30.10.2018

Yaşını göstermeyen, zayıf bir adamdı. Postacılık yapardı. Yanında, oldukça sıradan bir köpek olan bir köpeği vardı. Baktığında cinsini bile anlamazdı insan. Muhtemelen kırmaydı. Sadece göğsünde madalyaya benzeyen altın sarısı bir leke bulunuyordu. O kadar sıradandı ki ona bile dikkat etmezdi sıradan bir göz. Sırf bu leke için postacı ona “Paşa” ismini vermişti. Sadece madalyası değildi Paşa’yı farklı kılan. O, mektupları, paketleri koklayarak onları alanın mutlu olup olmayacağını anlar, postacıyı onların ruh haline uygun küçük jestler yapması için yönlendirirdi. Evet, bir köpek yapardı bunu ve postacı onu dinlerdi. Bir köpeği dinlemesi postacı kadar mütevazı bir adamı son derece sıra dışı yapıyordu. …

Okumaya Devam Et

07.09.2018

Karınca, bakteri ve yosunlardan başka pek az şeyin yaşadığı bir yerdi burası. Muhtemelen insan eliyle bu hale gelmişti ve radyoaktif bir sebeple böyle olduğuna kalıbımı basabilirdim. tam yirmi üç yıldır bölge karantina altındaydı. Bunun nedeni oranın canlılarındaki üreme bozukluklarıydı. Zaten pek bir şey de yoktu ki… Oradan geçip de oranın bir böceğini yiyen bir kuşta bile hemen sorunlar baş göstermeye başlıyordu. Onun için, özel kıyafetli insanlar tahsis edilmişti oradan geçip etkileşime giren canlıları öldürsünler diye. Bir gün, birkaç aydır o çorak arazinin ortasında, harika renkleri bulunan, daha önce görülen ya da bir şekilde kaydedilen hiçbir mantara benzemeyen bir mantar bitmişti. …

Okumaya Devam Et

02.09.2018

Çocuk hapşırdı. binlerce spor Burnundan havaya dağıldı; çünkü burnundaki içlerinde spor bulunduran kapsüller ancak hapşırığın basıncıyla patlamak üzere yaratılmıştı. Bu çocuk doğmamıştı. Tüm genleri DNAsına oya misali işlenerek dünyaya getirilmişti. Üzerine gizli bir kontrol mekanizması konan etten kemikten bir kuklaydı o. Hayatında bir kere hapşıracak ve o an vücudunun fonksiyonları yavaş yavaş duracaktı. Sporlardan, kendisi gibi binlerce çocuğun bitmesini sağladıktan sonra… Aslında bir çocukken hapşırması normal değildi. Ömrü ortalama yetmiş yıldı. Bunu deneme için yapıyorlardı. Bir nevi kalite kontrol amacıyla… Onu yaratmalarının nedeni, insanlığın ömrünü uzatıp hareket kabiliyetini yer üstüne yaymaktı. Artık hava kirliliği nedeniyle sadece yer altında yaşayabiliyordu çünkü …

Okumaya Devam Et

27.08.2018

İnsan neden yoga ya da meditasyon yapar? Beden ve zihni birbirlerine uyumlu hale getirebilmek, dengelenmek için. Amaç budur; ama bazen bu amaç bir tür araca dönüştüğünde, her şeyde olduğu gibi, bir de bakmışsınız, işin cılkı çıkıvermiş. İşte kardeşim de o hale gelmişti. İçindeki huzursuzluğu, ne yapsa da atamadığından; artık tek amacı bu araçlar içinde kendisini kaybetmeye dönüşmüştü ister istemez. Olmuyordu! İçindeki o rezil huzursuzluk duygusu, ne yapsa da gitmiyordu çünkü hiçbir şeye kendisini verecek kadar cesaret edemiyordu. Korkuyor, aracı amaçlaştırırsa korkusunun üzerine gitmek zorunda olmadığını içten içe bildiğinden öyle yapıyordu. Oysa tek yaptığı, hayatı anlamsızlaştırarak yükünü hafifletmek, diğer yandan da …

Okumaya Devam Et

23.08.2018

Hayatımda ilk defa kendi başıma tatile çıkacaktım. Gerçi bir günlük bir turdu tatil dediğim ama ne bileyim, kendi başıma denize girme, yanımda su atıp oynayacak birisi olmadan yüzme fikri bile tuhaf geliyordu bana. Davet etsem benimle gelecek onlarca arkadaşım vardı ama bu kez tek başıma gitmeyi düşünüyordum. Psikoloğum önermişti çünkü. Aşırı derecede yalnızlıktan korkan bünyem için iyi olabilirdi dediğine göre. Yalnızlıktan, yalnız kalmaktan korktuğumdan hayır diyemiyor, bunun için bir psikoloğa yüzlerce lira para bayılıyordum. O da böyle şeylerle korkumu yenebileceğimi düşünüyordu işte. Haydi bakalım, deneyecektim bir kere. Tur otobüsüne bindiğimde, etrafıma şöyle bir göz atmaktan alamamıştım kendimi. Psikoloğum Hayri Bey’in …

Okumaya Devam Et

17.08.2018

Kime ait olduğu bilinmeyen, yıkık dökük, sahiplenilmemiş bir yalıya girmişti gizlice. Gerçi bu yalının içinde kalmakla dışarıda yatmak arasında pek bir fark yoktu ama o bir yere gizlice girmeyi heyecan verici buluyordu. Bir de yalıda yer yer bozulmadan kalan şeyleri keşfetmek… Çok az lüksü olduğundan, bu tür lüksler hayatını yaşanabilir kılıyordu doğrusu. Yalının hikâyesini keşfetmek ve bu hikâyede var olabilmek… Hiçbir hikâyeye ait olamamış birisi olarak; bu tür bir şansı değerlendirmemesi hiç akla yakın olmayacaktı ona göre. Aslında hiçbir hikâyede var olamamış olması sadece onun bir vehmiydi. Bir hikâyede var olamamış kim, hatta ne vardı ki şu evrende? Yalılar, yıkıntılar, …

Okumaya Devam Et

07.08.2018

Şu “İnsan” denen mahlukatı bir türlü anlamıyorum ben. Bu arada kim bilir bu şekilde başlayan kaç konuşma ya da yazı vardır… İnsan nasıl kendisinin mensubu olduğu bir şeyi bu kadar yanlış anlayabilir; ya da hiç anlamaz, onu da anlayamıyorum. Belki de işimize gelmediği için anlayamıyoruzdur. Tembel olduğumuzdan yani. Anladığımızda değiştirmek zorunda kalacağımızı bildiğimizden belki de… Her ne ise… Ben sizlere meramımı anlatmak için başladım ve bitirdiğimde belki de anlamış olacağız hep birlikte. Belki öylesine tesirli olacak ki sözlerim, tembel olan tüm zerreleriniz karıncalanacak ve bir bakmışsınız ki, kan oralara hücum ederek oraları da çalışabilir hale getirmiş bile. Umut fakirin ekmeği …

Okumaya Devam Et

04.08.2018

Her gün, Kadıköy’deki bir restorana gidip ince belli bir bardakta zahter çayı içerdim. Dağ kekiğine zahter denirmiş, restoranın sahibinden öğrenmiştim. Kekiğin sindirime iyi geldiğini de söylemişti ama ben bunun için içmiyordum onu. Bana yabani şeyleri düşündüren hayatımdaki tek şey, hayatımda beni özgür ve sorumsuz hissettiren tek şey olduğu için… Ha, bir de; şu Türk filmlerindeki Yumurcak’a benzeyen, mahallemizdeki çocuklardan birisi… Onunla ettiğimiz iki çift laf da bana bu şekilde hissettiriyordu. o kadar teklifsiz, o kadar rahat, o kadar samimi bir çocuktu ki… İşte hayatımı değiştiren o kararı, bir gün, onunla konuştuğumuz iki çift laftan sonra almıştım. Köyünden bahsediyordu. Çoğu zaman …

Okumaya Devam Et

14.06.2018

Erkenden uyanmak benim için oldukça normaldi. Güneşin doğması, uyanmam için yeterliydi. Oysa o gün öğleye doğru uyanmıştım ve bir gün öncesi hakkında en ufak bir şey hatırlamaz bir halde bulmuştum kendimi. Bir gözlük takmaktaydım ki hayatımda başka birisinin gözlüğünü şaka yolu gözüme takmak dışında kullandığım vaki değildi, elime de bir not kağıdı yapıştırılmıştı etiket gibi. Kağıdın üzerinde de kıvrımlı harflerle; “Gözlüğü çıkartma,” yazılıydı. Neden çıkartmayacaktım, onu yazmıyordu. Böyle şeylerden nefret ederdim oldum olası. uyarının nedenini söylemezlerse çoğu kez dinlemezdim; ama bu kez, içimden bir ses, gözlüğü çıkartmamamı söylüyordu. Ve benim nedenini anlamadan dinlediğim tek şey içimdeki sesti. Telefona baktım. Gerçekten …

Okumaya Devam Et