21.08.2018

Sahilde, kayalıkların arasında ateş başında şarap içerdi her gece. Altmışlarında olmasına karşın, otuz beşinde görünürdü. Soranlara, bunun nedeninin kenevir tohumu ve yağı olduğunu söylerdi. Bir şarapçı değildi. Yaşlı bir serseriydi. Bir evsiz falan değildi ama. Sadece bina içlerini pek sevmez, bazen yatmak için kullanırdı evini. Bir de değerli eşyalarını saklamak için. O çok değerli vaktini geçirmek için değil. Asla değil… Evinin içinde bir odayı kenevirlerine ayırmıştı. Sadece kendisi için… Özel izni vardı ve bu izni rüşvetle almıştı. Kendisinden başka arkadaşı olmadığından ve herhangi birisiyle arkadaş olmak, hatta öylesine yarenlik etmek dahi istemediğinden kimseyle paylaşmamıştı mahsulünü. Kimseye bir avuç tohum ya …

Okumaya Devam Et

20.08.2018

Tibet’te, bir gezide karşılaşmışlardı. Birisi astronot, diğeri bir at çiftliğinin sahibi. Birisi erkek, diğeri kadın… At çiftliğinin sahibi olan kadındı. Çiftlik ona ablasından kalmıştı. Ablasına da kocasından… Sadece miras olarak bakmamıştı ama çiftliğe kadın. Orayı tümüyle benimsemişti. Atları teker teker kardeşleriymişçesine sevmişti. Astronot adam ise bir defa dahi uzaya çıkmamıştı. Çocukları eğitiyordu ve bu ona yetmiyordu. İlle de uzaya çıkması da gerekmiyordu. Yalnız kalacağı bir yer istiyordu. Uzay boşluğu gibi… ve yalnız olmadığını bilmek istiyordu. Uzaydaki galaksilerin ve olası hayatların varlığını bildiği gibi… Zaten onun için astronot olmak istemişti. Öğrencilere bir şeyler öğretmek isteseydi öğretmen olurdu herhalde değil mi? O …

Okumaya Devam Et

19.08.2018

Kervanın en arkasında, istenmeyenlerin yolculuk ettiği mevkide kimsenin binmek istemeyeceği, kötü huylu bir devenin üzerinde seyrediyordu genç kız. Genç yaşta kocasını öldürmek suretiyle dul kalmıştı. Aslında kendisini dul bırakmıştı desek daha doğru olur. Herkes bunu bilse de; kimse bir şey ispat edemeyeceğinden ve kız liderlerinin kızı olduğundan sadece dışlanmakla kalmıştı. Taşlanmaktansa dışlanmak evlaydı. Zaten kendisi toplumunu çoktan dışlamıştı. Kendisi her ne kadar sessiz olsa da; devesine o kadar çok çıngırak takmıştı ki; zaten huysuz olan hayvanı deli ediyordu bu çıngırak sesleri. Tabii ki kervanda da dikkat çekiyordu. Gerçi o kadar büyük bir gürültü olmasa da çıngırakların metallerinden yansıyan güneş bile …

Okumaya Devam Et

18.08.2018

Abanoz ağacını oyarak neredeyse yekpare bir sandal yapmak, hiç mi hiç kolay değildir. Bu, insanın on yıllarını alabilir. Abanoz ağacının her zerresiyle ayrı ayrı uğraşman gerekir çünkü. Öylesine sert, öylesine inatçıdır… Gerçi böyle bir şey yapmaya bir insanın neden gerek duyacağı anlaşılır şey değil ama… O öyle yapmıştı işte. Üstelik teknesinin pruvasına onun heykelini oymuştu tüm gerçekliğiyle. Neden? Ona aşık olduğu için mi? Hayır. Onun sevgisini ya da onayını kazanabilmek için mi? Yok, o da değil… Zaten heykelini yaptığı insan çoktan ölmüştü. Sebep de oydu. Onu öldürmüş olmanın suçluluğu… evet… Onun ölümüne istemeyerek de olsa bizzat sebep olmuştu ve bunun …

Okumaya Devam Et

17.08.2018

Kime ait olduğu bilinmeyen, yıkık dökük, sahiplenilmemiş bir yalıya girmişti gizlice. Gerçi bu yalının içinde kalmakla dışarıda yatmak arasında pek bir fark yoktu ama o bir yere gizlice girmeyi heyecan verici buluyordu. Bir de yalıda yer yer bozulmadan kalan şeyleri keşfetmek… Çok az lüksü olduğundan, bu tür lüksler hayatını yaşanabilir kılıyordu doğrusu. Yalının hikâyesini keşfetmek ve bu hikâyede var olabilmek… Hiçbir hikâyeye ait olamamış birisi olarak; bu tür bir şansı değerlendirmemesi hiç akla yakın olmayacaktı ona göre. Aslında hiçbir hikâyede var olamamış olması sadece onun bir vehmiydi. Bir hikâyede var olamamış kim, hatta ne vardı ki şu evrende? Yalılar, yıkıntılar, …

Okumaya Devam Et

16.08.2018

Doğadaki tüm sesleri toparlayıp bir synthesizerde notalara indirgeyip hepsini bir orkestraymışçasına aynı kompozisyonda birleştirmekti en büyük hayali. Aslında, doğada bulunan ilginç ya da güzel olduğunu düşündüğü tüm sesleri demek daha mantıklı olacaktı. Bir mısır tarlası atmosferinden okyanusa, acıkmış bir köpek yavrusunun sesinden ince bir sacın üzerinde kızaran etin cızırtısına kadar her şey… Tam yirmi sekiz yıl boyunca ses topladı. O sesleri notalara bölüp elektronik hâle getirdi. Hem de doğallıklarından hiçbir şey kaybettirmeden… Sonra… Onları bir kompozisyonda birleştirmeye başladı. Ama olmuyordu… Birbirlerine karışıyordu tüm sesler ve gürültüye dönüşüyordu onca emek. Bunun üzerine, sevdiği tüm sesleri uyum içinde değil de; bir hikayeye …

Okumaya Devam Et

15.08.2018

Tahtadan kemikleri, iplerden eklemleri, kemiklerin ve yumuşacık kuzu derisinin arasına da dolgu olsun diye tüy ya da süngerden etleri olan, irili ufaklı kuklalar yapıyordu. Ve türlü türlü kıyafetler dikiyordu bu kuklalara. O kadar çok kuklası vardı ki, o denli farklı karakterler yaratmış ve öyle başka oyunlar yazmıştı ki onlara… nasıl olup da bunları bir tek kişinin yapıp yaratabildiğine şaşıyordum her defasında. On kişilik, oldukça ferah bir çadırda oynatıyordu kuklaları. Çadırın ortasında bir soba yanardı. Tek ışık kaynağı da sobadan yanan ışık ve bu ışığı çoğaltmak için uygun yerlere yerleştirilmiş aynalardı. Bu aynalar aynı zamanda kukla oyununun gerektirdiği gizemli havaya da …

Okumaya Devam Et

14.08.2018

Denizin üstünde türlü türlü kuşun uçması onu hep meraklandırmıştı. O ki, sular aşmıştı amacı için ama havayı hep merak etmişti. Keşke havada da uçabilseydi. Oralara da çıkıp oraları da fethedebilseydi. Herkes tarafından biliniyordu gittiği yol. Hatta, bir gün bir insan, derisinin altına azıcık acıtan bir şey bile yerleştirmişti. Gerçi acı geçtikten sonra bitmez tükenmez bir farkındalığın kaşıntısı olmuştu ama. Yani izlendiğini biliyordu somon A341. Evet, numarasını bile biliyordu. Nereden bildiğini bilmiyordu. Hatta, nasıl öleceğini de biliyordu. Bir ayının midesinde, ona uykularında eşlik etmek için, yani onun iyi bir uyku çekebilmesi için ölecekti. Ayılar hakkında da bir sürü şey biliyordu. Mesela, …

Okumaya Devam Et

13.08.2018

Biliyordu. Yaşamak için bir sürü neden vardı. Peki o ne diye başka sebepler arıyor, yenilerini diliyordu? Neden eskilerini değerlendirip yenilemiyordu? Neden devamlı istiyor, olanları itiyordu? Böyle yapınca önü hep boş kalıyor, o devamlı aranıyor, hiçbir şeyi yokmuş gibi görünüyordu işte. Eh, bu şekilde olunca da; yaşamak için sebepler aradığında, sadece önündeki boşluğu görüyordu. Bir gün, kendi halinde birisine rastladı. Yanında yöresinde bir sürü yaşama sebebi bulunan, elleri kolları dolu olan birisine… Usta bir yankesici sandı kendisini ve içlerinden bir taneciğini, aşırdı. Bir sürü insanın yaptığı hatayı o da yapmıştı işte. Kendisinin olmayan bir amacı, bir sebebi aşırmıştı. Bu sebep, onu …

Okumaya Devam Et

12.08.2018

Kendime bir söz vermiştim. Emekli olursam Antarktika’ya gidecek, barışın hüküm sürdüğü bir yerde nasıl yaşandığını görecektim. Her ne kadar kurak ve soğuk bir yer olsa da; barışın sıcaklığı olacaktı orada. En azından öyle hayal ediyordum. Bir kontrol etmeye değerdi. İşim gereği neredeyse dünyayı gezme fırsatı bulabilmiştim ve gittiğim hiçbir yerde barışı, dolayısıyla mutluluğu bulamamıştım. Bir ressamdım ben. İyi bir ressam ve aynı zamanda da resim eleştirmeni. Hem başkalarının eserlerini eleştirmek hem de kendi eserlerimin eleştirilmeleri için sergiler yapmak için, dünyanın dört bir tarafına gitmiş, sergi ya da ziyaretlerimin arasına gidilmesi gereken yerleri gezmiştim. Bu geziler, aslında hiç de herkesin gittiği …

Okumaya Devam Et