Anlayamıyordum! Bir türlü anlayamıyordum! Nasıl oluyordu da her sabah tam yatağımın üstünde bir adet, istisnasız hepsi mis gibi kokan gül olduğu halde uyanıyordum? Kapı kilitliydi. Hatta olayın gerçekleştiği ilk günden sonra sürgülemiştim. Camlar da sürgülüydü. Zaten demir parmaklık vardı hepsinin önünde. Parmaklıkları da kontrol etmiştim, hepsi sağlamdı. Balkonun kapısını da kilitliyordum. Zaten üstü kapanabiliyordu balkonun ve yatmadan önce kapatıyordum. Bildiğim kadarıyla bir çilingir kapıya zarar vermeden açamazdı. Üstelik kapı sürgülüyken hiç açamazdı… Peki nasıl? Nasıl oluyordu da her sabah bir tek gülle uyanıyordum? Her defasında bambaşka bir renkte oluyordu gül. Belli bir sırayı da izlemiyordu renk değişimi. Bazen üst üste …
Ay: Mart 2018
10.03.2018
Toprağı kazmaya başladı. Neden kazdığını, neyi amaçladığını, ne aradığını bilmiyordu. Yavaşça, emin kazma darbeleriyle, sabırla kazdı. Yıllarca tek işi bu oldu. Yüzlerce kürek ve kazma eskitti. Yoluna çıkan kayaları kırmak için balyozlar paraladı. Çukur üzerine yıkılmasın diye iskeleler çaktı, merdivenler yaptı… Ta ki, o kadar derine nasıl girdiği anlaşılamayan ve nasıl olmuşsa paslanmamış demir bir sandığa rastlayana kadar… Sandığı çok kolay açmıştı. İyi bir değişiklikti bu onun için. Sandığın içinde yepyeni, sapasağlam bir kazma, kürek ve balyoz buldu ve kazmaya devam etti.
09.03.2018
Gümüş kakmalı karyolasında, binanın dışında ölen onlarca askerin varlığını zerre önemsemeksizin mışıl mışıl uyumaktaydı. Uyurken yüzü rahat görünürdü. Ve altı yaşındaki bir çocuk kadar masum… Oysa etrafında olan her ölümün müsebbibi oydu. O bir komutandı. binlerce askerden sorumluydu ama hiç savaşa girmemişti. Yıllardır emir eri dışında hiçbir askerle konuşmamıştı. Baba mesleğiydi askerlik. Hiç sevmemişti bu mesleği. Babasının zorlamasıyla yapmıştı. Onun işi gücü bitkilerdi. Bitkiler hakkında engin bir bilgisi vardı. Tüm boş zamanını bitkilerle geçirirdi yaptığı her hatada insanlar ölürken… Bir gün, tepeden emir geldi. Taarruza hazırlanacaktı. Haber geldiğinde, nadir görülen bir bitkiyle uğraşmaktaydı. Baştan savma bir planla geçiştirip; emirlerin çok …
08.03.2018
Karanlık zamanlar yaşanıyordu. İnsanlığın üremesini sağlayacak iki cins arasında büyük, kanlı bir iktidar savaşı kayıplarla sonlanmış, emektar gezegenimiz dünya tükenmişti ve iki ayrı gezegene taşınmıştı insanlık. Bölünmüştü. Kadınlar Kadınya’ya, erkekler de Erkekye’ye… Sperm ithal ediyorlardı kadınlar ve erkek çocuklarını ihraç ediyorlardı Erkekye’ye. Anlaştıkları tek konu da buydu zaten. Artık birbirlerinden nefret ediyorlardı. İki gezegen arasındaki ışıkyılları bile nefretlerini hafifletmemişti. Bu kadim nefret çocuktan çocuğa geçiyordu. Dinlerinde bile karşı cins şeytan oluyordu. Aynı gün, Kadınya’da iki çocuk doğdu ayrı kadınlardan. İki farklı cins… Nasıl olduysa, bir talihsizlik eseri aynı küveze koydular onları bir an. Solukları karıştı birbirlerine. İlk gördükleri şey birbirleriydi. …
07.03.2018
Bir karar, önemli bir karar vereceğiniz zaman ne yaparsınız? Nasıl verirsiniz kararlarınızı? Yanıtlarınızı duyamayacağım ama ben hiç karar vermek zorunda kalmamıştım. En büyük şeylerde bile… Hemen, anında tercihimi yapardım zira. Hiç zorda kalmamıştım. Hiç tökezlememiştim daha önce. Oysa şimdi… Şimdi düşüncelerim birer mısır tanesi gibi, koçan tutamadığı için yere döküldüler ve toparlayıp koçana geri dizmem gerekecek onları. Hangi konuda mı karar vermeye çalışıyorum? Boş verin onu. Bilmeniz gereken tek şey, bir seçeneğin çok zor, diğerininse çok çok kolay olduğu… Kolay olan mutsuzluğumu devam ettirecek ve hiçbir şey değişmeyecekken; zor olan bilinmezlerle dolu. Her şeyde olduğu gibi aslında. Peki karar verirken …
06.03.2018
Bıktım artık! Tüm gün yalnız kalmaktan bıktım! Her akşam onları beklemekten, kakamı ve çişimi bir gün boyunca tutmak zorunda kalmaktan, bütün gün boyunca devamlı havlamaktan ve bir avuç yemeğimi azar azar yemekten başka hiçbir şey yapmamaktan bıktım! Bıktım artık anlıyor musunuz! Doğama aykırı bir şekilde kapalı bir yerde bir gün boyunca volta atmaktan bıktım! Türdeşlerinizi suç işlediğinde hapse atıyorsunuz anladık da neden, neden bizleri de buna maruz bırakıyorsunuz? Sevimli olduğumuz için mi? Egonuzu tatmin etmek için mi? Tasmamızı aldığınızda sevinçten havalara sıçrayışımızı izlemek hoşunuza mı gidiyor? Siz geldiğinizde kapıda beklediğimizi görmek, topu getirmemiz, terliklerinizi vermemiz, sizi yalamamız… Evi de korumuyoruz …
05.03.2018
Birinci Bölüm Dükkanda tek başıma, tezgahımın karşısındaki o masayla ne yapacağımı bilmez bir durumda kalakalmıştım. Kendi yaptığım masayla. Bana, sattığımın iki misli fiyatıyla geri satılan masayla. Gizli çekmeceleri olduğu söylenilen; ama aslında bakıp görememe rağmen kendimden şüphe ettiğim için satın alma gereğini duyduğum, kendi elimden çıktığını dahi anlayamadığım masayla… Ucuz bir marangoz tarafından yapılsa kolayca kırılacak kadar kuvvetli bir tekme attım. Ayağım acısa da masaya bir şey olmamıştı. ben ucuz, mesleğine değer vermeyen bir adam değildim ki, salak bir adamdım sadece. Masaya baktım. Gizli çekmece gömülebilir yerleri vardı aslında. Gururumu kurtarmanın, kendime saygı duymanın tek yolu, satıcının reklamını yaptığı gibi …
04.03.2018
Bir genetik mühendisiydi. Nasıl yapmışsa yapmış, ona bir kozmetik şirketinin vermiş olduğu tüm imkanları kullanarak mucizevi bir bitki imal etmişti. Hava geçirmez bir zarın içinde bir tane tohumu olan küçük kesecikler ve tıpkı Aloevera bitkisi gibi etli, geniş yaprakları bulunan bir bitki… Bu hava almayan kesenin içindeki tohumu, özel bir odada, kokusuz özel bir toprağa ekip kokmasını istediğin kokuyla aynı yerde bulundurulduğu taktirde, tohum ekildiğinden itibaren hangi kokularla karşılaştırılırsa o kokuların bileşimini oluşturan bir özsu salgılıyordu. Bu özsu bir çeşit yağ idi ve parfüm olarak kullanılabilecek kalitedeydi. Hatta alkol ile seyreltilecek kadar keskindi. Gerçi bu daha çok bitkinin karşılaştığı kokuların …
03.03.2018
Bir dernekte oturmuş çay içiyordu. Aslında bu derneğe üye değildi ama gelir kaynağı olsun diye ucuz çayı olduğu için geliyordu oraya. Bir de bedava gazeteye istediği gibi bakabilme imkanı bulunduğundan. İş ilanlarına bakması gerekiyordu çünkü. İşsizdi ve bundan ziyadesiyle hoşnutsuzdu. Hayatında ilk defa işsiz kalmıştı ve bu durum, sudan çıkmış balığa dönmesi için yetmişti. Oysa bir işi varken ne kadar da kendinden emindi! On altı yıldır o işte çalışıyordu. Bir çaycı olarak… Pek vasıflı biri değildi ama bir çaycı olsa da oranın kralı oydu. Dedikoduları o bilir, kime neyi yaptıracağını, kime ne için ne kadar rüşvet verilebileceğini, kimi nasıl ikna …
02.03.2018
Ellerimi açtım ve içlerindeki kum tanelerini diğer katrilyonlarcasının yanına bıraktım. Bir çöldeydim ve ellerimdeki iki avuç kum, kumsaldaki diğer kumlara benzese de aslında oldukça farklı bir yapıdaydı. Göle yoğurt çalmıştım; ama bu maya kolay kolay yenilecek yapıda değildi. Yani bu göl gerçekten yoğurt olacaktı tabiri caizse. Avuçlarımdaki kum, biyolojik altın mayasıydı. Yani altın olmayan ama her bir kum tanesinin herbir atom numarasını değiştirmeye ayarlı, biyolojik bir yapı… Diğer mayalar gibi gaz yerine küçük çapta, zararsız diyebileceğimiz bir tür enerji açığa çıkartmaktaydı; ancak biyolojik varlıkların pek zarar görmeyeceği türden bir enerjiydi bu. Aslında zarar görmek derken, radyoaktif diyebileceğimiz bir enerji değildi …