02.06.2018

Vızır vızır geçen arabaların arasında yavaş yavaş yürüyordu. O kadar sakindi ki, onu o arabaların arasında görenler, bir deniz kıyısında yürüyüş yaparcasına yürüdüğünü gördüklerinde, gerçekliğin ikiye bölündüğünü düşünüyorlardı bir anlığına. Bir anlığına, gerçeklik iki ihtimale bölünüyordu. Bir ihtimalde arabalar varken diğer ihtimalde de genç kadının sakin yürüyüşü vardı ve iki ihtimal aynı sahnede var olamazdı. Gerçekliğe ters düşüyordu bu hengamede bu sakinlik ya da bu sakinlikte bu hengame. Ve zaten, nasıl oluyordu da arabalardan birisi olsun kadını ezmiyordu? Nasıl oluyordu da kadının gözü bile seyirmiyordu. Kör ve sağır olsa bile derisi arabaların oluşturduğu rüzgarda ürperir, burnu arabaların egzoz kokularıyla seyirirdi.. …

Okumaya Devam Et

13.05.2018

Ateşin başında otururken; düşünceleri kıvılcımlar gibi dağınık ve gelgeçti. Bir yerden başlarken başka bir yerde başka biri başlıyor, birbirlerine karışarak bir oluyorlardı. Daha onlar birleşmeden; başka bir taraftan bir başkası baş veriyordu. Bu da bir kütükmüşçesine zihnini tüketiyordu. Düşüncelerini inip kalkan kaşlarından, açılıp kapanan gözlerinden ve buruşan yüzünden okuyabilir; kah ağzından verip; burnundan aldığı, kah burnundan verip ağzından aldığı, kesik kesik nefeslerinden dinleyebilirdiniz. Antik toplumlarda olduğu gibi, onun da ocağı hiçbir surette sönmezdi. Yaktığı ateşte asla kömür kullanmazdı. Çabucacık sönse de hep reçineli ağaç kullanmayı tercih ederdi. Konu ateşe geldi mi; bir Mecusiden daha çok severdi ateşi. Ne var ki, …

Okumaya Devam Et

25.04.2018

Gündelikçilik yaparak hayatını kazanıyordu. Tam yedi ayrı eve gidiyordu. Evlerin hepsi haftada bir temizlik yaptırdığı için iki ev hariç, pek yorulmuyordu. Pazartesi günleri gittiği ev çok güzel kokardı. Bir tek kişi yaşardı evde. Çok az konuşan bir kadın… Bu kadın ona parfüm yaptığını söylemişti. Temizlik malzemeleriyle haşır neşir olmak istemediğinden temizliğini yapması için birisini tutuyordu. Evin bir odasını atölyesi olarak kullanıyordu ve o odaya ondan başka kimsenin girmesini istemediğini daha ilk dakikada söylemişti. Temizlik malzemelerini kadın kendisi alıyordu. Muhtemelen kokularına göre seçiyordu. Gerçi iyi temizliyordu bunlar. Hatta diğer evlerde de aynı markaları kullanmaya başlamıştı. Kadınla aralarında, kendisi temizlik yaparken çoğunlukla …

Okumaya Devam Et

02.04.2018

Bir nohut kadarım ve cinsiyetsizim. Kanatlarım var. Bir nohut gibi yuvarlak değilim. Zarifim. Bazıları benim bir peri olduğumu söylüyor ama ben peri falan değilim. Sadece istenmeyen bir çocuğum. Çocuğun ruhu falan değilim. Onun ta kendisiyim. Bir kürtajdan sonra, nasıl olduysa, oluşuverdim. Ben de bilmiyorum. Annemi takip ettim. Saçlarının arasına kadar tırmandım. O bilmese de bana konuşmayı öğretti. Bir kuştan da uçmayı, kanatlarımı verimli bir şekilde kullanmayı öğrendim. Babamın kim olduğunu bilmiyorum. Orada birkaç kişi varmış. Bunu annem söyledi. Söylerken üzgündü. Bir daha da evlenmedi. On üç yaşındayım şimdi. Belki evlenir ama beni düşünüp üzülmediği bir gün bile olmadı. Onunla konuşmaya …

Okumaya Devam Et

18.03.2018

Bir kadın, bebek arabasını iterek yürüyordu. Arabanın içinde neredeyse birinci sınıfa gidecek kadar büyümüş bir çocuk oturmaktaydı. Kadınla çocuğu görenler çocuğun neden o arabada öylece oturduğunu soran gözlerle kadına bakıyorlardı. Çocuk özürlü müydü acaba? İstisnasız hepsi bunu düşünürcesine çocuğu tepeden tırnağa süzüyordu. Hayır, çocuk özürlü falan değildi. Anne zamanı dondurmuştu ve çocuk bu konu hakkında ne yapacağını bilmiyordu. Hatta bir şey yapması gerektiğini bile düşünemeyecek kadar hoşnuttu bu ilgiden. Artık büyüdüğünü annesinin ölümünden sonra anlayan adam, kayda değer hiçbir şey yapmadığından zamanı yavaş işleyen bir kadın buldu ve evlendi. Aslında kendisi de zamanı yavaş işleyen bir sığınağının olmasından memnun, hareketli …

Okumaya Devam Et

17.03.2018

Rahatsız, katlanabilir bir sandalyeye oturmuş konuşmacıyı tüm dikkatiyle dinliyordu. Temiz olsa da pecmurde kıyafetleri, onlardan çok daha eskimiş botlarıyla oradaki diğer insanların dikkatini çekecek kadar farklı görünüyordu. Vücudu da en az kıyafetleri kadar yıpranmıştı. Doğa şartlarında kavrulmuştu teni. Orada bulunanların çoğunun teni solgundu. Yanına oturduğu kadın gözlerini konuşmacıdan çok ona dikmişti ama o bu ilgiden habersizdi. Konuşmacı en çok onunla göz teması kuruyordu çünkü onu en dikkatli dinleyen kişi oydu. Nasıl dinlemesindi ki? Bu kadın, hayal gücüyle etkileşime geçebilen tek maddenin kaşifiydi ve bu maddenin nereden temin edilip nasıl kullanılacağından bahsediyordu onu dinleyenlere. Bu kadını böyle şevkle dinleyen bu zat …

Okumaya Devam Et

16.03.2018

Geniş bir caddede, kollarını sallayarak ve şarkı söyleyerek yürüyordu. Yanına yaklaşan biri incecik sesindeki mutluluğu ayırt edebilirdi. Orta boyluydu. Koyu renkli saçlarında yer yer daha açık renk boya kullanarak yapılmış süslemeler ve yaptığı makyaj… ona bakan birisi her yönden mutlu olduğunu düşünürdü. Gerçekten de mutluydu. Çok iyi bir işi vardı. Onu çok mutlu eden bir birlikteliği henüz başlamıştı ve son hızla devam etmekteydi. Ailesiyle arası mükemmeldi. Gözle görünür hiçbir sorunu yoktu. Aslında, gözle görünmez hiçbir sorunu da yoktu. Yürürken bir dilencinin yanından geçerken fark etmişti. Dilenciyle aynı şarkıyı söylüyorlardı. “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın…” Dilenci dişleri dökülmüş ağzıyla, genç kadın …

Okumaya Devam Et

14.03.2018

Kilden heykeller yapıyordu. Mesleği buydu. Sanatçı… Seramik sanatçısı… Sonra onları fırınlayacaktı. Sonra da satacak, para kazanacaktı. Sonra yine heykel yapacaktı ve böyle devam edecekti. Yaşlı bir kadın, fırın yandığı için aşırı sıcaktan kafasının bulandığı bir anda, atölyesine girip ondan bir siparişte bulunana kadar çok az kişi varlığından haberdardı. “Heykelimi yap…” Selam dahi vermeden böyle demişti, yüzü kırış kırış olan, gözleri sırlanmış kaya gibi parıldayan kadın. Bir kayayı neden sırlamaya gerek duyacağınız tamamen ayrı bir konuydu. İstifini bozmamıştı genç kadın ve ne kadar büyüklükte bir heykel olmasını istediğini sormuştu yaşlı kadına. –Ben ne kadar büyüksem… Fırın yeterince büyüktü; ama kilden yapılmış …

Okumaya Devam Et

08.03.2018

Karanlık zamanlar yaşanıyordu. İnsanlığın üremesini sağlayacak iki cins arasında büyük, kanlı bir iktidar savaşı kayıplarla sonlanmış, emektar gezegenimiz dünya tükenmişti ve iki ayrı gezegene taşınmıştı insanlık. Bölünmüştü. Kadınlar Kadınya’ya, erkekler de Erkekye’ye… Sperm ithal ediyorlardı kadınlar ve erkek çocuklarını ihraç ediyorlardı Erkekye’ye. Anlaştıkları tek konu da buydu zaten. Artık birbirlerinden nefret ediyorlardı. İki gezegen arasındaki ışıkyılları bile nefretlerini hafifletmemişti. Bu kadim nefret çocuktan çocuğa geçiyordu. Dinlerinde bile karşı cins şeytan oluyordu. Aynı gün, Kadınya’da iki çocuk doğdu ayrı kadınlardan. İki farklı cins… Nasıl olduysa, bir talihsizlik eseri aynı küveze koydular onları bir an. Solukları karıştı birbirlerine. İlk gördükleri şey birbirleriydi. …

Okumaya Devam Et