Bir kasaba uğramıştım. Bir kilo pirzola ve bir tam dil alıp çıktım. Çıktığımda, oturduğum kenar mahallenin çocuklarının sessizce etrafımı sardıklarını fark ettim. O kadar sessizdiler ki, onları fark ettiğimde çoktan etrafımdaki çemberi daraltmaktaydılar. Uzun boyumun avantajıyla bir adım atayım dedim, adeta su gibi akarak engellediler beni. Tuhaftı, hiç böyle yapmazlardı. Cebimden birkaç kuruş çıkartıp attım, kafalarını bile çevirmediler. Oysa can atarlardı daha önce attığımda paraları kapmak için Yaklaşıyorlardı… Bir miktar güç kullanayım dedim, çokluğun gücüyle baskın çıktılar. Baktım bir şey yapamayacağım, çaresiz, öylece beklemeye başladım. Ne yapacaklardı bana? Yiyecek değillerdi ya.
Etiket: çocuk
14.02.2018
Makası aldı. Paslı bir makastı… Aldı ve saçlarını kesmeye başladı. Yavaş yavaş, adeta tel tel kesiyordu. Her telde gereksiz, boş bir şakırtı yankılanıyordu. Her bir tele atılmış tokatlardı sanki bu şakırtılar. Şak… Bir şarkı öğrenmiş, öğretmeninden sınıfın ortasında söylemek için izin almış… Daha ilk ölçüler… Bir sözcük bile tamamlanmamış daha… Şak… Gerisini anımsamak istemiyor. Şak… Bir kafede, dört kişiler. İkisi kız ikisi erkek ama aralarında hiçbir şey yok, arkadaşlar sadece. Bir parti hakkında konuşuyor üçü. Onun haberinin olmadığı bir parti… Şak… Bir kedi… Onun kucağında gayet mutlu, mırlıyor. Tam o sırada bir kız, kediyi sevmeye çalışıyor. Yapmacık ve gayretkeş bir …
31.01.2018
Tek katlı evimin penceresinin önünde, bir kaç ay içinde, türünü bilemediğim bir ağaç büyümeye başlamıştı. Gövdesi çok güzel kokuyordu ve yamru yumruydu. O kadar şekilsizdi ki, bir zencefil kökü onun yanında dümdüz kalırdı. Bir gün arkadaşımın oğlu gelmişti ve bir oyuncakçıda gördüğü arabayı alamayınca kıyameti koparmıştı. Öyle içli ağlamıştı ki, ağlamaktan yorgun düşüp annesinin kucağında uyuyakalmıştı. Pahalı olan arabayı alamayan annesi en az onun kadar üzülmüştü bu duruma. Bir yandan da bana bir çocuğun her istediğinin yapılmaması gerektiğini söylüyor, imkânsızlıklarının iyi bir yanını bulmaya çalışıyordu. Gerçi haklıydı. Bir çocuğu şımartmak ona kötülük yapmak olurdu. Yine de ikimiz de biliyorduk ki, …
19.01.2018
Susam ve hamurun, simidin kokusuna bayılırken; tadından hiç hoşlanmıyordum. Evimin karşısında duran bir simitçi vardı. Evime her giriş çıkışımda simidin kokusunu duyar, gözlerimi oraya çevirir ve onu görürdüm. Sanki tepeden tırnağa simit kokan o olurdu. Yüzündeki ayva tüylerini oluşturan tüyler tüy değil de susamdı sanki. Her defasında birbirimize gülümserdik ve ben simit almadan geçip giderdim yanından. On iki-on üç yaşlarında bir gençti. Sesi simit satmak için tasarlanmıştı. Daha doğrusu, sesini simit satmak için tasarlamıştı. O akşam, evime girerken rastladığımızda ilk defa beni durdurup simit alıp alamayacağımı sordu. Tadını sevmediğimi söylemek istemedim. Parasını verdim ve simidi elinden aldım. Tadına baktığımda böyle …
03.01.2018
Bir mısır koçanından mısırları teker teker dişleriyle koparıp yemeye başladı. Ona bakıyordum. Bu küçük eylemine bu denli hesaplı bir şiddet sığdırabilmesine hayret ediyordum. O mısır tanelerine acıyordum. Elinin değdiği her şeye, kendi tenine bile acıyordum. Kasaplık yapmaktaydı. Kasaplara ayıp olmasın ama tam o iş için yaratılmıştı. Kesip biçerek en azından, bir nebze olsun, rahatlıyordu. Evlenmemişti. Henüz onunla evlenecek kadar aklını peynir ekmekle yemiş birisini bulamamıştı. Bir çocuğun topu, koçanı tutan eline değdi ve koçan yarısı yenmiş olduğu halde yere düştü. Soluğumu tuttum… Ne yapacaktı acaba? Topa bir tekme de o attı ve çocuklarla oynamaya başladı.
28.12.2017
Bir parka gitmiştim bir gün. Herhalde otuz iki yaşındaydım ama gidip bir salıncağa oturmuştum. Tam sallanmaya başlayacaktım ki, beş yaşında; ama ciddiyetine bakılırsa benim yaşlarımda gibi görünen bir çocuk gelmiş ve: “Abla, biz o salıncağa binmeyiz,” demişti. Nedenini sorunca başını iki yana sallayıp öylece gitmişti. İstifimi bozmadım ve sallanmaya başlamıştım. Keşke çocuğu dinleseydim… Sallanmaya başlar başlamaz, etrafımda tuhaf gölgeler görmüş, acayip sesler duymuştum. Sanki beni fark etmelerini sağlamıştım salıncakta sallanarak. Ardından da yakamı bir türlü kurtaramamıştım onlardan. Sanki o salıncakta işaretlemişlerdi beni ve ondan sonra hayatımın her anında onları gözümün kıyısında görür, kulağımın kıyısında tuhaf seslerini işitir ve dokunma mesafemin …
19.12.2017
Yalancının biriyim… Evet, su katılmamış bir yalancıyım ben. O kadar hızlı ve o kadar mükemmel yalan söylerim ki, en yüksek teknolojiye sahip bir yalan makinesinin testini dahi çok rahat geçebilirim. Burada doğruyu söyleyeceğim. Burası neresi bilmiyorum ama. Bakın, eğer yalan söyleseydim buranın neresi olduğunu bilmediğimi söylemezdim. Bir olta cümleciği atar, karşımdakinin söylediği şeye göre bir şeyler uydururdum. Yalan söyleme dersi madde bir: Yalan etkileşimli olmak zorundadır. Aksi taktirde yalancının mumu dakikasında söner ya da erir. Yani mumun ipten fitili gibi bir şeydir etkileşim bir yalancı için… Her neyse, yalan söyleseydim neden yalan söylemeye ilişkin dersler vermeye çalışayım ki? Madde iki: …
14.12.2017
Hakkımda bilinmesi gereken ne varsa ama ne varsa biliyorlardı. Gerçekten biliyorlardı hem de! Her şeyi… Hangi rengi sevdiğimi, hangi rengi sevmediğimi, ne tür kitaplar okuduğumu, sevip sevmediğim yemekleri, çaya şeker atmadığımı, şekerli çayın midemi bulandırdığını, sodayı çok sevdiğimi, en çok sevdiğim kitabın Pippi Uzunçorap olduğunu, on beş dakika önce ne yediğimi… Gerekli-gereksiz her şeyi… Bilmeleri gerekiyordu çünkü şirketim öyle istemişti. Her şeyi yalansız aktarmalıydım. Gördüğüm rüyaları bile. Tamamen şeffaf olmalıydım. En ufak bir şeyimi gizlersem şirketle olan anlaşma biterdi. Böylece her şey biterdi. İşte o zaman, hakkımda bilinen her şey, tamamen unutulurdu. Yokmuş, hiç olmamış gibi olurdum. Hatta belki öyle …
06.12.2017
Konuşmayı sevmiyordu. Kimseyle… Belki kendi kendisine… Gülmeyi seviyordu ama. İnsanlara gülmeyi seviyordu. Sadece konuşmak gereksiz geliyordu ona. Bir gün bir dergide bir makale okumuştu. Kargalar, papağanlar, maymunlar ve filler diğer hayvanlara göre zekiydi ve bunun nedeni topluluk halinde yaşamalarıydı. Yani bu insanlar için de geçerliydi. Ne kadar iletişim kurarsan o kadar zeki olurdun, beynin o kadar çok gelişirdi. Bu kadar basitti. En azından bu araştırma ve türevleri böyle söylüyordu. Oysa o iletişim kurmayı sevmezdi. Toplumla belli bir iletişimi de yoktu. Yani en aza indirgemişti her şeyi. Peki zekası? Ona göre gayet iyi çalışan bir zihni vardı; çünkü insanları, daha doğrusu …