Bir dernekte oturmuş çay içiyordu. Aslında bu derneğe üye değildi ama gelir kaynağı olsun diye ucuz çayı olduğu için geliyordu oraya. Bir de bedava gazeteye istediği gibi bakabilme imkanı bulunduğundan. İş ilanlarına bakması gerekiyordu çünkü. İşsizdi ve bundan ziyadesiyle hoşnutsuzdu. Hayatında ilk defa işsiz kalmıştı ve bu durum, sudan çıkmış balığa dönmesi için yetmişti. Oysa bir işi varken ne kadar da kendinden emindi! On altı yıldır o işte çalışıyordu. Bir çaycı olarak… Pek vasıflı biri değildi ama bir çaycı olsa da oranın kralı oydu. Dedikoduları o bilir, kime neyi yaptıracağını, kime ne için ne kadar rüşvet verilebileceğini, kimi nasıl ikna …
Kategori: Beklenmedik
02.03.2018
Ellerimi açtım ve içlerindeki kum tanelerini diğer katrilyonlarcasının yanına bıraktım. Bir çöldeydim ve ellerimdeki iki avuç kum, kumsaldaki diğer kumlara benzese de aslında oldukça farklı bir yapıdaydı. Göle yoğurt çalmıştım; ama bu maya kolay kolay yenilecek yapıda değildi. Yani bu göl gerçekten yoğurt olacaktı tabiri caizse. Avuçlarımdaki kum, biyolojik altın mayasıydı. Yani altın olmayan ama her bir kum tanesinin herbir atom numarasını değiştirmeye ayarlı, biyolojik bir yapı… Diğer mayalar gibi gaz yerine küçük çapta, zararsız diyebileceğimiz bir tür enerji açığa çıkartmaktaydı; ancak biyolojik varlıkların pek zarar görmeyeceği türden bir enerjiydi bu. Aslında zarar görmek derken, radyoaktif diyebileceğimiz bir enerji değildi …
01.03.2018
Bazen ne yapsam işe yaramayacağını idrak ederim. O kadar ağır bir yüktür ki bu, taşıyamayacağımı anladığımda öylece unuturum. Başka bir çarem yoktur çünkü. Unutmak en iyisidir bazen. Sonra tekrar idrak ve tekrar unutma… Bu acı verici bir süreç olsa da gurur vericidir çünkü bilirim ki bunu bir kere bile idrak edemeyen milyonlarca insan bulunmaktadır yeryüzünde. Gurur vericiliğinin yanı sıra utanç vericidir. Bunu kaç kere idrak etsem bile yaşamaya devam etmek ve tekrar tekrar unutmak, unuttuğunu bile bile unutmak… Kelimenin tam anlamıyla aptallık değildir de nedir? Aynı hatayı defalarca yapana ne denir? Bu kez öyle yapmayacaktım. Kendimi öldürecek ve bu kısır …
28.02.2018
İkinci bölüm Bir marangozum. Harika bir marangozum. Herkes yaptığım işi sevdi. En azından şu ana kadar kimse şikayetçi olmadı. Başımı yastığa koyduğumda; “Keşke şu çiviyi daha sağlam çaksaydım, tüh be o dolabı keşke suntadan değil de cevizden yapsaydım, hem daha sağlam olurdu. En azından bir seçenek olarak sunabilirdim…” demedim hiç. Her şeyi enine boyuna ölçüp biçtim, her şeyi müşteriye açık açık söyledim hep. Bir gün, sırtında bir masa, genç bir adam girdi dükkana. Masayı sattığını söyledi. Bir marangoza masa satıyordu… Bir masaya baktım, bir ona… Bu işte kesin bir iş vardı. Bu masayı neden bana satmak istiyor olabilirdi? Aklından zoru …
27.02.2018
İp atlamayı severdi. Bir gün pazarda rengarenk bir ip gördü. Babasının verdiği bozuklukları biriktiriyordu. Tezgaha gitti, ipi aldı, tüm parasını saymadan adamın önüne döktü ve uzaklaştı. Eve geldiklerinde, bahçeye gitti ve iple atlamaya başladı. “Bir…” İlk atlaması onu bir yıldıza taşımıştı. Belki de güneşin tam içine… Yanmıyordu mucizevi bir biçimde. “İki…” İşte aya ayak basan en küçük kişi oluvermişti. “Üç…” Bir boşluk… Uzay boşluğu olsa gerek… “Dört…” Başka bir yıldız. Bu kez ışığı pembe olan bir yıldız. “Beş…” Bir gezegen… Bu gezegende de hayat var. O bir kaşif… Başka bir güneş sisteminde bir hayat buldu. Keşke bir kanıt götürebilse… “Altı…” …
26.02.2018
Öfkenin zehirli soluğu etrafımı kuşatıyor. Her şeye, herkese kızıyorum. Elimde değil. Bir an bile bırakmıyor beni. Bir an bile oksijen alamıyor hücrelerim. Evrim geçirip öfkeyle beslenmeye başladı bile hücrelerim. Tuzlu sudan tatlı suya geçip boğulmuş bir balık gibi hissederim öfke beni terk ederse. Bunu çok iyi biliyorum ve artık mecburiyetten kendimi öfke ile besliyorum. Öfkeli rüyalar görüyorum geceleri. Gülüşümün her paresi öfkenin oklarıyla donanmış… Kedilere, uçan kuşlara, sineklere; onlara öfkelenmek çok kolay, her şeye her şeye öfkeleniyorum. Bir bebek gülüyor, hatta kahkaha atıyor ve ben başımı başka yere çeviriyorum öfke ve tiksintiden. Televizyona hiç dayanamıyorum. Ya da bazen öfke rezervlerimi …
24.02.2018
İnsanın içindeki boşluğu doldurmak ne kadar zordur, hepimiz biliriz. Biraz hissedebilmek yeterli bunun için. Hiçbir boşluk tam olarak dolmaz bana kalırsa. Ben kim miyim? Sizi neden mi rahatsız ettim? Ben bir boşlukçuyum. Bir dişçi gibi bizim de bir mesleğimiz var; ama pek bilinmeyiz. Bir okul yoktur bu mesleğe sahip olabilmek için çünkü. Ya da bir kartvizitiniz… Olsa bile sizi ciddiye alacak kimse bulamazsınız. İlk elden yaşadığım deneyimlerden biliyorum bunu. Köpükten bir balonu resmeden bir kartvizit yaptırmıştım. Balon tam patlayacakken ben duruma müdahale ediyor ve onu, balonunuzu kurtarıyordum. Herkesin içinde milyonlarca köpükten balon vardır ve her anda biri patlar. şimdi anlayabildiniz …
21.02.2018
Hep bir bıçak olurdu elinde. Ve bir de odun parçası… Hep bir şeyler yontardı. Ve hiç anlaşılmazdı yonttuğu şeyin ne olduğu. İnsanlar sorduğunda; “Kütükte olanı…” derdi her zaman. Bir gün, yontmakta olduğu şeye gayri ihtiyari göz attığımda fark ettim. Kendi suretinin birebir aynısını, sadece boyutlarını küçülterek yontmaktaydı. Son yongalarını yontuyordu. Bitmişti işte… Bir saat sonra, kulağının arkasına saplı kütük yontarken kullandığı bıçak olduğu halde, elinde kendisi, öylece uzanmış buldum onu. Ölmüştü…
19.02.2018
Davula bir kere vurdu… Tüm kuşlar geldi yanına. Bir kere daha vurdu. Balıklar ve yosunlar da geldi… Bir kere daha… Sürüngenler… Bir daha… Dört ayaklılar… Bir tane daha… Böcekler… Nesli tükenenler… Bakteriler… Mantarlar… Bitkiler… Taşlar… Vurdu, vurdu, vurdu… En nihayetinde, insanları çağıran davulu vurdu… O kadar şeyin bir yere, bir amaca doğru gittiğini göremeyen insanlar, kendi davetiyelerini de işitemediler…
18.02.2018
Mezar kazıyordum. Evet… Bir mezar soyguncusuydum ben. Aslında soyguncusuyum… Kazıyor ve içlerinden çalıyorum… Hala yapmaktayım bunu ve yakalanana kadar yapmaya devam edeceğim. İğrenç bir şey yaptığımı, bunun için beni ihbar etmeyi düşünüyorsunuz değil mi? Ama size bunun için belirleyici bir bilgi vermeyeceğim ki. Size Adımı, cinsiyetimi, yaşımı falan söyleyeceğimi sanıyorsanız… Sadece mezarlardan ne yürüttüğümü söyleyeceğim… Ve bunu neden yaptığımı… Gerçi bunu anlayabileceğinizi hiç sanmıyorum ama belki içinizden biri… Mezarlardan saçları çalıyorum. Kesiyorum ve bir çuvala koyuyorum onları. Renklerine göre bile ayırmadan. Sonra, onları ‘saça’ yapıyorum. Yani keçenin keçi kıllarından değil de; saç tellerinden olanı. Gerçi onun saça olduğunu bir tek …