orada bitiyordur. Belki… O dağın yerini sana tarif edebilirim, kayayı da işaretlemiştim. Üzerine bitkiyi oymuştum. Eğer kış kıyamet silmemişse oradadır.” Gide gide bir kasabaya gelmiş, kahvede, eski bir peykeye yığılmış yaşlı bir adamdan işitmiştim bu sözleri. Onun tarifine uyup yola çıkmıştım. Onu arıyordum çünkü. İşime yarayacak tek şeyi… Habil’in Kanı’nı. Ancak efsanelerde duyulmuştu bu bitkinin adı. Hiç gören olmamıştı. Onu gören bir tek kişiye rastlamıştım, dermansız o yaşlı adama… Belki de şimdi yaşamıyordu. …
23.05.2023
“Bu kez ne oldu?” “Bilmiyor musun? Anımsamıyor musun?” “Ne oldu?” “Seni çağırıyorlar.” “Kimler?” “Of, sırtıma bin de gidelim işte.” Birilerinin beni çağırmalarından hoşlanmıyordum. Hem de tam uykumun derinlerine demir atmak için kolumu kaldırmışken. Boynuma baktım, yoktu. Tabii ki olmayacaktı. Boynumdan çıkmış, kanlı canlı bir at olmuştu. Bir tek boynuzu ve kanatları olan, mitolojilerdeki atların melezi olan bir at. Onu yıllar önce bir pasajdaki bir gümüşçüden almıştım. Alelade bir yerdi işte. Sonra yıllarca hiçbir şey olmadı. Ta ki böyle bir davete kadar. O zaman da böyle ete kemiğe bürünmüştü. Boynuzuyla bana dokunana kadar anlamamıştım bile. Kahve içerek şu an hatırlamadığım şeyler …
30.04.2023
Bu tavukları o kadar çok yumurtlatmışlardı ki, kemikleri ponza taşı gibi olmuştu artık. Bir darbede kırılmadan toza dönüşür hâle geleceklerdi. İnsan işte, kendisini şu dünya yüzündeki tek düşünebilen canlı olarak kabul ediyordu ve bunu düşünemeyen canlılara eziyet etme hakkına sahip oldukları şeklinde yorumluyorlardı. Düşünen tek varlık ha? Peki ya ben? Nasıl olmuşsa olmuş, on yıllardır yaşamaya devam etmişim. Ve bir sürü yumurta bırakmışım dünyaya. Yani bana benzeyen, benim kadar zeki olabilme potansiyeli taşıyan binlerce ateş böceği… Bir dişi olsam da ışık saçabiliyorum. Ve şimdi de ışığımla yazabiliyorum. Size nasıl yazdığımı düşünüyordunuz ki? Bir sürü alet edindim kendim için. Her mevsim …
27.04.2023
O zamanlar, yaşıyorken, iş görebiliyorken zaman hızla geçiyor gibiydi. Oysa burada, şu dükkandaki aynı rafın üstünde, tozum bile silinmeden dururken nasıl geçsin ki! Binlerce yıldır yaşadığımdan zamanı gayet iyi bilirim. Her saniyenin önemini… Aslında sadece yaşımdan değil, daha çok zamanı acıyla ölçtüğümden. Bir kırbacın acıyı her haliyle bilmesinden daha doğal ne olabilir ki? Hele bir de benim gibi görkemli oldun mu işin çok olur, böylece çok daha deneyimli olursun. Bronz bir ahtapot başı ve dokuz deri kayışın yerleşebileceği dokuz kolu olan bir kırbaçsanız… Bir de ahtapot gagasına benzer bir parçanız da oldu mu, Tüm işleri siz almışsınız demektir. Acı çektirmek …
26.04.2023
Yatağımın altında kolayca sürünebileceğim bir açıklık var. En ucundaysa çekebileceğim bit halka… İşte onu çektiğimde sığ, dikdörtgen bir çukura açılan bir kapağı kaldırmış oluyorum. Tıpkı bir tabut gibi bu kutu. Tek farkla, bu tabut sağlam çelikle güçlendirilmiş, su yerine binlerce yumurtanın akı kullanılmış sağlam betondan. Bu tabutta az beslenmiş gibi görünen, son derece yakışıklı bir adam var, bir delikanlı… Peki onu bu tabuta kapamamın sebebi ne olabilir? Eh, inanmayacağınızı bilsem de söyleyeceğim.: Kendisinin yüzlerce yıl yaşamış bir zombi oluşu… Biliyordum… Bana inanmayacağınızı umuyordum zaten. Umarım inanmamışsınızdır. Aksi takdirde benden korkarsınız, bunu istemem. Benim yaşımı bilmek ister misiniz? Hıh… Nasılsa inanmayacaksınız. …
06.04.2023
Tamı tamına bir saatte yanan mumlar yapardım. Dikkatle hazırladığım kalıplar ve ninemin formülü sayesinde çok zor bir şey değildi bu. Bir de mumun içinde kontrollü bir şekilde yanmasını sağlayan şeffaf bir hazne yapmam gerekiyordu. Bu hazneyi içinde şeker bulunduran havada kuruyup katılaşan, tamamen organik bir hamurdan yapıyordum. Ninem öldükten sonra, yaptığım mumları dakikalara bölmüştüm. Otuzu küçük, biri büyük yıldızları uzunlamasına yapıştırdığım bir tasarım oluşturmuştum. Böylece yanmamış yıldızlara bakıldığında kalan zaman hakkında fikir sahibi olabiliyordu insanlar. Tüm işim buydu. Saniyeleri bile bilmemize yarayan modern saatlerin olduğu bu devirde bir saatte yanıp kül olan mumları kimin aldığını soruyorsunuz kendinize büyük ihtimalle. Yaşlılar, …
11.03.2023
Bir gümüşçüde görünmez ama tanıdık ellerle değiştirilmiş, bir kolye şekline sığdırılmıştım. Kurtulmam, kendi biçimimde özgür olabilmem için gereken, benim için uygun bir kadın ve bir erkeğin beni beğenmesiydi. Umarım bu iki kişi bir çifti oluştururdu. O zaman işim çok daha kolaylaşırdı. *** O gün bir çift olmak şöyle dursun, birbirlerini bile tanımayan iki kişi gelmişti dükkâna. Bir kadın ve bir erkek. Başkalarıyla evli değillerdi bereket. İkisi için de parlayınca yanıma yaklaştılar ve bana uzandılar. Elleri birbirlerine çarptığı an fark etmişlerdi birbirlerini. Eh, gözlerini kamaştırmıştım ikisinin de. Som gümüş bir zincir, yakut kırmızısı, taş bir kalbi saran aynı zincirden örülü bir …