06.12.2018

Onu bir barınaktan almıştı. Uyuşuk bir köpek gibi görünüyordu. Hayatının büyük bir kısmında öyleydi de. Yanına bir çocuk yaklaştığında… işte o zaman uyuşuklukla uzaktan yakından ilgisi olmadığına şahit oluverirdiniz. Vahşileşirdi. Çocuğa saldırmayı başarana kadar durmazdı. Onun için dışarıya çıkarmaktan çok korkar, geceleri el ayak çekildikten sonra çıkarırdı. Zaten balkonda beslerdi. Gerçi bir çocuğa saldırmasına hiç izin vermemişti, gerçekten ne yapacağını bilmiyordu çocuklara; ama çok vahşileşiyordu bir çocuk gördüğünde. On beş yaşından büyük olanlara ilişmiyor, küçüklere de göz açtırmıyordu. Acaba barınaktan önceki hayatında bir çocuğun tacizine mi uğramıştı? Birden fazla çocuğun… Bir gün, bir sokak çocuğuna saldırmasına izin verdi. Bunu ne …

Okumaya Devam Et

03.12.2018

Kumar oynamayı seviyordum. Kartları pek sayılmaz; ama zarlar… Bir sürü zarım vardı. İşlemeli, farklı şekil ve renklerde, bir kısmı, çok iyi kumarbazlarca anlaşılacak kadar hassas bir ayarda hileli… Bir kısmı desek ayıp olur. Sadece bir tanesi… Yani bir çifti. Hileli zarı ben de sevmezdim çünkü. Ben zarların tekinsizliğinden hoşlanırdım. Bazen, çok nadiren hileli zar kullanırdım. Çok istediğim bir şeyi elde etmek için değil, başkasının çok elde etmek istediği bir şeyi elde etmemesi için… Şerefsizler… Onlar da istedikleri bir şeyi tekinsiz bir zara bağlamasınlar. İt oğlu itler… Tıpkı benim bir zamanlar yaptığımı yapmasınlar onlar da… Tıpkı benim kazandığım gibi kazanmasınlar… Kazandım …

Okumaya Devam Et

01.12.2018

Bir delgecin haznesindeki küçük yuvarlaklardan bir sürü şey yapan bir çocuk olmak; bunun için devamlı kağıtları; hatta kitapları delmek, o yuvarlaklarda kalan harflerle bir şeyler yazmak; ama şekil vererek… Sözgelimi bir kelebek yaparak; ama dikkatli bir gözün seçebileceği bir metni içinde barındıran bir kelebek… Böyle bir çocuk olmak ayrıntıları sevmemi sağlamış olabilir mi? Onlarla uğraşmamı, oynamamı… Babam bir yayınevi işlettiğinden, benim çocukluğumu onun ofisinde geçirdiğimden mi kaynaklanıyordu? Evet… Bir resim defterine hem bir sürü resim yaptım, hem de bir kitap yazdım. Kalın bir resim defterine… Ne mi yazıyordum? İnsanlardan bahsediyordum. Ne mi yapıyordum? İnsanları benzettiğim hayvanları yapıp; söz konusu insanı …

Okumaya Devam Et

29.11.2018

Bir yanardağın içindeki yuvasından çıktı. Biraz dolaşacak, görünmezliğinin yasını bir gün daha tutacaktı. Ölümsüz yaşamında, bir günün herhangi bir önemi yoktu elbet ama hep gözleyip hiç görünmediği insan alemi için önemli bir zaman dilimiydi gün. Evet, o bir cindi. Bazı insanların kullandığı tabirle bir üç harfli… ki o ‘üç harfli’ tabirini yeğlerdi. Kendi kendisine bir oyun oynardı. “Cin” değil de ‘aşk’ demek istemiş gibi yapardı birisi kendi cinsleri için ‘üç harfli’ dediğinde. Mutlu olurdu o zaman. Cinci olduğunu söyleyen hiç kimse onu görmemişti. Yalan mı söylemişlerdi? Yalan falan bilmezdi onun cinsi oysa. Onun için tuhaf gelirdi insan ilişkileri ona. Yine …

Okumaya Devam Et

28.11.2018

Alkışları sevmezdi. Ellerin, çıplak derinin birbirine vuruş sesini… Islıkları da sevmezdi. Üç kemiksiz şeyin, iki dudak ve bir dil, bazen bir parmakla birleşip havaya tecavüz etmesinden neden hazzetsindi? Hava ruhun mekanıydı ona göre. Alkış ve ıslık sesleri, beğeniyi belirttiklerini sanıyordu kendilerince. Oysa ona göre öyle değildi durum. Hiç öyle değildi. O, manevi titreşimleri severdi. Beğenileri belirten sessizlikleri… Daha doğrusu, havayı sadece sessizce titreten o elektriği… Oysa bu durum çok az başına gelmişti hayatında. Bir müzisyendi zira. Konserlere gider, eserlerini icra ederdi. Mecburdu, para kazanmalı; yaşamalıydı. Bitirdiği her eserde alkışlanırdı. O alkışlara da yer yer ıslıklar eşlik ederdi. Ne yapabilirdi ki? …

Okumaya Devam Et

21.11.2018

Bir kolyem vardı, aile içinde nesillerdir aktarılan. Birkaç kız çocuğu olsa bile bir şekilde hak edenin aldığı; ya da zorbalıkla alınan… En son da ailenin tek kız mirasçısı olan bana aktarılmıştı. Galiba ben son olacaktım çünkü çocuğum olmuyordu. Bir bebeği evlat edinmek istiyordum yıllardır ama bir türlü kendimi gerçekten hazır hissetmiyordum. O gün, bir kafede yalnız otururken; küçük bir kız çocuğu yanıma geldi. Kirliydi. Sokakta yaşadığı belliydi. Kolyemi tuttu ve istedi. Öylece, istedi. Gösterişten oldukça uzak olan kolye, satılsa zerrece para etmezdi. Parlak falan da değildi… Oysa o para bile istememişti. Verdim… Kolyemi de… Anneliğimi de…

Okumaya Devam Et

19.11.2018

Yeşil bir halıdan geçerek gidiliyordu odama. Başka bir şeyin de önemi yoktu kanımca. Yerden başka bir tarafa bakmazdım. Benim de burada olmamın nedenlerinden birisi de buydu. Yatağım bile yerdeydi ve yüksekliği yaklaşık, hatta neden yaklaşık olsun, sekiz santimetreydi. Belki de bunun için, çocukları, özellikle bebekleri, pek severdim. Onları görebilirdim çünkü. Oynayışlarını, emekleyişlerini, ağızlarından akan salyayı… Severdim bebekleri. Bir göz doktoruna gitmiştim elbette. Aslında bir düzine… Hepsi gözlerimin normal çalıştığını, sorunun zihinde, ruhta olduğunu söyledi. Eh, adı üstünde… Ruh ve sinir hastanesi… Ruhun hastanesi mi olurdu oysa? Saçmalıktı bunlar. Bu yazdıklarımı yazdığım zamanlar yaklaşık on üç yıldır burada kaldığımı söyleyebileceğim zamanlar… …

Okumaya Devam Et

18.11.2018

Elinde bir şırıngayla ona yaklaşırken gözleri ifadesizdi. Rutin bir işlemdi bu onun için. Oysa bu şırınganın içindeki şey pek öyle sayılmazdı. Sıvının her molekülüne küçük bir çip oturmuştu. Çipler, şırıngadaki sıvı kana karışır karışmaz istilacı böcekler gibi onun, kurbanın, içinde çoğalacaklar ve onu değiştirmeye başlayacaklardı. İdama mahkum edilmişti ve ölmesi gerekiyordu. Oysa insan kaynağı azalmıştı ve bir tek insanı bile feda etme lüksü yoktu artık dünyanın. Artık o, içindeki çipleri kontrol edecek kişinin kölesi olacaktı. Aslına bakılırsa bu duruma köleleşme bile denemezdi. Kurban istekli hale getirilecek, geçmişini, her şeyi, bu iğnenin batırılışını bile hatırlayacak ve bunu doğal karşılayacak duruma getirilecekti. …

Okumaya Devam Et

16.11.2018

Soluk sesi… Bir insanın yaşamak için verdiği mücadelenin hissedilebilir yegane göstergesi… Bir insanın, yaşayışının melodisi; üflemelilerde soluk, ritimde yürek… Birisine aşık olup olmadığını bilmiyorsan… Ya da onu gerçekten sevip sevmediğini… boş ver beylik testleri, beni dinle… Eğer soluk sesini tanıyorsan, ayırt ediyorsan diğer soluklardan; yüzünün şeklini, sesinin tonunu hatırlamasan da olur… Aşıksındır ona sen. Daha önemlisi, seviyorsundur. İşte o dertli kadın da bahsetmişti bana sevdiceğinin soluğundan. Hayret etmişti garibim, onlarca soluk içinden nasıl ayırt edebildiğine. Hatta kendince bir test yapmış da şimdi hatırlamıyorum. Galiba başkasının telefonundan aramış sevdiceği ama sadece soluk sesinden tanımış, bir olasılık değilmiş, tanımış işte, eminmiş onun …

Okumaya Devam Et

15.11.2018

Maaş günüydü; ama bankada hiç param yoktu. Hayır hayır! Yoksulluk ve yoksunluk edebiyatı yapmak için başlamadım bu cümlelere. Param yoktu çünkü o parayla, aynı gün, çok istediğim bir şey almak için yatırım yapmıştım. O ay nasıl geçineceğimi bilmiyordum; ama almak istediğim bir şey vardı ve onu bir daha ne zaman göreceğim bile meçhuldü. Somut hiçbir işlevi de yoktu. Bir hayali satın alıyordum sadece. Her şeyi baştan anlatmak eminim ki daha iyi olacak. Yaşlı bir adamı görmüştüm rüyamda maaş gününden bir gün önce. Ellerinde, daha önce de sık sık rüyalarıma giren, sonradan bir şaman davulu olduğunu öğrendiğim bir davul ve tokmak …

Okumaya Devam Et