Bir kadın, bebek arabasını iterek yürüyordu. Arabanın içinde neredeyse birinci sınıfa gidecek kadar büyümüş bir çocuk oturmaktaydı. Kadınla çocuğu görenler çocuğun neden o arabada öylece oturduğunu soran gözlerle kadına bakıyorlardı. Çocuk özürlü müydü acaba? İstisnasız hepsi bunu düşünürcesine çocuğu tepeden tırnağa süzüyordu. Hayır, çocuk özürlü falan değildi. Anne zamanı dondurmuştu ve çocuk bu konu hakkında ne yapacağını bilmiyordu. Hatta bir şey yapması gerektiğini bile düşünemeyecek kadar hoşnuttu bu ilgiden. Artık büyüdüğünü annesinin ölümünden sonra anlayan adam, kayda değer hiçbir şey yapmadığından zamanı yavaş işleyen bir kadın buldu ve evlendi. Aslında kendisi de zamanı yavaş işleyen bir sığınağının olmasından memnun, hareketli …
Etiket: adam
28.02.2018
İkinci bölüm Bir marangozum. Harika bir marangozum. Herkes yaptığım işi sevdi. En azından şu ana kadar kimse şikayetçi olmadı. Başımı yastığa koyduğumda; “Keşke şu çiviyi daha sağlam çaksaydım, tüh be o dolabı keşke suntadan değil de cevizden yapsaydım, hem daha sağlam olurdu. En azından bir seçenek olarak sunabilirdim…” demedim hiç. Her şeyi enine boyuna ölçüp biçtim, her şeyi müşteriye açık açık söyledim hep. Bir gün, sırtında bir masa, genç bir adam girdi dükkana. Masayı sattığını söyledi. Bir marangoza masa satıyordu… Bir masaya baktım, bir ona… Bu işte kesin bir iş vardı. Bu masayı neden bana satmak istiyor olabilirdi? Aklından zoru …
16.02.2018
Telefonunu cebinden çıkarıp ekranını açtı. Bir mesaj gelmişti. Kaydetmese de çok iyi bildiği bir numaradan… Sadece “…” vardı mesajda. Üç tane nokta… Başka kimse anlamazdı belki; ama o anlamıştı o üç noktayla denmek isteneni.. Üç noktayla mesajı cevapladı. Parka gidip beklemeye başladı. Yanına bir adam geldi ve bir zarf bıraktı. Zarftaki adrese gidecek ve adresteki kişiyi öldürecekti. Gitti ve öldürdü. Numaraya iki tane nokta yazarak gönderdi. İki nokta geri gelince de tekrar parka gitti ve bir zarf daha aldı. Parasını… İşlem bitince bir nokta daha… Anlaşıldığını bildiren bir cevap noktasıyla, o adama ilişkin her şey bitmişti. Adam ölmüş, para alınmış …
13.02.2018
Yavru bir köpek bulmuştu. Hayvanları satan bir dükkanın sahibi hastalıklı olduğu için dükkanın önüne bırakmıştı onu. İyi cins bir köpek olmasına, binlerce dolara satılmasına rağmen şefkati para hırsıyla dahi ateşlenemeyecek kadar sönmüştü. Adam köpeği dükkanın önüne bırakır bırakmaz duruma müdahale etmeseydi muhtemelen köpek gerçekten de ölmüş olacaktı. Varını yoğunu, yani manevi olarak varını yoğunu köpeğe vakfetmiş, hayvanı sağaltmayı becermişti. Biyoteknolojik deneyler yapan bir laboratuvarda teknisyen olarak çalışıyor olmasına rağmen, belki de oradaki bilim insanlarından çok daha donanımlı olduğunun sinsi; ama zararsız özgüveniyle, bu yavru köpeğin zihinsel şartlarını iyileştirmeyi bir proje edinmişti. Gece el ayak çekildikten sonra yapıyordu çalışmalarını. Köpekse ne …
07.02.2018
Kalabalıkta fokurtu sesleri duyulmuyordu. O, yine de elleriyle marpucu kavrayarak sipsiyi dudaklarının arasına alıp derin bir nefes çekti. Fokurtunun titreşimi bile mesdolması için yeterliydi. Bir elini marpuçtan çekerek kendi yapımı olan bir tozu saf suya karıştırmasıyla oluşturduğu bir çözeltiye uzattı. Bu çözelti suya atıldığı an çözülüyor, görünemez, koklanamaz ve tadılamaz hale geliyordu. Bu çözeltiyi bu şekilde tasarlamasının nedeni tüm içecekler arasından sadece suyun tadını beğenmesiydi. Çözeltiyi yudumladıktan sonra yüzünde garip bir gülümseme belirdi. Hayatta ihtiyaç duyacağı her şey bunlardan ibaretti işte. Kalabalık, tütününden marpucuna kadar kendi imal ettiği, çekildiğinde fokurtusunun titreşimini hissedebileceği bir nargile ve yudumlamakta olduğu çözelti… Kontrolünde olmayan …
13.01.2018
Fincanı kapattım. Hayatımda ilk defa falıma baktırıyordum. Zaten kahveyi hiç sevmezdim ama bu adamı çok fazla övmüşlerdi. Ben de bir yol ayrımında hissediyordum kendimi. Onun için şeytanın bacağını kırıp fal baktırmayı da denemeye karar verdim. Göbekli, top sakallı, boyalı simsiyah saçlı, incecik bıyıklı bir adamdı. Sesi karakteristik bir derinliğe sahipti. Gözleri insanın gözlerinin içine içine bakıyordu ne varsa çekip almak için. Aynı gözler, kahve fincanının üzerinde öyle yumuşakça kayıyordu ki, insan bu çelişkiye şaşıyordu. Daha önce arkadaşın falına bakarken izlemiştim. Bakalım benim falımda ne diyecekti. Fincan yeterince soğumuştu. Tabağı kaldırdı ve gözlerini dikti. Kaskatı olmuştu. Bekliyordum. Kötü bir haber bekliyordum …
25.12.2017
Ölmek üzereydim. Bir ormanda avlanırken hem de. Yanımda hiç kimse yokken. Ne demeye bir ormana tek başıma gitmiştim ki? Keşke şu saçma sapan iddiaya girmeseydim. Kime neyi kanıtlamam gerekiyordu! Ben özgüvensiz miydim ki böyle kendimi insanlara kanıtlamaya, saçma sapan iddialara giriyordum? Neymiş, kadınlar ava tek başlarına çıkabilirmiş. Evet, çıkabilir… Eee, ne oldu yani şimdi? İddiayı kazandım da ne oldu? Acaba mezarımdan kalkıp ona “Yılan sokmasaydı kazanacaktım,” diyebilmemin bir yolu var mıydı? İşte ben böyle bir insandım! Bu tür bir salaktım! Yahu ölüyordum be, ölüyordum! Ve hala iddiayı kazanmanın peşine düşüyordum. Kazandığımı kanıtlamamın… İddiaya girdiğim adamı sevdiğimi bile söyleyememiştim üstelik. Son …
13.12.2017
Uzun zamandır bu kadar güzel bir çay içmemiştim. Yaptığım uzun yürüyüşlerden biriydi. Çok yorulmuştum. Yürümekten değil, düşünmekten… Bir banka yakın seyyar bir çaycı görünce yanına gitmiştim. Plastik ya da kağıt bardaklardan içmeyi sevmesem de canım çok istemişti bir bardak çay. Hem yorgunluk giderirdi, hem de kafa dağıtır, rahatlatırdı. Arabaya yaklaştığımda, kırk-kırk beş yaşlarında, iyi giyimli bir adamı gördüm semaverinin başında. Bardaklar da kağıt ya da plastik değil, yenilebilir bardaklardı. Arabanın bir kenarında yazılan açıklamaya göre, tatlı ya da tuzlu seçenekleri vardı ve yarım saat çayı içinde tutabiliyor, yaklaşık yarım saat sonra da yumuşamaya başlıyordu. Ağzım açık kağıda ve bardaklara bakakalmıştım. …
09.12.2017
Eski, boynuz saplı bir bıçağı vardı. Tek zenginliğiydi. Kendi elleriyle yapmıştı gerçi ama çeliği bulmak için çok zaman harcamıştı. Bulduğu yere onu satın almak için bir servet ödemişti. Boynuzu kendisi en başından tonlarca işlemden geçirerek bir bıçak kabzası hâline getirmişti. Bu bıçağın çeliğine çok emek vermişti ve dillere destan bir dayanıklılığı ve kesiciliği olmuştu. Kuru odunu bile bu bıçakla kesse bıçağın kılına zarar gelmezdi. Doğa dışı bir bıçak gibiydi. Belki de gerçekten öyleydi… Çeliğe su verirken yaşlı bir adam gelmiş, bu bıçağıyla canlı bir şeyin hayatına son vermemesi koşuluyla her şeyi kesebileceğini söylemişti. Bıçağın çeliğini sımsıcak haliyle sıvazlamıştı şaşkın bakışları …