Her gece rüyamda bu pazara gidiyordum. Tuhaf yaratıkların bir şeyler alıp sattığı, tuhaf şeylerin alınıp satıldığı bu pazara… Şu ana kadar hiçbir şey satın almamıştım. Korkuyordum. O kadar tuhaf şeyler vardı ki… Tekinsizdi çoğu. Alıp kullandıktan sonra başıma geleceklerden ürküyordum. Bu pazarda para geçmiyordu. Almadan önce satıcı bir bedel söylüyordu, ödeyebilirsen alıyordun. Bu kadar basitti. Neler yoktu ki! Kehribarın içine hapsedilmiş renkli bir kuş tüyü hatırlıyordum rüyalarımdan. Tüm güzel sesli kuşları yanına çağırıp en güzel performanslarını dinlemeni sağlayan. Gördüklerimin en zararsızlarından. Bedeli de bir ay boyunca konuşamamak olan. Sonsuza kadar çalışan bir şey için bir ay, oldukça makuldü. Sivilcelerini sonsuza …
Kategori: Fantastik
24.01.2018
Bir yaz günüydü. Akşam serinliği çökmüştü. Sıcaktan bıkmış bedenlerimiz için harika bir teselliydi. Plajda tek tük insan kalmıştı. Ailemden sadece ben vardım. Diğerleri pansiyona gitmişti. Ağabeyim, kardeşim, annem ve babam….. İki oda tutmuştuk. Ben de yüzmekten kendimi bir türlü alamadığımdan hala denizdeydim. Plajda toplasan on beş dakika falan kalmıştım. Saat sekiz gibi denize girdiğimiz hesaba katılırsa epeydir denizde olduğum söylenebilirdi. Denizdeyken düşüncelerimi toparlamayı her zaman becermiştim. Hayatıma ilişkin verdiğim kararları hep bu dakikalara borçluydum. Bu kararlardan hiç pişman olmamıştım. Denizin hayatımda çok büyük bir önemi vardı. Yine düşüncelere dalmış yüzerken; çok çok fazla açıldığımı, akıntının da buna yardım ettiğini fark …
23.01.2018
Küçücük, eski bir teknedeydim. Balık tutuyordum. Her gün olduğu gibi. Hayatımı böyle kazanıyordum. Ağlarımda çok az balık oluyordu şu günlerde. Oysa bu zamanlar balık bol olurdu. Güneşin batmaya yüz tuttuğu an, son kez ağımı attım. Birkaç dakika bekledikten sonra her şeyi toplayacaktım. Bugünlük… Ağı çektiğimde bakır bir küp çıktı. Tıpkı binbir gece masallarındaki bir masalda olduğu gibi mühürlü, bakır bir küp… Masaldaki balıkçının yaptığını yapmaya karar vermiştim. Yani küpü açmaya… Mührünü kolayca kırdığımda küp açılmıştı. Tıpkı masalda olduğu gibi, küpten bir sis çıktı. Sis yoğunlaştı ve dev bir cin, gözlerimin önünde somutlaştı. Cin bana baktı, etrafa baktı ve küçülüp bir …
20.01.2018
Başım ağrıyordu! Başım çok ağrıyordu. Normal bir ağrı değildi bu. Haftada mutlaka en az bir kez ağrırdı; ama bu defa… Sanki kafamın içinden bir şey çıkacaktı. O denli ağrıyordu ki, sekiz saatten fazla bilinçsiz bir uykuya geçmişti vücudum. Mecbur kalmıştı. Daha fazla dayanamazdım çünkü. Kendisini geçici olarak bekleme moduna almıştı adeta. Uyandığımda, ilk kez yüzüstü yatmıştım, ensemin oyuğunda canlı bir şeyin varlığını hissettim. Tuhaftı. Uyuşmuş olan elimi ense çukuruma götürüp ciyaklamakta olan şeyi nazikçe kavrayıp sırtüstü yattım. Elimi açtığımda avcumda küçücük bir insancık gördüm. Bu insancığın bir cinsiyeti yoktu ama kanlı canlıydı. Benim ense kökümden doğmuştu. İki saat sonra, aniden …
10.01.2018
İğne derimde ilerlerken çektiğim acı artık alışıldık gelmeye başlamıştı. Vücudumun dörtte üçlük kısmına dövme yaptırmıştım. Kendi sanat eserlerimle tekrar şekillendirmekte, ona yepyeni bir anlam katmaktaydım. O benim için her şeyden değerliydi. Ruhum dışında… Ruhuma da yaşanan her anda dövme yapmaktaydım zaten. Hoş, bu işleme ne kadar dövme denebilir, tartışılırdı. Ben ruhu hep akışkan, uçucu bir şey olarak tasavvur etmiştim. Eh, akışkan bir şeye de hiçbir dövme kar etmezdi. Her neyse, şekillendirmeyi hedeflediğim şey vücudumdu. Bunu da oldukça iyi yapmakta olduğumu düşünüyordum. Neler yapmamıştım ki. Yaptıklarımın hepsi minyatürdü. Orman, deniz, çöl, insanlar, aklıma gelen hayvan ve bitkiler, yeryüzü şekilleri, yıldızlar, atom …
07.01.2018
Kumaş mendil satardı. Teker teker işlerdi kenarlarını. Bazen içinden geldiği harfi işlerdi. Alan alırdı. Öylece, bir direğin kenarında dururdu. Belli bir direğin. Her zaman aynı direğin… İnsanlar kumaş mendili ne yapacaklardı ki artık? Kâğıt mendile geçmeliydi. Bunu söyleyenlere gülümseyerek bakardı ve “Kâğıt bir mendili sevdiğine verebilir mi insan? Halaya durabilir mi onunla?” der, başını öte yana çevirir, omuz silkerdi. Üstü başı dökülürdü ama vakarla direğin yanındaki ahşap peykesinde hem mendil işler hem de işlediklerini gelene geçene satardı. Hiç bağırmaz, hep alçak sesle konuşurdu. Gören görür, alan alırdı. Bir gün beni durdurup bir mendil tutuşturmuştu elime. Mendili almış, parasını vermiştim hiç …
04.01.2018
Güzel bir uçurtma yapmıştım. Bu uçurtmayı uçuracak, böylece ona bir mesaj gönderecektim. Çok özenmiştim. Hayatımda ilk defa uçurtma uçuracaktım; ama bunun hakkında her şeyi öğrenmiştim. Önce yapmayı, sonra uçurmayı. O gün geldiğinde hazırdım. Uçurtmanın üzerine mesajımı yazmıştım. Sadece o anlayabilirdi bu mesajı. Onun için içim rahattı. Uçurtmamı görecek, mesajımı okuyacaktı. Yaptım… Uçurtmamı uçurdum. Sıra onu beklemeye gelmişti. Bekledim… Göğe bakıyordum belki mesaj gönderen bir uçurtma olur diye. Oysa mesaj bir yelkenlinin yelkenine işlenmişti.
01.01.2018
Sabahtan beri kargalar ötüyordu. En çok sevdiğim ses… Evet… Kargaların sesleri… Kişilikli, herbiri hem de… Birkaç kargayla konuşabilseydim, eminim ki hepsini seslerinden tanırdım. İşte bazen insanlar bir karga kadar dahi kişiliklerini seslerine veremiyorlar. Kargalarla başladı günüm. Ayrıcalıklıydım bugün. Her zaman karalansa da bazen kendim de düşünmeden karalasam da hatta… Kargalara hep saygı duymuşumdur ve onların sesleriyle başlayan bir gün, asla, hiçbir surette, kötü geçemez benim için. Yürüyordum ve bir karga konuştu benimle. o kişilikli sesiyle… “Bak… Ruhuna bak…” Ne münasebetti. Ruhumla yaşıyordum zaten. Ona nasıl bakmazdım ki! Başka bir karga başka bir sesle aynı şeyleri söyledi. Bu kez durdum. Ruhuma …
30.12.2017
Gökyüzünü, daima gökyüzünü resmederdi. Bazen bir yıldızı, bazen göz alabildiğine kadar tüm gökyüzünü tüm detaylarıyla, bazense o an gördüğü herhangi bir bölümü… ama daima gökyüzünü… Bense onun çırağıydım. Kendi isteğiyle yanına almamıştı beni. ısrar da etmemiştim bunun için. Sadece yanına gitmiş ve onu izlemeye başlamıştım. Sonra da öylece çırağı olmuştum. Bana hiç böyle seslenmemişti. Ben de bunu resmi olarak sormamıştım ama yaptığım resimlere bakmış, fikirlerini söylemiş, renk karmamı istemiş, yol göstermişti. Yani resmiyette olmasa da çırağıydım işte. Ben gökyüzü dışında bir şeyler yapmış olsam bile fikirlerini söylerdi ama onun ilgisi tamamen gökyüzüne yönelmişti. Asla bitirmediği, hep üstü örtülü olan bir …
28.12.2017
Bir parka gitmiştim bir gün. Herhalde otuz iki yaşındaydım ama gidip bir salıncağa oturmuştum. Tam sallanmaya başlayacaktım ki, beş yaşında; ama ciddiyetine bakılırsa benim yaşlarımda gibi görünen bir çocuk gelmiş ve: “Abla, biz o salıncağa binmeyiz,” demişti. Nedenini sorunca başını iki yana sallayıp öylece gitmişti. İstifimi bozmadım ve sallanmaya başlamıştım. Keşke çocuğu dinleseydim… Sallanmaya başlar başlamaz, etrafımda tuhaf gölgeler görmüş, acayip sesler duymuştum. Sanki beni fark etmelerini sağlamıştım salıncakta sallanarak. Ardından da yakamı bir türlü kurtaramamıştım onlardan. Sanki o salıncakta işaretlemişlerdi beni ve ondan sonra hayatımın her anında onları gözümün kıyısında görür, kulağımın kıyısında tuhaf seslerini işitir ve dokunma mesafemin …