Telefonlar çalıyordu ama hiçbir insan o telefonlara bakmıyordu. Sanki telefonlar bakılmamak için çalıyordu. Kimin bakmaması için çaldığı ise muamma idi. Peki telefonlar çalmadığında? O zaman bakılması için mi çalmıyordu? Eğer öyleyse de kimin için çalmıyordu? Belki bu soru ve tespitler saçma görünüyordu ama bazen çalan telefonları kimse duymazdı da; hiç çalmayan bir telefon milyarlarca kilometreden duyulur; çalınmadığı için cevaplanmazdı. Bazen de çalan bir telefon çaldığı an cevaplandığı için bir daha çalmayabilirdi. İşte böyleydi… Mantık telefonlara da telefonların ucundaki insanlara da işlemezdi.
Ay: Haziran 2018
19.06.2018
Eline iğneyi aldı ve pürüzsüz bir kumaşı rastgele delmeye başladı. Her delişinde kumaştan iplikler çözülmekteydi. sonunda kumaş sadece iplikler yığını haline geldi. O elinin altındaki dokuma tezgahında pürüzsüz bir kumaş dokuyana dek…
18.06.2018
Hiçbir şeyi eksik olmayan bir siteydi burası. Alışveriş merkezleri, parkları, galerisi, Tiyatro ve sineması, Spor salonu, hatta bir ikinci el pazarı bile olan… “İkinci el pazarı” deniyordu; çünkü kimsenin dili “bit pazarı” demeye varmıyordu. İşte bunun için bir sitede birleşmişti bu insanlar. Hiçbir yerleri hiçbir şeye varmadığı için. Onları oluşturan tüm hücrelerin ulaşımda problemleri olduğu için… Sadece kendileri olduğunu düşündükleri şeye varabildikleri için tıkmışlardı kendilerini bir kutuya. Varmak kolay olduğu, az gidip uz gitmek istemedikleri, böylece bir arpa olsun yol kat edemediklerini kendilerine itiraf edemedikleri için… Bense, kazayla girmiştim aralarına. Bu şekilde giren ama onlarda kaybolmayan tek kişi olmalıydım herhalde. …
17.06.2018
Nereye ait olduğunu bilemeyen binlerce insandan biriydi. En azından o bir yere ya da bir şeye ait olmadığını algılayabilmekteydi. Algılıyordu algılamasına da bunu engelleyebilmek için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Yine de bir şeyi değiştirmek için onu önce anlaması gerektiğini öğrenmişti. Evet, onu her yönüyle anlamaya, analiz etmeye çalışmalıydı. Ancak ondan sonra değiştirmenin bir yolunu bulabilirdi. onlarca yıldan sonra, bir şeye ait olmanın bir yanılgıdan ibaret olduğunu keşfetti. Hülasa, sorunu dahi yapma bir sorundu. Yaratılmıştı. Böyle bir sorunun olması bile anlamsızdı. Hatta bu sorunu üretmiş olmak bile… O bir şeye ait olmak için uğraşanlar grubuna bile ait olsa, bir şeye ait …
16.06.2018
Bir kuyudan bakraçla su çekiyordum. Çıkrığın kolunu çevirdiğimde bakracın olağan üstü ağır olduğunu keşfetmiştim. Nitekim, bakracın içine girmiş bir kurbağa gördüm. Halinden son derece memnundu kurbağa. Kuyuya atlaması için bakracı ters çevirdiysem de; bakracın içinde kalmak için son gücüyle gayret etmekteydi. Çaresiz, içinde o olduğu halde bakracı çektim ve bakraç yere değer değmez kurbağa omzuma fırlayıvermişti bile. Aklıma şu meşhur kurbağa prens masalı gelmişti. Biraz iğrenme, biraz da merakla, neden merak ettiğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu, kurbağayı bir kayaya doğru fırlattım. Evet, masaldaki gibi bir duvara fırlatmamıştım; ama sonuç olarak fırlatmıştım işte ve karşıma yakışıklı bir adam çıksa …
15.06.2018
Her halinden alaycılık akıyordu. Bunun için onu kimse sevmiyordu. Yani bunun için olmalıydı; çünkü alaycılığı bir kenara bırakılırsa iyi bir insandı. Hak yemezdi bir kere. Çocuk ve hayvanlarla pek iyi anlaşırdı. Mantıklı bir insandı; ama elinde değildi. Alaycılığı başına bir sürü dert açmış, hiçbir işte tutunamamasına sebep olmuştu. Neden bu kadar alaycıydı? Hiçbir şeyi ciddiye almadığından mı? Sebebini bilmiyordu ama bu huyu ona çok zarar veriyordu. Bir gün, uzun yürüyüşlerinden birisinde öfkesinden boyun damarları şişmiş, devamlı söylenen birisine bakıp gülmekteyken; bir çift gözün de gülümsemekte olduğunu fark etti aynı duruma. İşte o günden sonra birlikte gülümseyip birlikte paylaştılar alay dolu …
14.06.2018
Erkenden uyanmak benim için oldukça normaldi. Güneşin doğması, uyanmam için yeterliydi. Oysa o gün öğleye doğru uyanmıştım ve bir gün öncesi hakkında en ufak bir şey hatırlamaz bir halde bulmuştum kendimi. Bir gözlük takmaktaydım ki hayatımda başka birisinin gözlüğünü şaka yolu gözüme takmak dışında kullandığım vaki değildi, elime de bir not kağıdı yapıştırılmıştı etiket gibi. Kağıdın üzerinde de kıvrımlı harflerle; “Gözlüğü çıkartma,” yazılıydı. Neden çıkartmayacaktım, onu yazmıyordu. Böyle şeylerden nefret ederdim oldum olası. uyarının nedenini söylemezlerse çoğu kez dinlemezdim; ama bu kez, içimden bir ses, gözlüğü çıkartmamamı söylüyordu. Ve benim nedenini anlamadan dinlediğim tek şey içimdeki sesti. Telefona baktım. Gerçekten …
13.06.2018
Bir şeylere başlamak zordur. hele ilk adımı atmak… Korkudan dolayı oluşan o ölü toprağı ayaklarına dolanır. Korkarsın ve bahaneler bulursun. Bu da tembelliği getirir. O da ölü toprağını oluşturan taneleri… İşte tam öyle bir dönümündeydim hayatımın. Bir dükkan açmıştım. Hayatımda ilk defa bir dükkan işletecektim. Ne var ki ayaklarım geri geri gidiyordu. Bir aktar dükkanına sahiptim bundan böyle. Mis gibi kokular arasında olacaktım ve kendime çalıştığımı, bunun bir iş olduğunu, insanlara verdiğim her şeyden sonra ücretini almak zorunda olduğumu hatırlatıp durmam gerekecekti. Fatura kesmeli, vergi ödemeli, hesabıma kitabıma dikkat etmeliydim. Diğer şeyler hep yaptıklarımdan ibaretti zaten. Bitkilerin yarar ve zararları …
12.06.2018
İnsanın ne mene bir yaratık olduğunu, aşağılık olduğunu söyleriz de aksini geçerli kılmak için bir şey yapmak aklımıza bile gelmez. Salt kötü müdür insan? Su katılmamış… Hiç iyi bir şey yapmaz mı? Yazılan kitaplar, yapılan heykeller, bestelenen müzik eserleri şöyle dursun, birisinin başka birisine gülümsemesi kötü müdür de insana veryansın edip dururuz durmadan? Yazılan kitapları yazan, müzik eserlerini besteleyen, heykelleri yapan, bir diğer insana hiçbir çıkarı olmamasına rağmen gülümseyen de insan değil midir? Elbette insandır ve bunu yaparken insanların kötü olduğu aklına bile gelmemiştir. İşte bunları düşünüyordu limonatasını yudumlarken. Yine bir arkadaşı kandırmıştı onu oysa. Paraları çok az olmasına rağmen …
11.06.2018
Papatyaların kokusunu aldığında hissedeceğiniz o bahar müjdesi gibiydi. Hem de o dört mevsim böyleydi. Sesini duyduğunuzda ipek mendile sarılmış bir fener gelirdi gözünüze adeta. Işıl ışıldı. Gülümsemesi hafifçecik gül kokar, papatya kokusuna eşlik eder, onu daha bir belirginleştirirdi. Papatya çayı kadar sakinleştirirdi onunla konuştuğunuzda. Bir papatya kadar kışa dayanıksızdı ama. Evet, dört mevsim papatyaydı; fakat hüzne, evhama gelemezdi. Bir bir kopardı yaprakları. Bu demek değildi ki en ufak bir sıkıntıda su koyuveriyor. Sıkıntıların kendince, yavaş yavaş üstesinden gelmeye çalışırdı. çoğu zaman gelirdi de. Zaten onun için dört mevsim papatyaydı. o bir papatyaydı, bense bir dolu tanesi… Sanıyorum ki onun için …