Eteklerimin zil çalması beni her daim mutlu etmiştir. Evet, gerçek anlamıyla küçük çanlar diktiğim etekler giymek alameti farikam olsa gerek. Benden başka hiç kimse böyle bir şey yapar mı bilmiyorum. Bu kadar gürültücü olma pahasına… Bunu ister mi herhangi biri? Eteğimde tam on sekiz çan dikili ve bu sayının artacağına dair umutlarım var. Diktiğim her bir çanın anlamı var. Ne sandınız ki? Böyle ‘saçma’ bir şeyi yapıp çanların hiçbir anlamı olmayacağını mı düşündünüz? En soldakinden başlayayım: İlk çanım bir çocuğun beni ağlarken yatıştırmasıyla geldi. Onu eteğime dikmek aklımdan bile geçmiyordu ama yaptım işte. Bir de baktım ellerim çanı bir cırtcırta …
Ay: Mayıs 2018
TÜRGÖK Sekizinci Öykü Yarışması Gültekin Yazgan Özel Ödüllü Öyküm: (TÜRGÖK’ün izniyle)
Bu öykü, TÜRGÖK’ün izniyle isimsizhikayeler.com adresinde yayınlanmaktadır. Yazan: Eylem Yurtsever. Seslendiren: Ersen Orhun. Adalet: Fırladı uykusundan: – Ses duydum, bir ses duydum, diye bağırdı. Küçücük bir çocuktu o zamanlar Adalet. Belli belirsiz, ince bir sesti duyduğu. Annesine koşup söylediğinde, annesi onu yatıştırmış, birlikte çeşitli malzemelerden yaptıkları, bir şeye benzemeyen, yamru yumru da olsa tek oyuncağı olan peluş bebeğini sarılması için ona vermiş ve uyuyana kadar yanında kalmıştı. O günden sonra, belli belirsiz de olsa o ince sese benzer bir ses duyduğuna inandığı bazı zamanlar dışında o sesi bir daha duymamıştı. Adalet’in gözleri doğuştan hiç görmüyordu. Kendisini bildi bileli annesiyle yaşıyordu. …
20.05.2018
Canı sıkılıyordu ve yapabileceği hiçbir şeyin can sıkıntısını geçiremeyeceğini biliyordu. Bir tek şey hariç. Onu yaptığı taktirde can sıkıntısı gidecekti ama diğer tüm şeyler de gidecekti onunla birlikte. O da can sıkıntısını geçici olarak unutturan ya da azaltan şeyler yapıp hayatına devam etmeyi tercih etmişti. Öldüğünde, mezarına “Zaten canı sıkılıyordu,” yazmalarını vasiyet etti. Zaten canı sıkılıyorduysa neden yaşamaya devam ettiğinin kesin hiçbir açıklaması yoktu.
19.05.2018
İhtiyarlar her yerdeydi; çünkü artık çocuk doğmuyordu dünyada. Bir virüsle insanların doğurma yetenekleri yok edilmişti. Nüfus git gide yaşlanmaya ve yavaşlamaya başlamıştı. İnsanlar tavşanlar gibi çiftleşiyorsa da tüm tavşanları utandıracak şekilde bir tanecik yavru bile dünyaya getiremiyorlardı. Artık aşk sözcüğü tedavülden çıkarılmış, tüm dünyada namus denen kavramın izine dahi rastlanmaz olmuştu. Artık tek kutsal şey üremekti. Kutsal ve ulaşılmaz… Üremeye, doğan bebeklere dair destanlar yaratılmıştı. Eski söylenceler güncellenip değiştirilerek özünde bir bebeğin doğuşu ve üretkenlik olanlar güçlendirilip aktarılmaya devam edilmiş, böyle bir içeriği olmayanlar da değişime uğratılarak güncellenmişti. Dünyada bilinen en genç kişi kadındı ve altmış dokuz yaşındaydı. Artık insanların …
18.05.2018
Haftada bir gün, genellikle pazartesi günleri, gün boyunca yemek yemezdi. Sadece akşamları su içerdi ama bu dini bir vecibe değildi onun için. Aç kalmayı seviyordu. Açlıktan sonraki tokluğu daha çok seviyordu. Dayanıp dayanamamak değildi mesele. Açlığı, dayanabileceği bir şey olarak görmüyordu. O yoksunluktan zevk devşirmişti ve bunu kendisine zarar vermeden sürdürmeye çalışıyordu. Mesela, başı dönecek olsa hemen yemek yiyebiliyordu ve bu onun için hiçbir sorun olmuyordu; çünkü o zaten aç kalmaktan zevk alıyordu ve aldığı zevki sürdürmek için sağlıklı olması, bu sevgisinin onu ele geçirmesine izin vermemesi gerektiğini biliyordu. Aslında bu yoksunluktan zevk devşirme hali sadece açlık için geçerli değildi. …
17.05.2018
Farecik, insanlar arasında olmaktan son derece mutsuzdu. Onlar ona çok yakışıksız görünüyordu. O çığlıkları, o iğrenen, kocaman bir bebeğin yapabileceği saçmalıktaki devasa çırpınışları, o saygısızlıkları… Ah o saygısızlıkları! Küçük ve iğrenç bir şey olarak görülmenin onda uyandırdığı rahatsızlık yetmezmiş gibi, insanların bulunduğu yerlere yakın olmak zorunda kalışı deli ediyordu onu. Mecburdu; çünkü ancak insanların olduğu bölgelerde yemek bulabiliyordu. Zaten insanların bulunmadığı bir bölge yoktu ki. En azından onun ayaklarının gidebileceği mesafelerde… Kum gibi insan vardı ve her biri bir kum tanesinden oldukça büyüktü. Bir de farelerin çok fazla doğurduklarını söylerlerdi utanmadan. Evet, dinlerdi farecik insanları. Onların aksine, dinlemeyi severdi. Bir …
16.05.2018
Her şey iyi giderken neden içi burulurdu insanın? Yoksa kendisinin iyi bir şeyi hak etmediğini düşündüğünden mi? Asıl cezayı biz mi veririz kendimize yoksa? Hayatında her şey ters gidiyordu. Yaptığı hiçbir şeyde başarılı olamadığı gibi, başardığı küçücük bir şey için tam mutlu olup onun ekmeğini yiyecekken; o elinden kayıveriyordu. O nedenle, tedbirli bir şekilde mutlu olmayı öğrenmişti. Bu çok yetersiz geliyordu ona. Uçların insanı olmasa da biraz güven istemenin nesi kötü olabilirdi ki? Diğer yandan da kim neye ne kadar güvenebiliyordu ki bu dünyada? Yine de; insanlar nasıl oluyordu da bu kadar güvenli görünebiliyorlardı? Kendisinde olmayıp onlarda olan neydi? Bir …
15.05.2018
Ona ayrıcalıklı davranamazdı. Başkalarına öyle davransa sorun olmazdı ama ona yapamazdı. Her şey belli olurdu. Kimse öyle düşünmese bile, o bu durumdan öylesine korkuyordu ki, mutlaka bir şey belli ederdi. Sırf bunun için ona en ufak bir ayrıcalık yapmaktan kaçınması gerekiyordu. Böyle yapıyordu yapmasına da; diğer yandan da ona olan muhabbetini göstermek istiyordu. Aşktı bu, kızıl bir oddu. Ya koldan belli ederdi kendisini, ya yakadann… İstese de istemese de; ona farklı gülümsediğini fark etti. En kolay bu fark edilirdi zaten. Onun için gülümsediği an suratını ifadesizleştirmeye alıştırdı kendisini. Ama bu kez de sesinin tonunun değiştiğini fark etmişti. onu değiştirmek çok …
14.05.2018
Bir uçurumun başında, elinde bir sopayla duruyordu. Rüyasında bu sopaya binip uçurumdan atlarsa uçabileceğini söylemişti. Herhangi biri değil, o söylemişti. Rüyasında da olsa, onun söylediği her şeyi dinlerdi. Elinde değildi. Ona kutup yıldızı gibi, pusulası gibi bakardı adeta. O da bunu hiç kötüye kullanmamıştı. onu hiç hayal kırıklığına uğratmamıştı. Şimdi de rüyasında bunu demişti işte ve o buna güveniyordu. Normalde kendisinin rasyonel düşünen birisi olduğunu söylerdi. Başkalarını da dinlemezdi gerçi. Belki, onlar onun rasyonel olduğunu düşünmüyordu ama ondan başka hiç kimsenin ne düşündüğünün bir önemi yoktu ve o da onun rasyonel olmadığını düşündüğüne dair bir işaret vermemişti. Demek ki o …
13.05.2018
Ateşin başında otururken; düşünceleri kıvılcımlar gibi dağınık ve gelgeçti. Bir yerden başlarken başka bir yerde başka biri başlıyor, birbirlerine karışarak bir oluyorlardı. Daha onlar birleşmeden; başka bir taraftan bir başkası baş veriyordu. Bu da bir kütükmüşçesine zihnini tüketiyordu. Düşüncelerini inip kalkan kaşlarından, açılıp kapanan gözlerinden ve buruşan yüzünden okuyabilir; kah ağzından verip; burnundan aldığı, kah burnundan verip ağzından aldığı, kesik kesik nefeslerinden dinleyebilirdiniz. Antik toplumlarda olduğu gibi, onun da ocağı hiçbir surette sönmezdi. Yaktığı ateşte asla kömür kullanmazdı. Çabucacık sönse de hep reçineli ağaç kullanmayı tercih ederdi. Konu ateşe geldi mi; bir Mecusiden daha çok severdi ateşi. Ne var ki, …