31.10.2018

Kapısına yapıştırdığı, üzeri çizgilerle dolu sağlam kartona baktı. Sabahtı. Henüz kalkmış, her sabah yaptığı gibi, kalkar kalkmaz elinde kalem, kendisini kartonunun başında bulmuştu. Rüyalarını çizmek için. Daha önce çizdiği kartona, diğerlerine; diğer günlere kaynaştırarak çiziyordu. Hangi çizgi hangi günün, anlaşılmıyordu bile. En azından dikkatli bakmadığında. Yüzlerce karton tükenmişti. Daha da doğrusu tamamlanmıştı. Bir tek boşluk yoktu onlarda. Bu da bitmek üzereydi. Bu eylemi neden yaptığını sorsalar açıklayamazdı. Ta ki bu sabahın son çizgisine dek… Evet, şu an itibariyle, son on yıldır sebepsizce yaptığı şeyi açıklayabilirdi artık. Anlamlı bir şey çıkartmak için yapmıştı tüm bunları. Karton bittiğinde, anlamlı bir resim çıkartmak …

Okumaya Devam Et

29.10.2018

Doğduğumda kolik bir bebek olarak doğdum. Yıllarca da öyle kaldım. Hala kolik bir yetişkinim ve beyaz gürültü olmadan uyuyamıyor, dikkatimi toplayamıyor; kısacası rahat ve mutlu olamıyorum. Onun için bir kulağımda dahi olsa hep beyaz gürültü dinliyorum. Mutsuz bir kadınım ve bunu her zaman ve her yerde itiraf edebilirim. Mutsuzum işte, ötesi yok. Kalbimin bir adam için en güçlü attığı anda bile mutsuzdum. Bu denli engin bir mutsuzluk bu, bilmem anlatabildim mi… Geçenlerde bir tımarhaneye gittim. Öylesine… Aslında öylesine değil. Muhtemelen kendi geleceğimi görmek için. Katatonik hastaları gördüm. ‘İşte,’ dedim kendi kendime. ‘Ruhu iflas etmiş bir adam.’ Sonra rüyamda şeytanı gördüm. …

Okumaya Devam Et

27.10.2018

İnsanlar git gide küçülüyorlardı. O ise her geçen gün, insanların küçüldüğü her santim kadar belirsizleşiyordu. O neden küçülmüyordu bilmiyordu. Belirsizleşmek mi; yoksa küçülmek mi daha kötüydü? Bir gün, diğer insanlar mikroorganizmalara, o da bir buluta dönüştü. Buluta baktığında bir insan şekli dahi sezilmiyordu. Mikroorganizmalara bakacak bir çift göz dahi kalmamıştı; zira herkes zaten birer mikroorganizmaydı.

Okumaya Devam Et

26.10.2018

İnsanları öldürür, mumyalar ve ancak o zaman konuşabilirim onlarla. Yani sizinle sevgili mumyacıklarım… Canlı insanlarla konuşamam, bunu hiç başaramadım. Eğer yapabilseydim, onları neden öldürüp mumyalamaya zahmet edecektim ki? Yani neden sizleri yaratmaya zahmet edecektim? Emin olun herbiriniz bana o kadar çok şeye mal oldunuz ki… Bu arada, canlı insanlarla uzaktan da konuşmayı denedim. Önce telefondan… Numarayı bile çeviremedim. Melodik her dıt, endişemi arttırdı ve altıncı rakamda ahizeyi kafama vurmaya başladım. Mektup… O da olmadı. Adresi yazarken kalemi dişlemeye ve gırtlağıma doğru itmeye başladım. İyi ki kusma refleksi var insanda! Eğer o olmasaydı… Bilgisayarla tanışır tanışmaz onu da denedim. Açamadım bile… …

Okumaya Devam Et

24.10.2018

“Yalnızım! Yalnızım! Yalnızım…” Bu ümitsiz inlemeler bir uçağın kara kutusundaki kayıttan geliyordu. Nasıl olmuşsa olmuş, diğer kayıtlar silinmişti ve sadece bu dokuz uzun hece kalmıştı. Devamlı dinliyordum bu çığlıkları. Yalnız bir adam… Nesli tükenmiş bir canlı… Herkes, teker teker her birey öldüğünde nesli tükenmiş bir canlının son ferdi ölmüştür bana göre. Yoksa çok mu duygusalım? Hayır, öyle değilim, sanmıyorum. Herkes herkese göre aynı galiba. Duyguları genellendiğine göre. Bunun için kitaplar yazıldığına ve çoğu da doğru çıktığına göre öyle olsa gerek. Dördüncü dünya savaşı bitmiş, tek tük insan kalmıştı. En azından birkaç kilometreye iki üç insan düşüyordu bildiğimiz kadarıyla. İnsanlar toplanmaya …

Okumaya Devam Et

22.10.2018

Bülbül ötüşünü duydunuz mu hiç? Yok, bülbül ötüşünün ne kadar harika olduğunu duydunuz; gülle olan muhabbetini işittiniz biliyorum. Ben gerçekten bülbülün sesini duyup duymadığınızı merak ediyorum. Ya da duyduğunuz kuş seslerinden hangisinin bülbüle ait olduğunu bilip bilmediğinizi… Ben bilmiyordum, işitmemiştim. Belki, hatta kesinlikle duymuştum; ama işitmemiştim işte. Hiç de merak etmemiştim bülbülün sesini. O benim için sadece benzetmelerde kullanılacak bir sözcük, bir kavramdı. Kavram olacak kadar dahi gelişmemişti zihnimde. Oysa kim bilir kaç defa kullanmıştım onu benzetmelerimde. Aşık olduğumda, okuduğum bir aşkı anlatışımda ve daha bir sürü şeyde…. Bunu nereden mi çıkarmıştım? Oğlumun, kendi küçük oğlumun, sapanla bir kuşu vurduktan …

Okumaya Devam Et

19.10.2018

“Rakına buz ister misin hanım kızım?” “Yok, buzsuz ve susuz içerim ben amcacığım, sağ olasın…” “Peki evladım, sağlığına.” “Sağlığınıza… Balıklar çok iyi kızarmış, ellerinize sağlık.” “Afiyet olsun. Senin bana yaptığın şeyden sonra lafı bile olmaz, Allah razı olsun senden.” “ne demek amca, benim işim bu.” “Olur mu yavrum, kim hiç tanımadığı bir insan için mesleğini tehlikeye sokar?” “Ben…” “Eh, o belli oluyor da; neden bunu yapıyorsun be kızım? Kendimi unutup senin için korkmaya başladım. Utanıyorum… Ya bir şey olursa diye yüreğim yerinden oynuyor. Vicdan azabı beni mahveder eğer öyle bir şey olursa. Hiç başlamasak mı acaba?” Fakir bir hanede, sallanan, …

Okumaya Devam Et

16.10.2018

Barış Kebapçısı… Dükkanıma girdiğinizde, mis gibi kuyruk yağı kokusuyla selamlarız burnunuzu. Genel olarak sizi selamlayansa çoğunluk Selçuk’tur sağ olsun. Kendisi garsonumuzdur. Nazmi ve Rıdvan da garsonlarımızdır. En eli çabuk olan Rıdvan, en sakarları Nazmi, en güler yüzlüleri de Selçuk’tur. Aşçı da bendeniz. Adım da Yusuf. Aynı zamanda bu dükkanın sahibi olurum. Ha, kasada da Servet durur. Servet güvenilir çocuktur, oğlumdur. Peki bu dükkanın adı neden Barış’tır bilir misiniz? Barışın asla olmayacağını bilirim. Onun için barış istediğimden dükkana Barış ismini koymuş değilim. Ne de olsa bu dünyada geçerli tek şey savaş olacak hep. Oğullarımdan birisinin adı falan da değil; ya da …

Okumaya Devam Et

13.10.2018

Gülümsedim… Bir mekana girer girmez yaptığım şey budur çünkü. İlk kez gülümsediğimde ifadesiz suratlarla karşılaşmıyordum; ama bu kez farklıydı. Bu suratlarda tuhaf bir donukluk da vardı. Aslında sanki donuk bir ifade dışında bir ifade, o altı surata da yakışmazdı. Çok yakışırdı da eğreti dururdu. Okula henüz başlamıştım. İşimi özenle yapardım. Bunun için de biraz yavaş sayılırdım. Devamlı işime son verilmesinin sebebi bu olmalıydı. Bu işi beş yıldır yapıyordum. Daha önceki işimde bir doktordum. Dahiliyeci… Çoğunlukla mikroplarla uğraşan kişi… Şimdi de onlarla uğraşıyordum. Başka bir şekilde… Paspas suyuna biraz karbonat koydum ki mikroplar zeminden uzak dursun. Benden başka hiçbir temizlikçinin bunu …

Okumaya Devam Et

12.10.2018

Güzel bir leopardı. Yetişkinken yanıma gelmiş ve kimseye zarar vermemeyi seçerek yanımda yaşamak istemişti sessizce. Şehrin ortasında, devasa bir leoparı hiç zorluk çekmeden beslemek… Trafik kazasında parçalanmış hayvanlar, öldürülmeye terk edilmiş yavrular ve çöplerle besleniyordu. İşin tuhafı, onu doyuracak kadar trafikte ezilen hayvan, can çekişen yavru oluyordu şehirde. Her çöpü yiyemiyordu doğası gereğince; ama çöpten buldukları da takviye sayılıyordu. Neden benim yanıma geldiğini bilmiyordum; ama onu kabullenip sevmiştim. Zararsız oyunlar oynuyor, rahatlamak istediğimizde vücut ısılarımızı ve soluklarımızı paylaşarak birbirimize eşlik ediyorduk. O avlanıyordu, ben çalışıyordum. Böylece geçinip gidiyorduk. Kimse onu görmüyordu…

Okumaya Devam Et