Bir kasaba uğramıştım. Bir kilo pirzola ve bir tam dil alıp çıktım. Çıktığımda, oturduğum kenar mahallenin çocuklarının sessizce etrafımı sardıklarını fark ettim. O kadar sessizdiler ki, onları fark ettiğimde çoktan etrafımdaki çemberi daraltmaktaydılar. Uzun boyumun avantajıyla bir adım atayım dedim, adeta su gibi akarak engellediler beni. Tuhaftı, hiç böyle yapmazlardı. Cebimden birkaç kuruş çıkartıp attım, kafalarını bile çevirmediler. Oysa can atarlardı daha önce attığımda paraları kapmak için Yaklaşıyorlardı… Bir miktar güç kullanayım dedim, çokluğun gücüyle baskın çıktılar. Baktım bir şey yapamayacağım, çaresiz, öylece beklemeye başladım. Ne yapacaklardı bana? Yiyecek değillerdi ya.
Kategori: Beklenmedik
13.02.2018
Yavru bir köpek bulmuştu. Hayvanları satan bir dükkanın sahibi hastalıklı olduğu için dükkanın önüne bırakmıştı onu. İyi cins bir köpek olmasına, binlerce dolara satılmasına rağmen şefkati para hırsıyla dahi ateşlenemeyecek kadar sönmüştü. Adam köpeği dükkanın önüne bırakır bırakmaz duruma müdahale etmeseydi muhtemelen köpek gerçekten de ölmüş olacaktı. Varını yoğunu, yani manevi olarak varını yoğunu köpeğe vakfetmiş, hayvanı sağaltmayı becermişti. Biyoteknolojik deneyler yapan bir laboratuvarda teknisyen olarak çalışıyor olmasına rağmen, belki de oradaki bilim insanlarından çok daha donanımlı olduğunun sinsi; ama zararsız özgüveniyle, bu yavru köpeğin zihinsel şartlarını iyileştirmeyi bir proje edinmişti. Gece el ayak çekildikten sonra yapıyordu çalışmalarını. Köpekse ne …
06.02.2018
Evinde, yatağının altında bir tabut bulunduruyordu. Kendi elleriyle yapmıştı. çam ağacından yapıp baş hizasına reçine koymuştu koklayacakmış gibi. Tabutu henüz bitirmişti. Fazla dozu öldürecek olan bir ilaç almıştı. Ne de olsa eczacıydı. Bu işleri iyi bilirdi. Yattığı odanın zeminini kazdı. Çukura tabutu yerleştirip bir düzenek kurdu. Düzeneğe göre tabutun kapağı kapanır kapanmaz kazmak için çıkarıp yığdığı taşlar çukuru geri kapatacaktı. Soyundu, yıkandı ve çırılçıplak tabuta girdi. Kimden çekinecekti ki… İlacı aldı ve suyla içti. Bardağı tabutun yanına koydu. Bir bardak eksilmişse ne olurdu… Kapağı kapattı. Bir gürültü ve ardından kimsenin duyamayacağı bir sessizlik… Böylece öldü kimsenin hatırlayamayacağı yitik bir ruh.
05.02.2018
Bir parktaydı. Çocuk parklarında genelde olan havada ellerinle yürümeni sağlayan çoklu barfikslere benzeyen yolun başında, demir merdivenlerden çıkmaktaydı. Heyecanlıydı. Ne zamandır oraya gitmemişti. Acaba bir değişiklik var mıydı? Onu özlemişler miydi? Merdivenler, normal den çok daha fazlaydı. Zaten bu da normal bir el yolu değildi. Adını bilmese de elleriyle yürüdüğü için el yolu diyordu buna. Gerçi sadece elleriyle yürümeyecekti ama bunun amacı buydu nihayetinde. Merdivenlerden çıktı. Üç çubuğu elleriyle geçti ve şimdi… Bu işin en zor anına gelmişti. Barfiks çeker gibi yapıp kendisini demirlere çekecek, ayaklarını demire koyup el yolunun üstüne çıkacaktı. Neredeyse her hafta yaptığı bir şeydi bu. Çok …
03.02.2018
Demir bir kapı… Som demir olmalı. Kolsuz, tokmaksız… Peki bu neden benim rüyalarıma giriyor? Her gün. Kazayla uyukladığımda bile, zihnimin kapalı olduğunu sezer sezmez; bir hırsız gibi, haylaz bir çocuk fırsatçılığıyla giriveriyor rüyama. Ne istiyor benden bu kapı? Ne zaman açılacak? Açılması için ne yapmam gerekecek? Rüyama her girişinde, yeterince büyük ve güçlü bir mıknatısın bu kapıyı açıp açamayacağını sorarım kendime. Tokmak yok, kilit yok… Ya vurmam, ya da bir mıknatısla çekmem gerek açılması için. Ya da beklemem… İşte en zoru da bu. Beklemek… Beklerken ne yapılır ki? Rüyaları gözetip aynı düz, pas kırmızısı şeye mi bakacağım? Acaba paslanmasını mı …
02.02.2018
Çaresiz hissediyordum. Kararsız, yorgun… Umutsuz hissediyordum. Yenilmiş, yalnız… Kendimi yenilemek, buna bir son vermek için ne yapacağımı bilmiyordum. Ne yapabileceğimi bilmemeye bir son vermek istiyordum. Bunun için bir şey yapamayınca ben de hiçbir şey yapmamayı seçmiştim. Hiçbir şey hissetmemeyi… Bunun için de beynimi uyuşturan şeyler kullanıyordum ama bu şeyler ruhumu uyuşturamıyordu ve ben acı çekmeye devam ediyordum. Acı çekmemek için yapmam gerekeni bilseydim! Keşke bilebilseydim! Şu masallardaki ak sakallı adamın gelip; bana: “Eğer kurtulmak istiyorsan Kaf Dağı’na gitmeli ve …” demesi, benden imkansız birtakım şeyler istemesi için neler vermezdim! Masallar kolaydı. Bir yol vardı, çizilmişti yani. Yapman gereken şey çizilmiş …
01.02.2018
Hani vardır ya; biraz çılgın, gözlüklü, unutkan, dağınık bilim insanları. Profesör kılıklı tipler… İşte onlardan birisiyim. Her şeyle ilgilenmeyi kendime görev edinmiş bulunmaktayım. Leonardo benim rol modelim.. O benim kahramanım, yol göstericim. Şimdilerde bir projeyle uğraşıyorum. Aslında bir tür simya ama bu öyle felsefe taşı gibi bir şeyle uğraşmak gibi bir şey değil. Altın artık değerini kaybetti. Tamam, elbette değerli; ama benim derdim o değil. Hedefim çok daha büyük benim… Ben düşünce gücüyle şekillenen bir madde yapmak istiyorum. Bir nevi kök hücre gibi. İstediğin dokuyu o hücrelerden oluşturuyorsun ya, işte o tür bir madde yapmayı planlıyorum. Aslında sadece düşünmüyorum, tasarlayıp …
31.01.2018
Tek katlı evimin penceresinin önünde, bir kaç ay içinde, türünü bilemediğim bir ağaç büyümeye başlamıştı. Gövdesi çok güzel kokuyordu ve yamru yumruydu. O kadar şekilsizdi ki, bir zencefil kökü onun yanında dümdüz kalırdı. Bir gün arkadaşımın oğlu gelmişti ve bir oyuncakçıda gördüğü arabayı alamayınca kıyameti koparmıştı. Öyle içli ağlamıştı ki, ağlamaktan yorgun düşüp annesinin kucağında uyuyakalmıştı. Pahalı olan arabayı alamayan annesi en az onun kadar üzülmüştü bu duruma. Bir yandan da bana bir çocuğun her istediğinin yapılmaması gerektiğini söylüyor, imkânsızlıklarının iyi bir yanını bulmaya çalışıyordu. Gerçi haklıydı. Bir çocuğu şımartmak ona kötülük yapmak olurdu. Yine de ikimiz de biliyorduk ki, …
30.01.2018
Neyi beklediğimi bilmiyordum. Gelmiyordu işte ve ben tam iki buçuk saattir onu bekliyordum. Parktan o kadar çok insan gelip geçmişti ki… Sadece ben ve güvercinler için yem satan kadın sabit kalmıştık. Ha, bir de sivil polis olan boyacı… İçimdeki küçücük bir hissin geleceğini söylediği için beklemeye devam ediyordum. Hissin doğru olup olmadığını bilmek için… Geldikten sonra ona başımla selam verip uzaklaşmayı planlıyordum. Gelirse tabii… … Güneş batmıştı ve ben hala bekliyordum. Artık beklemek o kadar güzelleşmişti ki, gelmesini uman küçük ses susmuştu. Tek umurumda olan şey beklemek olmuştu. … Aya bakarak bekliyordum. Ve yıldızlara… Hayal kurmuyordum artık ona ilişkin. O …
29.01.2018
Bir hayvanat bahçesine gitmiştik. Yeğenimi götürmüştüm. On yaşındaydı ve çok iyi gözlem yapan, dışa dönük ve cesur bir çocuktu. Sorgulayabiliyordu. “Neden” sorusunu öylesine sormuyordu. O yaşta öğrenmişti felsefi düşünmeyi. Hayvanat bahçesinde, bitişik kafeslerde bir aslan ve bir koç durmaktaydı. Bu çok şaşırtıcı gelmemişti bana. Yeğenim, duraklayıp bana önlerindekileri göstermeseydi durumu fark bile edemeyecektim hatta. Koçun önüne kanlı bir et koymuşlardı yemesi için. Aslanın önüne de bir sürü tahıl ve ot… Yeğenim cılız ve kıvrak bir çocuktu ve kafesler arasından geçip yiyecekleri değiştirmek istediğini, bunu yapabileceğini söyledi. Kör bir gençten bastonunu ödünç aldı ve gerçekten de tastamam tasarladığı gibi yaptı ve …