28.12.2017

Bir parka gitmiştim bir gün. Herhalde otuz iki yaşındaydım ama gidip bir salıncağa oturmuştum. Tam sallanmaya başlayacaktım ki, beş yaşında; ama ciddiyetine bakılırsa benim yaşlarımda gibi görünen bir çocuk gelmiş ve: “Abla, biz o salıncağa binmeyiz,” demişti. Nedenini sorunca başını iki yana sallayıp öylece gitmişti. İstifimi bozmadım ve sallanmaya başlamıştım. Keşke çocuğu dinleseydim… Sallanmaya başlar başlamaz, etrafımda tuhaf gölgeler görmüş, acayip sesler duymuştum. Sanki beni fark etmelerini sağlamıştım salıncakta sallanarak. Ardından da yakamı bir türlü kurtaramamıştım onlardan. Sanki o salıncakta işaretlemişlerdi beni ve ondan sonra hayatımın her anında onları gözümün kıyısında görür, kulağımın kıyısında tuhaf seslerini işitir ve dokunma mesafemin …

Okumaya Devam Et

25.12.2017

Ölmek üzereydim. Bir ormanda avlanırken hem de. Yanımda hiç kimse yokken. Ne demeye bir ormana tek başıma gitmiştim ki? Keşke şu saçma sapan iddiaya girmeseydim. Kime neyi kanıtlamam gerekiyordu! Ben özgüvensiz miydim ki böyle kendimi insanlara kanıtlamaya, saçma sapan iddialara giriyordum? Neymiş, kadınlar ava tek başlarına çıkabilirmiş. Evet, çıkabilir… Eee, ne oldu yani şimdi? İddiayı kazandım da ne oldu? Acaba mezarımdan kalkıp ona “Yılan sokmasaydı kazanacaktım,” diyebilmemin bir yolu var mıydı? İşte ben böyle bir insandım! Bu tür bir salaktım! Yahu ölüyordum be, ölüyordum! Ve hala iddiayı kazanmanın peşine düşüyordum. Kazandığımı kanıtlamamın… İddiaya girdiğim adamı sevdiğimi bile söyleyememiştim üstelik. Son …

Okumaya Devam Et

24.12.2017

Mutsuz bir adamdım ben. Gerçeklik serumuna benzeyen bir şey icat etmiştim. Bunu içen insanlar en kötü düşüncelerini, saklama gereğini duyduğu hislerini ilan ediyorlardı. Bunu insanlara içiriyor ve bekliyordum. İğrenç sırlarını dinliyordum sonra. Bereket herhangi bir eylem yapmıyor, sadece konuşuyordu çoğu. Birkaçı denemişti gerçi akıllarındakini eyleme geçirmeyi… Zaten kırk-kırk beş dakika sonra etkisi geçiyor, hiçbir şey hatırlamıyorlardı. Bir gün bir kızla tanıştım. Yirmi üç yaşındaydı. O kadar umutsuz ve o kadar iyi bir insandı ki, önce hakkında hayal kırıklığına uğramaktan, onu sevmekten vazgeçmekten korktuğumdan o içkiyi içirmeye cesaret edemedim. O kadar iyi bir insandı ki, eğer o da kötü çıkarsa dünyaya …

Okumaya Devam Et

23.12.2017

“Kadere inanır mısınız,” diye sormuştu bir kız çocuğu beni durdurup. “Umursamıyorum,” demiştim bir an bile düşünmeden. “İnanıp inanmamak değil mesele. Umursayıp umursamamak.” Çocuk arkasındaki bıçağı göstererek: “Evet ya da hayır deseydiniz sizi bıçaklayacaktım,” dedi ve o anda dost oluverdik. On iki yaşındaydı söylediğine göre. Bana yüz yirmi yaşındaymış gibi gelirdi sarf ettiği her cümlede. Sokaklarda yaşamasına rağmen kılına bile zarar gelmeyen nadir insanlardan birisiydi. belki de tek insandı. Her şeyden sıyrılmasını bilen biriydi çünkü akıllıydı. O günden aylar sonra, neden beni öyle durdurduğunu sormuştum. “Umursamadığınızı anlamıştım. Tıpkı benim gibi olduğunuza dair bir şeyler vardı hâlinizde,” dedi. Onun gibi olamazdım. Ne …

Okumaya Devam Et

22.12.2017

Bir kitapçı dükkanının vitrininde görmüştüm o maskeyi. Sadece kitap satmayan bir kitapçı dükkanında. Dükkana girdim ve maskeyi daha yakından görmek istediğimi söyledim. Vitrinden alıp tezgaha koydu. Genç bir kadındı. Gülümsediğimde karşılık vermişti. Oysa ben maskeye gülümsemiştim. Gerçi, belki de bunu anlamıştı; çünkü maskeyi kendisinin yaptığını söylemişti. Güzel bir maskeydi. Deriden, peluştan ve ipten oluşturulmuştu. Yüz ne bir adamınkine ne de kadınınkine benzeyen, cinsiyetsiz bir yüzdü. Bunun nedeni bir insanla bir hayvan arasında kalmış olmasıydı herhalde. Hayvan mı yoksa insan mı, karar veremediğiniz için cinsiyetini düşünmek aklına bile gelmiyordu insanın. Bu belirsizliği öyle güzel yaratmıştı ki kadın, insan bakakalıyor ve bu …

Okumaya Devam Et

21.12.2017

Bir dolapta duruyordu maket. Ne zamandır bir uçak maketiyle uğraşıyordum. İşten sonra uğraştığımdan pek hızlı ilerleyemiyordum. Neler yapmamıştım ki! Evler, parklar, arabalar, tapınaklar, okullar, kütüphaneler… yaptığım bu maketleri bu iş için özellikle boş bıraktığım bir odada bulunduruyordum. Özel raflar yapmıştım onlar için duvarlara. Bu uçağı tavana asacaktım. Diğer uçaklara yaptığım gibi. Küçük bir havuzum da vardı gemiler için. Maket bitmek üzereydi. Hatta bugün biterdi. … Bitmişti.. Bir gün sonra bitmişti ama. Ertesi gün, ev alışverişi için pazara gitmem gerekiyordu. Yine iş çıkışında halletmeyi düşünüyordum. Pazarda bir adam çiçek coşturan su satmaktaydı. Onu daha önce de görmüştüm. Adam ısrarla bu suyun …

Okumaya Devam Et

20.12.2017

Rengarenk bir taş bulmuştum. O kadar farklı görünüyordu ki, gökten düşmüş olmalıydı. Taşı elime aldığımda tuhaf bir şey hissettim. Sanki taş canlıydı. Kıpırdamıyordu ama elimin içinde bir canlı vardı sanki. Bir canlı sıcaklığı… Onu eve götürdüm. Boş bir saksıya koyup bekledim. Gece soğuğunda taş soğurdu. O zaman dokunduğumda da sıcaksa bir şeyler farklı demekti. … Sıcaktı… Taş canlı ya da maddesel olarak farklıydı. Belki de canlı değildi de ısınmasını sağlayan bir tepkimeye giriyordu. Bunu düşünürken elimdeki taş hareketlendi ve çatladı. Bu taş, ki yuvarlak bile değildi, bir yumurtaydı anlaşılan. Şekilsiz bir yumurta… Yumurtadan ejderhaya benzeyen tuhaf bir hayvan çıkmıştı. Kuş …

Okumaya Devam Et

19.12.2017

Yalancının biriyim… Evet, su katılmamış bir yalancıyım ben. O kadar hızlı ve o kadar mükemmel yalan söylerim ki, en yüksek teknolojiye sahip bir yalan makinesinin testini dahi çok rahat geçebilirim. Burada doğruyu söyleyeceğim. Burası neresi bilmiyorum ama. Bakın, eğer yalan söyleseydim buranın neresi olduğunu bilmediğimi söylemezdim. Bir olta cümleciği atar, karşımdakinin söylediği şeye göre bir şeyler uydururdum. Yalan söyleme dersi madde bir: Yalan etkileşimli olmak zorundadır. Aksi taktirde yalancının mumu dakikasında söner ya da erir. Yani mumun ipten fitili gibi bir şeydir etkileşim bir yalancı için… Her neyse, yalan söyleseydim neden yalan söylemeye ilişkin dersler vermeye çalışayım ki? Madde iki: …

Okumaya Devam Et

18.12.2017

Penceremden görüyordum onu. Rengarenk yamalı paltosu, yeşil şapkasıyla her gün başka bir şey satıyor olurdu penceremin altından geçerken. Her gün de sattığı ne olursa olsun alırdım. Önce durdururdum. Apar topar, terliklerimle çıkardım sokağa ve yanına giderdim. Sakin sakin beni beklerken bulurdum. Artık penceremin önüne geldiğinde yavaşlar, hatta durup sesini yükseltir olmuştu çağıracağımı bildiği için. Eğer onu fark etmeyeceğim tutarsa, ki bu hiç olmamıştı, ama insanlık hali, böyle bir şey olursa dahi sesini duyurmak için bağırırdı avazı çıktığınca. Ne satmamıştı ki! Balık, domates, karpuz, terlik, simit, midye, kolye-küpe, çanta, pantolon, ayakkabı, çorap, dizlik… Bunlar için her gün başka bir şey uydururdu. …

Okumaya Devam Et

16.12.2017

Uçsuz bucaksız bir bahçesi vardı. Her hafta sonu ziyaretine giderdim. Kimi zaman civcivleri görmeyi, kimi zamansa olgunlaşan domateslerine bakmayı bahane ederdik; ama oraya gitmemin tek sebebi varlığından kaynaklanan huzuru solumaktı. Bahçenin yarattığı huzur da cabası… Benimle konuşması, yabani otlardan yakınması, köpeğini çağırması, ona yiyecek bir şeyler verip işine devam etmesi, akşam birlikte bir şeyler yiyip semaverinde hazırladığı çaylarımızı yudumlamak… Sabahın beşinde kapımı nazikçe tıklatması, apar topar uyanıp birlikte yumurta toplamaya gitmek, yumurtaları çırpışı, dolaba bakıp içine ne koyacağımızı birlikte seçmek, sonra hem birlikte ufak tefek işleri yapıp hem sohbet edişimiz, ona işimi, etrafımdaki insanları anlatıp onlar hakkındaki sorularını cevaplamak… Bunlar …

Okumaya Devam Et