Çantasından bir lira çıkarıp çocuğa verdi ve bir ıslak mendil aldı. Pakete doğru düzgün bakmadan çantasına koydu ve unuttu. Ertesi gün, iş çıkışı bir kafede buluşacaktı arkadaşlarıyla. Bir şeyler yedikten sonra eline bulaşan sosu temizlemek için çantasına baktı. Bir ıslak mendil paketi olmalıydı çantasında. Farklı bir şekilde paketlenmişti bu ıslak mendil. Nereden aldığını bile tam olarak hatırlamıyordu. Açıp elini silecekti… Açar açmaz kafeyi harikulade bir koku doldurdu. Keskin olmayan; ama dağılan bir kokuydu bu. Pakete tekrar baktı ve hatırlamak için kendisini zorladı. Bir sokak çocuğundan aldığını anımsadı. Hem de bir lira vermişti bu harikulade kokuya… Paket, seri üretim olmadığını düşündürten …
Etiket: çocuk
31.12.2018
Küçük bir çocuktu. O zamanlarda bile kendisini görünmez hissediyor, göründüğü, yani görünebilir hissettiği zamanlarda bile görünmezliğin hasretini çekiyordu. Kimse tarafından görünmemek güzeldi. Bir tek kendine hesap verebiliyordun ve hiçbir parazit olmuyordu etrafta. Seni yanlış yönlendirecek hiç kimse… Ona göre, toplumun kılavuzluğu kadar yanıltacak hiçbir şey yoktu insanı. Bunun farkındaydı. O parazitler de toplumun kılavuzluğunca aşılanmış, o virüs tarafından işgal edilmiş insanlardı. Yine de toplum olmasa hiçbir şeyin de olmayacağını biliyordu. Bir toplumun içinde var olabilmesi, görünmesi gerekiyordu. Yeni bir yıla beslenen umudun saçmalığına inansa bile herkese, yani ona söyleyen herkese “İyi yıllar,” diyordu sözgelimi. Ya da doğum gününün kutlanması onu …
21.12.2018
Doğuştan kuduzdu. Evet, bu hastalık kimseye bulaşmazdı; ama genetiğinde böyle bir şey vardı. Sık aralıklarla salya üretir, irtifalı yerlerdeymiş gibi oksijen kapmak istercesine soluklar alır, sudan nefret eder, karanlığı sever, en ufak şeye kızar ve incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden nem kapıp huysuzluk nöbetleri geçirirdi. Vücut ısısı da pek fazlaydı kendisini bildi bileli. Ayrıca, cinsel iştahı çok küçük yaşta artmış, başını sık sık derde sokmasına neden olmuştu. Sudan hoşlanmamasına rağmen kudurganlığını beslediği, onun kendi doğal ortamında hissetmesini, rahatlamasını sağladığı için alkole bayılırdı. Alkolü mezelere katarak tükettiği bile olurdu. Katı kıvamlı, kaymak gibi haydarinin içine en sertinden bir çay bardağı alkol… O …
06.12.2018
Onu bir barınaktan almıştı. Uyuşuk bir köpek gibi görünüyordu. Hayatının büyük bir kısmında öyleydi de. Yanına bir çocuk yaklaştığında… işte o zaman uyuşuklukla uzaktan yakından ilgisi olmadığına şahit oluverirdiniz. Vahşileşirdi. Çocuğa saldırmayı başarana kadar durmazdı. Onun için dışarıya çıkarmaktan çok korkar, geceleri el ayak çekildikten sonra çıkarırdı. Zaten balkonda beslerdi. Gerçi bir çocuğa saldırmasına hiç izin vermemişti, gerçekten ne yapacağını bilmiyordu çocuklara; ama çok vahşileşiyordu bir çocuk gördüğünde. On beş yaşından büyük olanlara ilişmiyor, küçüklere de göz açtırmıyordu. Acaba barınaktan önceki hayatında bir çocuğun tacizine mi uğramıştı? Birden fazla çocuğun… Bir gün, bir sokak çocuğuna saldırmasına izin verdi. Bunu ne …
03.12.2018
Kumar oynamayı seviyordum. Kartları pek sayılmaz; ama zarlar… Bir sürü zarım vardı. İşlemeli, farklı şekil ve renklerde, bir kısmı, çok iyi kumarbazlarca anlaşılacak kadar hassas bir ayarda hileli… Bir kısmı desek ayıp olur. Sadece bir tanesi… Yani bir çifti. Hileli zarı ben de sevmezdim çünkü. Ben zarların tekinsizliğinden hoşlanırdım. Bazen, çok nadiren hileli zar kullanırdım. Çok istediğim bir şeyi elde etmek için değil, başkasının çok elde etmek istediği bir şeyi elde etmemesi için… Şerefsizler… Onlar da istedikleri bir şeyi tekinsiz bir zara bağlamasınlar. İt oğlu itler… Tıpkı benim bir zamanlar yaptığımı yapmasınlar onlar da… Tıpkı benim kazandığım gibi kazanmasınlar… Kazandım …
01.12.2018
Bir delgecin haznesindeki küçük yuvarlaklardan bir sürü şey yapan bir çocuk olmak; bunun için devamlı kağıtları; hatta kitapları delmek, o yuvarlaklarda kalan harflerle bir şeyler yazmak; ama şekil vererek… Sözgelimi bir kelebek yaparak; ama dikkatli bir gözün seçebileceği bir metni içinde barındıran bir kelebek… Böyle bir çocuk olmak ayrıntıları sevmemi sağlamış olabilir mi? Onlarla uğraşmamı, oynamamı… Babam bir yayınevi işlettiğinden, benim çocukluğumu onun ofisinde geçirdiğimden mi kaynaklanıyordu? Evet… Bir resim defterine hem bir sürü resim yaptım, hem de bir kitap yazdım. Kalın bir resim defterine… Ne mi yazıyordum? İnsanlardan bahsediyordum. Ne mi yapıyordum? İnsanları benzettiğim hayvanları yapıp; söz konusu insanı …
29.11.2018
Bir yanardağın içindeki yuvasından çıktı. Biraz dolaşacak, görünmezliğinin yasını bir gün daha tutacaktı. Ölümsüz yaşamında, bir günün herhangi bir önemi yoktu elbet ama hep gözleyip hiç görünmediği insan alemi için önemli bir zaman dilimiydi gün. Evet, o bir cindi. Bazı insanların kullandığı tabirle bir üç harfli… ki o ‘üç harfli’ tabirini yeğlerdi. Kendi kendisine bir oyun oynardı. “Cin” değil de ‘aşk’ demek istemiş gibi yapardı birisi kendi cinsleri için ‘üç harfli’ dediğinde. Mutlu olurdu o zaman. Cinci olduğunu söyleyen hiç kimse onu görmemişti. Yalan mı söylemişlerdi? Yalan falan bilmezdi onun cinsi oysa. Onun için tuhaf gelirdi insan ilişkileri ona. Yine …
26.11.2018
Küçük, kaç yaşında olduğunu bilmediğim bir çocuk vardı bugün. Bir hastanenin bekleme salonundaydı. Broşürleri renklerine göre düzenledi, düşen birkaç tanesini topladı ve düzgünce yerine koydu. Düşündüm… Biz ne zaman, kaç yaşımızda bundan vazgeçmiştik? O çocuk bizim yaptığımızı yapacak mıydı? Ne zaman yapacaktı? Bir ah çektim, yüzüme düşen saçlarımı bile kıpırdatamadım, nerede kaldı karşıki dağları yıkmak.
21.11.2018
Bir kolyem vardı, aile içinde nesillerdir aktarılan. Birkaç kız çocuğu olsa bile bir şekilde hak edenin aldığı; ya da zorbalıkla alınan… En son da ailenin tek kız mirasçısı olan bana aktarılmıştı. Galiba ben son olacaktım çünkü çocuğum olmuyordu. Bir bebeği evlat edinmek istiyordum yıllardır ama bir türlü kendimi gerçekten hazır hissetmiyordum. O gün, bir kafede yalnız otururken; küçük bir kız çocuğu yanıma geldi. Kirliydi. Sokakta yaşadığı belliydi. Kolyemi tuttu ve istedi. Öylece, istedi. Gösterişten oldukça uzak olan kolye, satılsa zerrece para etmezdi. Parlak falan da değildi… Oysa o para bile istememişti. Verdim… Kolyemi de… Anneliğimi de…
19.11.2018
Yeşil bir halıdan geçerek gidiliyordu odama. Başka bir şeyin de önemi yoktu kanımca. Yerden başka bir tarafa bakmazdım. Benim de burada olmamın nedenlerinden birisi de buydu. Yatağım bile yerdeydi ve yüksekliği yaklaşık, hatta neden yaklaşık olsun, sekiz santimetreydi. Belki de bunun için, çocukları, özellikle bebekleri, pek severdim. Onları görebilirdim çünkü. Oynayışlarını, emekleyişlerini, ağızlarından akan salyayı… Severdim bebekleri. Bir göz doktoruna gitmiştim elbette. Aslında bir düzine… Hepsi gözlerimin normal çalıştığını, sorunun zihinde, ruhta olduğunu söyledi. Eh, adı üstünde… Ruh ve sinir hastanesi… Ruhun hastanesi mi olurdu oysa? Saçmalıktı bunlar. Bu yazdıklarımı yazdığım zamanlar yaklaşık on üç yıldır burada kaldığımı söyleyebileceğim zamanlar… …