Mikrofonu eline aldığından itibaren, ağzına kadar dolmuş koskoca salonda çıt çıkmıyordu. Hiç de tuhaf bir şey değildi; çünkü yılların münzevi Kuklacı’sı ortaya çıkmış, neyi nasıl yaptığını anlatıyordu. Zaten sadece salondakiler dinlemiyordu onu. Dünyadaki tüm medya kanallarında tek gösterilen şey oydu. Altında bir ördek bulunan bir tekerlekli sandalyede otursa bile ihtişamından hiçbir şey kaybetmemişti. İnsanlar onu tanımasa durum değişebilirdi; ama bebekler bile tanıyordu onu artık. Estetisyenlere bir sürü erkek gelip; vücutlarını onunkine benzetmeyi talep ediyorlardı. Hatta kadınların bir kısmı da… Ona kimse benzemiyordu çünkü. Benzeyemiyordu… Vücudunun her yerine ucu ufukta kaybolan kukla iplerini simgeleyen, diğer yandan da bir örümcek ağının karmaşıklığındaki …
Kategori: Beklenmedik
16.09.2018
Kızağa koşulmuş bir çift köpeğin soluk seslerinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Henüz kızak hareket etmediği için karda sürüklenme sesini duymak mümkün değildi. Bir de eğer işitme duyunuz iyiyse, hafifçecik bir insan soluması duyabilirdiniz. Genç bir kadının hafif, emin ve rahat soluklarını. Bu soluklardan, kadının çok güzel rüyalar görebildiğini anlamanız mümkün mü, bilinmezdi ama öyleydi. Çok mutlu bir kadındı. Köpeklerini, kızağını, kendisini ve birkaç gün sonra göreceği kocasını çok sevdiği için değil. İçten gelen ve bitmek tükenmez bir mutlulukla kutsanmıştı o. Bunun tek nedeni buydu. Bu arada, kocasını deli gibi özlemesine rağmen neden hala kızağı hareket ettirmediği bir gizemdi. Belki de …
14.09.2018
Altı yaşındaydım. Her şeyi hatırlarım ben. Zaten altı öyle yaşanılanları anımsayamayacak kadar küçük bir yaş değil. Amcam almıştı Zıpzıp’ı bana. Aldığında adı Zıpzıp değildi tabii. Beyaz, biraz mahzun görünüşlü, normal bir tavşan kadar hareketli olmayan bir tavşandı. Ama benden büyük olan kuzenim adının Zıpzıp olmasını istemişti nedense. Öyle de olmuştu. Gerçi onunla pek ilgilenmemişti. Her şeyiyle ilgilenen tek kişi oluvermiştim. Çişi çok kötü kokuyordu ama çok tatlıydı. Seviyordum Zıpzıp’ı. Bir gün, yengem ince iplikten yapılmış siyah bir güpürü dolamıştı boynuna. Çok yakışmıştı. Tüylerinin yumuşaklığıyla güpürün sertliği, ellerimin altında kontrast oluşturmuştu ve bu hoşuma gitmişti. Her gün, saatlerce Zıpzıp’ı severken güpürün …
13.09.2018
Sessiz bir kadın, iyi bir anne, kötü bir “kendi” idi. Yani kendisine kötü bir insan idi. Adını bile zor anımsardı sorduklarında. Kendi adını… Sanki kulağına hiç üflememişlercesine unutuverirdi. Budha’nın öğretisini uygulamaya o kadar yakındı ki… İyiden ve kötüden, acıdan ve tatlıdan, hüzünden ve mutluluktan… tüm zıtlıklardan arınmış, benliğinden çıkmıştı. Ya da bir adım sonra çıkacaktı. Yalnızlaşmıştı. Kendisini bile yalnız bırakmıştı.
12.09.2018
Ankebut Suresi… O sapasağlam evi görünce aklına hep o sure geliyordu. Orda da demiyor muydu, ‘ “Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendisine ev edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır.” …’ diye. İşte burayı her görüşünde gözünün önüne bir örümcek ağı geliyordu Sınıkçı Salim’in kasabanın en sağlam ve zengin görünüşlü dükkanını ve evini başına yıkmamak için dişini tırnağını zapt etmek, her geçen gün, her okuduğu kitapta daha da zor bir hal alıyordu. Dindar bir gençti Salih. Bir tıp öğrencisiydi. Sınıkçı, yani kırık çıkıkçı Salim’in yaptıklarını, daha doğrusu yapamadıklarını görünce bir an önce okulunu bitirip halkına …
11.09.2018
İyi bir aşçı olduğunu söylerlerdi. Yemek yapmayı severdi. Zaten onun için işinde iyiydi. Kendisine özgü huyları olmasa sıradan bir aşçı olabilirdi de. Mesela her şeyi, bir domatesin kabuğunu bile sapı oldukça yıpranmış bir satırla soyar ya da keserdi. Bu satırın onun için bir önemi olsa gerekti… Genelde, hamur işlerini kadın memesi şeklinde yapması, tuhaftan da öteydi. Bereket, insanın gözüne sokarcasına yapmıyordu bunu ve kendi lokantasını işlettiğinden büyük bir sıkıntı olmuyordu. Hazırladığı her yemeğe bir şekilde alkollü bir şey koyardı. En çok özen gösterdiklerine rom… Bir yemeğe özen gösterdiği, ona rom koyup koymadığıyla anlaşılırdı. Listeye yazardı çünkü hangi yemeğe ne şekilde …
10.09.2018
Sırça bir köşkün nasıl olacağını merak ederdim eskiden. Şimdilerde her şey sırçadan artık. Harıl harıl çalışılan binalar sırçadan, telefon kulübeleri, otobüs durakları… sırçadan. Artık ‘sırça köşk’ diyecek olsan önce anlamayıp; sırçanın cam demek olduğunu söylediğinde gülüyorlar sana. Bahçesinde türlü çeşit bitki ve hayvanlar yetiştireceğim bir köşk olurdu bu köşk hayalimde. Kendim bile görmeyip merak ettiğim bitkileri bu hayalde, bu köşkün bahçesinde görme fırsatım olurdu. Adamotunu, kuzukulağını, etobur bitkiyi… Kızılderililer gibi makosenlerle ekip biçerdim toprağı. Kitabımı öyle okur, yazımı öyle yazar, voltamı öyle atardım. Bazen de; tıpkı bir Kızılderili gibi kulağımı toprağa dayar, geçenin hangi araba olduğunu anlamaya çalışırdım. ya da …
08.09.2018
Yetimhanede büyümüş bir insanın sevgiye hasret oluşundan söz ederler hep. Kimin değil ki? Kim değil ki? Ben yetimhanede büyümüş değilim ama insanların sevgiye hasret oluşundan ve buna bizzat kendileri neden oluşundan son derece mustaribim. Saçma sapan kuruntular, arkalarına gizlendikleri; salt bahaneden oluşan kurallar, ki kurallara karşı çıkmaktan asla söz etmiyorum şu anda, sadece kuralları bahane olarak kullanmaktan söz ediyorum… Ve daha bir sürü şey, bir sürü şey… En büyük edebiyatçılar bile bunu yapmışlar. Hem de sanatlarına malzeme yapmışlar sevgiye olan özlemlerini. Yani önce bu sonucu hazırlayıp; sonra da bundan yararlanmışlar. Kötü mü olmuş? Yoo, sadece özlemimiz, sanatçı noterler tarafından tasdiklenmiş …
07.09.2018
Karınca, bakteri ve yosunlardan başka pek az şeyin yaşadığı bir yerdi burası. Muhtemelen insan eliyle bu hale gelmişti ve radyoaktif bir sebeple böyle olduğuna kalıbımı basabilirdim. tam yirmi üç yıldır bölge karantina altındaydı. Bunun nedeni oranın canlılarındaki üreme bozukluklarıydı. Zaten pek bir şey de yoktu ki… Oradan geçip de oranın bir böceğini yiyen bir kuşta bile hemen sorunlar baş göstermeye başlıyordu. Onun için, özel kıyafetli insanlar tahsis edilmişti oradan geçip etkileşime giren canlıları öldürsünler diye. Bir gün, birkaç aydır o çorak arazinin ortasında, harika renkleri bulunan, daha önce görülen ya da bir şekilde kaydedilen hiçbir mantara benzemeyen bir mantar bitmişti. …
06.09.2018
Kendi ellerimle yaptığım hindistan cevizli çikolatamı yerken onu düşünüyordum. Tuhaf kişiliğini, dolayısıyla da tuhaf amaçlarını… Astronomi okumasına rağmen, belki de bunun için zamana, zaman kavramına takmıştı. ‘Hora Usta’nın Yeri’ adlı dükkanında, bizzat ürettiği, oradan buradan bulduğu, tasarlayıp bir yerlere ürettirdiği binbir çeşit, vintage, retro, zaman ötesi… her zamana göre ürünler satardı. Bir antikacı dükkanı demek buradan beklentileri değiştireceğinden, burayı zaman temalı bir dükkan şeklinde tanımlamayı uygun bulduğunu söylerdi her fırsatta. Yaptığı bu iş, sattığı bu şeyler, okuduğu ve okumakta olduğu branşla pek ilgisi yokmuş gibi görünse de burası, onun hayallerindeki sahip olacağı şeyin küçük bir simülasyonuydu bir nevi. Zamanlar arası …