Galiba on üç yaşına bastığı günün ertesi günü fark etmişti. Bir sırrı vardı. Kimseye söyleyemeyeceği bir şey… Kendisine bile… O Midas’ın kulaklarının eşek kulakları olduğunu kuyuya söyleyen berber değildi. Sırrını içinde büyüttü ve büyüdü. Bir sürü insan girdi hayatına. Bir sürü insan zaten vardı ama hiç kimseye söyleyemedi. Kimseyi sırrını söyleyecek kadar yakın görmedi… Genç yaşında, çok severek evlenmişti. Eşiyle her şeyi paylaştı. Sırrı dışında… Çocukları oldu. Her saniyesinden haberdardı ailesi ama sırrını bilmiyorlardı. Yabancı bir sürü insanla konuştu. Onlara anlatsa hiç kimsenin haberi olmazdı ve rahatlardı belki ama kimseye sırrına dair hiçbir şey anlatmadı. Yaşlandı. Torunları oldu. Ölmek üzereyken …
Etiket: ölüm
09.03.2018
Gümüş kakmalı karyolasında, binanın dışında ölen onlarca askerin varlığını zerre önemsemeksizin mışıl mışıl uyumaktaydı. Uyurken yüzü rahat görünürdü. Ve altı yaşındaki bir çocuk kadar masum… Oysa etrafında olan her ölümün müsebbibi oydu. O bir komutandı. binlerce askerden sorumluydu ama hiç savaşa girmemişti. Yıllardır emir eri dışında hiçbir askerle konuşmamıştı. Baba mesleğiydi askerlik. Hiç sevmemişti bu mesleği. Babasının zorlamasıyla yapmıştı. Onun işi gücü bitkilerdi. Bitkiler hakkında engin bir bilgisi vardı. Tüm boş zamanını bitkilerle geçirirdi yaptığı her hatada insanlar ölürken… Bir gün, tepeden emir geldi. Taarruza hazırlanacaktı. Haber geldiğinde, nadir görülen bir bitkiyle uğraşmaktaydı. Baştan savma bir planla geçiştirip; emirlerin çok …
08.02.2018
AHHH! Yarım saate kalmadan öleceğim. ölürken çok büyük ihtimalle birisini öldürerek hem de… Üçüncü sıradayım. Benden önce iki tanesi ölecek. Büyük bir gürültü eşliğinde… Ben de… Gürültüyle öleceğim. Tıpkı benden öncekiler ve sonrakiler gibi… Bizim yazgımız bu. Gürültüyle ölmek… Tek tesellim, ölmeden önce uçuyor olmak. Döne döne uçmak… Devasa bir mutluluk olsa gerek uçarak ölmek. öğrensem de açıklayamayacağım; zira bir salise sonra ölmüş olacağım. Ve öldürmüş… Herkes bizden nefret ediyor. Bizi kullansalar da bizleri kendileri yaratıp amaçlarına göre yönlendirseler de bize “Kör” diyorlar. “Kör bir kurşun…” Oysa herkes biliyor, hepimiz biliyoruz bizleri yönlendirenlerin, gezi gözü ve arpacığı aynı hizaya getirenlerin …
25.12.2017
Ölmek üzereydim. Bir ormanda avlanırken hem de. Yanımda hiç kimse yokken. Ne demeye bir ormana tek başıma gitmiştim ki? Keşke şu saçma sapan iddiaya girmeseydim. Kime neyi kanıtlamam gerekiyordu! Ben özgüvensiz miydim ki böyle kendimi insanlara kanıtlamaya, saçma sapan iddialara giriyordum? Neymiş, kadınlar ava tek başlarına çıkabilirmiş. Evet, çıkabilir… Eee, ne oldu yani şimdi? İddiayı kazandım da ne oldu? Acaba mezarımdan kalkıp ona “Yılan sokmasaydı kazanacaktım,” diyebilmemin bir yolu var mıydı? İşte ben böyle bir insandım! Bu tür bir salaktım! Yahu ölüyordum be, ölüyordum! Ve hala iddiayı kazanmanın peşine düşüyordum. Kazandığımı kanıtlamamın… İddiaya girdiğim adamı sevdiğimi bile söyleyememiştim üstelik. Son …
10.12.2017
Uyandığımda alarmın tiz sesini duymamak tuhaftı. Her gün en az altı kere ertelerdim. Her hafta değişen, git gide rahatsız edici olan sesler bulurdum beni uyandırabilmesi için. Neler denememiştim ki! Aslan kükremesinden bebek ciyaklamasına, en gürültülü hız motosikleti sesinden devamlı öten, hiç bitmeyeceğe benzeyen, tiz biplemeye kadar… O sabah alarm çalmıyordu. Cin gibiydim hem de. Saate bakmak için telefonumu arandım. Ama her şeyden önce gözlerimi açmam gerekiyordu. Daha doğrusu uyku maskemi çıkarmam… İlginçti. Yüzümde maskenin hissi olmamasına ve gözlerim açık olmasına rağmen maskenin yarattığı türden bir karanlık hakimdi ortama. Kollarımı kaldırayım dedim, yumuşak bir şeyin engellemesiyle karşılaştım. Bu daha da ilginçti. …
07.12.2017
Kusursuzluk fikrinden hiçbir zaman hazzetmemişti. Hazzetmemek bir yana, korkmuştu. Öldüğünde kusursuz bir yere gitmemek için elinden geleni yapmaya çalışmış, bunu dahi başaramamıştı. İyi bir insandı o. Birisinin iyi olup olmadığına karar vermek hiç kolay değildir gerçi. Buna rağmen, nereden bakılırsa bakılsın, o iyi bir insandı. Onun için kötü olamamıştı ya. Kusursuz bir yere gitmemek için, en korktuğu şeyi yapmamak için dahi kötü olamayan, iyi bir insan. Pürüzsüz şeyleri sevmezdi. Pürüzsüz bir şeydeki tek pürüzlü kalmış bir şeye bayılırdı. Eşyaları genelde kusuru gösterecek kusursuzlukta şeyler olurdu. Japon sanatı olan kintsugi, onun bu konu hakkındaki düşüncelerini bir nebze de olsa özetleyebilirdi. Kintsugide, …
29.10.2017
Bir salyangoz kabuğunu delip üfledi. Bunu yaparken şapkasını takarmışçasına sıradan bir şey yapıyordu sanki. Oysa çıkan ses hiç de sıradan değildi. Hiçbir müzik aletinden bu denli bilinçli bir ses çıkmamıştı şimdiye kadar. İsrafil’i bekleyen bir salyangoz mu olacaktı acaba, ayaklarının dibinde ölüp kabuğunu sunmak için? Onun için mi bu kadar yavaş sürünmekteydiler salyangozlar? Bu kadar aldırışsız…Bunları düşünerek, kabuğu bir daha üfledi. Kabuğu ağzından çıkartmayacaktı fakat. Nitekim soluk borusuna dekoratif bir tıkaç olarak düşündüğü kabuğu, yerine yerleştirdi. Kabuktan geçen nefes son nefesi olmuştu. Tıpkı planladığı gibi…
28.10.2017
Vıcık vıcık bir karışımı ellerinin arasında yoğurmaktaydı. Ara sıra, düzleştirmek için mermer tezgaha çarptığında, karışımın tezgahı eritmesi umurunda değilmiş gibi görünüyordu. Karışımı yoğurduktan sonra, içinde maya varmışçasına kabarmaya başlayan karışımdan ellerini sıyırdığında, ellerindeki etlerin sıyrılmış olduğunu fark etti. Bu durum da umurunda değildi. Karışım kabardı ama taşmadı. Düzgün ve kıvamlı şekilde kabarıp bel hizasını geçti, tezgahtan muntazam bir şekilde sarkıp zemini kaplamaya başladı. Yavaş Yavaş ona doğru uzanıyordu. Bu daveti ikiletmedi ve davete kafa üstü icabet etti.
27.10.2017
Ellerine birer ağırlık aldı. Yirmi kiloluk birer çubuk ve onar kiloluk üçer yuvarlaktan oluşan ağırlıklar… Kollarını sallayarak yürümeye başladı. Yüzü büzüşmüştü, galiba üzgündü? Yürürken; bir pisi otunun üzerinde bayrak gibi dikilmiş, dalgalanan bir teleği, dengesi bozulmasın diye ağırlıkların ikisini de omuzlarına yatırarak eğilip aldı. Baş ve işaret parmakları arasında tutup alaca tüyün renklerine, her renk taneciğini taktir ederek baktıktan sonra saçlarının arasına iliştirdi. Tekrar yürümeye başladı. Mahalle arasında, taşları yer yer düşmüş bir kaldırımın üzerine başıboş bırakılmış, devamlı gülen bir oyuncak bebeği aldı ve tam kulağıyla omzu arasına sıkıştırdı. Artık her adımda bebeğin gülüşünü tekrar tekrar dinleyebilecekti. Yürümesine devam ederken; …